| ![]() İMAJ GERÇEKLİĞİN TA KENDİSİ Mİ OLDU? Bu röportajımızda, halkla ilişkiler ve reklam sektöründeki kariyerini 'Image-maker' olarak devam ettiren Sevil Güleryüz ile konuştuk. Sevil Güleryüz: Merhaba! Çevremize verdiğimiz imaj, doğrudan görüntüyle başlıyor. İnsanlar sizin içeriğinizin ne olduğunu niye öğrenmek istesin? İşte anahtar soru bu. Önce görüntüyle onların dikkatini çekmeli ve olumlu bir izlenim uyandırabilmelisiniz. Yoksa daha ilk adımda tökezlemiş olursunuz ki, bunu sonradan onarmak nerdeyse imkansız derecede zordur. G.A. - Sizce sağlıklı bir içerik, sağlam bir dış görünüşe gerçekten bu kadar muhtaç mı? S.G. - Kesinlikle öyle! İnsanlar artık ambalaj iyi olmadıkça paketin içinde ne olduğuyla ilgilenmiyorlar bile. Her türlü sunumun birinci şartı 'hoş bir görüntü' arz etmesi. G.A. - Peki ya gerisi? Yani güzel bir dış görüntü içeriği kurtarmaya yetiyor mu? S.G. - Şimdi diyelim ki, pazarlayacak bir ürününüz var. Bu ürün bizatihi siz de olabilirsiniz.... G.A. - Yok, ben kendini o şekilde pazarlayan insanlardan değilim. S.G: - Hayır, hayır. Onu demek istemedim. Mesela bir iş görüşmesine gittiniz veya sizin için önemli bir kişiyle olumlu sonuç almayı umduğunuz bir konuyu tartışıyorsunuz. Diyelim ki, bir kadına çıkma teklif edeceksiniz veya bir iş ortaklığı için görüşme yapıyorsunuz. Sonuçta ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Karşınızdaki kişide olumlu bir izlenim bırakmanız, amacınıza ulaşmanız için birinci koşul. Bu olumlu izlenimi yaratmanın birinci koşulu da, temiz ve her yönüyle olumlu bir görüntü vermeniz. G.A. - Deminki soruya dönelim. Olumlu bir görüntü, içi boş bir muhtevayı kabul ettirmeye yetiyor mu? S.G. - Aslında hayır.. Yeterli değildir. Ama benim çalışma alanım sunumla ilgili. İçeriğin kalitesinin sağlanması benim uzmanlık alanıma girmiyor. G.A. - İnsanların içerikten önce görüntüye önem vermesi çağımıza özgü bir olgu mu? Yoksa eskiden de var mıydı? S.G. - Eskiden reklam ve iletişim şüphesiz bugünkü kadar ileri ve sofistike değildi. Televizyonun yaygınlaşması ve sinema endüstrisindeki gelişmeler neticesindedir ki, artık insanlar 'görüntü'nün en inandırıcı unsur olduğuna karar verdiler. Sanırım bu hep böyleydi. Yani mesela güzel bir kadınla çirkin bir kadını yanyana düşünün. Hangisinin sizinle konuşmasını istersiniz? Böyle bir durumda aslında hangisinin doğruyu söylemekte olduğuna kim aldırır? Güzel bir kadından yalan ve sahte mesajlar almayı, çirkin bir kadından doğruları duymaya tercih etmeyecek bir erkek tanımadım ben şimdiye dek. G.A. - Makyaj da sizin işinizin bir parçası, sanırım? S.G. - Evet. Kesinlikle öyle. G.A. - Bazen kendinizi 'insanların gözünü boyamaya çalışan bir şarlatan' gibi hissettiğiniz oluyor mu? S.G. - Kendimizi kandırmayalım: Epeyce uzun süreden beri imaj çağı hükmünü sürüyor. Görüntünün önemi ve önceliği nicedir içeriği solladı geçti de, ortalıkta bunu açıkça itiraf etmeye yüreği yeten pek fazla yiğit yok. G.A. - Ambalaja kanıp ürünü satın alan müşteri, içerikten veya kaliteden memnun kalmayıp kendini aldatılmış hissederse, kendinizi bu kandırmaca düzeni içinde yer almış biri gibi hissediyor musunuz? S.G. - Çoğu kere işler umduğumuz gibi gitmez. O zaman da, egonun savunma mekanizmaları sağolsun, kabahati yükleyecek birilerini veya bir şeyleri ararız. Genellikle de buluruz. Şimdi kalkıp "Ey insanoğlu! Titre ve kendine dön.." diye yüksekten öğütler verecek değilim. Bana mı kaldı aleme nizamat vermek? G.A. - Yaptığınız işe inancınızın tam olduğunu söyleyebilir miyiz? S.G. - İnsanlara kendini iyi hissetme fırsatı veriyorum. Kolay iş midir bu, siz takdir edin. G.A. -Gazoz Ağacı olarak imajımızı düzeltmek konusunda bize ne gibi tavsiyeleriniz olabilir? S.G.- Hah, sadede geldiniz işte. Yöneticileriniz en kısa sürede benimle temasa geçerse, profesyonel anlamda çalışmaya başlayacağımızı söyleyebilirim. Farkı kendiniz de göreceksiniz. G.A. - Teşekkür ederim, Sevil Hanım. S.G. - Ben de teşekkür ederim. Kravatın bu gömlekle uyuşmamış güzelim. Onu bir ara değiştir. Hadi Ciao! |