Aklıbaşında herkes görüyor ve söylüyor:
Üçüncü Dünya Savaşı çoktan başladı.
Son savaşın (uyanın yahu, İkinci Dünya Savaşı'nı kastediyorum) galipleri kırk yıldan fazla bir süre de Soğuk Savaş yaşatmışlardı dünyaya.
Berlin duvarı yıkılınca da Francis Fukuyama çıktı ve tarihin sonunun geldiğini iddia etti.
Liberal demokrasi ve kapitalist sistem, insanlığın kaçınılmaz kaderi ve gerçekleştirilmesi gereken nihai hedef olarak ilan olundu.
(Siz kitabın buralarına çalışmamıştınız değil mi? Tarih dersinde sözlüye kalkmaya benzemez bu işler. Ama siz önemli işlerinizden geri kalmayın, bu tür şeyleri de işi olmayan öteki insanlar düşünsün.)
Liberal demokrasi, insanlığın takip edeceği yegane yol mudur? İnsanlığın talebi bu mu olacaktır? Yoksa bütün bunlar global emperyalizmin bir yutturmacası mıdır? Modernizm ve özgürleşme, acaba zenginlik ve istikrar için gözden çıkarılabilir hedefler midir? diye kimbilir kaç insan kafa patlattı. Hala da patlatıyor.
Demokratikleşme, insanlığın doğal ve normal bir talebi midir?
(Bu soruyu Greenpeace'çi arkadaşınıza bir sorun, bakalım ne diyecek?)
Globalizasyon denilen devasa süreç, sonunda gelir dayanır ve yerkürenin her yerinde 'modernleşmeye' ve bu arada 'demokrasi ve özgürlüklere' karşı kesin ve sert tepkilerin oluşmasına neden olur mu? Peki bu durumda dünyanın yeni dengeleri nasıl oluşur?
İhtiyaç hasıl olunca, oturdum Karl Popper'ın makalelerini tekrar okudum. Birazcık dialektik materyalizm, azıcık Nostradamus. Acaba 'Emperyalist Batı'ya karşı "Al demokrasini ve insan haklarını bilmem nerene sok. Biz totaliterlik içinde sana kafa tutacağız.." diyen ülkeler Üçüncü Dünya Savaşı'nı kazanırsa ne olacak?
(Dünyanın hali nereye gidiyor? Bütün bu olan bitenin sebebi nedir? gibi sorulara cevap aramak biz delilerin işidir. Bu kadar sıkıcı ve yararsız meselelerle siz niçin canınızı sıkasınız ki? Keyfinize bakın...)
Globalizasyon ve küresel ekonomideki trendler gösteriyor ki, enerji kaynaklarına sahip ülkelerin (mesela Rusya ve İran) hanesine ay doğacak, cepleri çok para görecek. Çünkü, süratle büyüyen ve güçlenen ekonomilerin (mesela Çin ve Hindistan) artan enerji talepleri, uluslararası piyasalarda enerji fiyatlarını arttırmakla kalmıyor; daha kirli ve daha güvensiz bir dünya vaadediyor.
Önem ve zenginlikleri gittikçe artan ve giderek güçlenen bu ülkelerin yakın gelecekte ABD'nin (ve genel anlamda bütün Batı'nın) siyasi ve ekonomik gücünü alaşağı edeceği öngörülüyor.
(Hadi sevinmeye başlayın. Hatta zilleri takıp oynayın. Amerikan emperyalizminin çöküşü en azından teorik olarak ufukta belirdi)
Yalnız ufak bir sorunumuz var arkadaşlar... Bahis konusu ülkelerin (hele de Çin ve Rusya) demokrasi ve insan hakları konularında bizim alıştığımızdan çok farklı fikirleri var. Bu ülkelerin kültürleri ve geçmişlerinde (dolayısıyla bugünkü ekonomik ve siyasi yapılanmalarında) demokrasi ve bireysel özgürlükler yok. İnsanı ve insan haklarını temel alan bir sistem öngörmüyorlar.
Kendi rejimlerinin korunması uğruna kendi insanlarının (veya düşman olarak nitelendirdikleri diğer insanların) gerekirse kitlesel olarak öldürülmelerinde sakınca görmeyen bu 'yeni güçlerin' şu ana kadar insan hakları ihlalleri, yolsuzluk ve mafyalaşma konularında çok belirgin performansları var.
Yoksulluk ve yolsuzlukla mücadelede bu ülkelerin hepsi de başarısız durumda. Bu ülkelerin vatandaşlarının doğal afetler, ihmalden kaynaklanan durumlar ve iç karışıklıklar nedeniyle sıklıkla ve yüksek rakamlarda öldüğünü; bu durumun ise o ülke hükümetlerince birincil öncelikli sorun olarak görülmediğini bilmek ve anlamak durumundayız.
Çin'in iç kesimlerinde ortaya çıkan salgın hastalıkların, Rusya'da meydana gelen terörist eylemlerin ve endüstriyel kazaların yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanabildiğine, bu olayların dünyanın diğer ülkeleri için de ciddi sağlık ve güvenlik tehditleri oluşturmasına rağmen Çin ve Rus yetkililerin 'kendi rejimlerinin yararı adına' olayları örtbas etmek ve inkar etmek gibi opsiyonlar seçtiğine yakın geçmişte defalarca şahit olduk.
Üçüncü Dünya Savaşı'nın galipleri eğer bu ülkeler olacaksa (ki öyle görünüyor) bu savaşın arkasından kurulacak dünya düzeni de bu ülkelerin mutabık kalacağı siyasi ve ahlaki ilkelerle şekillenecek demektir.
Çin ve Rus emperyalizmlerinin neye benzeyeceğini merak ediyorsanız, Çin ve Rus mafyalarına bakmanız bile yeterli olur.
Tarihsel gelişim süreci içinde demokrasi idealinin misyonu bitiyor mu? Kışın ortasında doğalgazınız kesilirse, demokrasi ideali içinizi ısıtmaya yeter mi? Yoksa bütün bunlar bir komplo teorisinden mi ibaret?
Aman canım, nereden bileyim ben?