Bizim insanımız sıkıya gelince "Eğitim şart" der çıkar işin içinden. Bu lafı en çok da enteller eder ha! Sanırsın ki halk eğitimin biçki-dikiş kursunu bitirince bütün işler güllük gülistanlık olacak.
Değil tabii... Orada kastedilen mevzuu başka. Bu lafı eden şahıs demek ister ki yani "Herkes benim gibi eğitimli olsa mesele hallolacak. Ama millet cahil. Bu yüzden işler boka sarıyor."
Doğrudur, bu memleket cehaletten çok çekti. Hala da çekiyor. Ama insaf ile söyleyin: Bu memleket profesörlerden daha çok çekmedi mi? Hala da çekmiyor mu?
Adının başına kamyon plakası gibi PROF kondurmuş adamlar ve madamlar bu memlekette Başbakanlık yapmadılar mı?
(Aradan on küsur yıl geçti, bu profesörlerin deve yaptıkları paralar ve devirdikleri çamlar hala konuşuluyor.)
Bu memlekette bir sürü profesör vardır ki, kimisi gazetelerde köşe yazmak kimisi de televizyonlara çıkmak suretiyle millete türlü şekilde akıllar verirler.
Bu akıllara uyup da işini doğru yapmış, yolunu selamete erdirmiş bir tek kişi var mıdır yahu?
Hele kadın-kız, aşna-fişne gibi konular söz konusu olunca bu profesör milletinin eli ayağı dolaşır. İnce işlerden hiç anlamazlar, anlamadıklarını da bilmezler.. Kendilerini rezil ettikleriyle kalırlar. (Şimdi burada gerçek isimler ve örneklerle konuşmaya da başlarım ama bu profesör milletinin çoğu utançtan sokağa bile çıkamaz o zaman. Delikanlılık bende kalsın)
Bu millet boş yere bunlara 'Kara cüppeliler' demiyor. Bunlar kendi aralarında çok acayip kavgalar da ederler. Kendileri gibi düşünmeyenleri de kapıdan içeri koymazlar.
"Akademik cart curt... bilimsel tırı vırı.." diye başlayan bir nutuk duyarsanız dikkat edin: Bu profesör takımından birisi veya birileri başka birilerinin başına çorap örmektedir.
Üniversite camiasının içinden, yakınından tanıdığı olan herkes bu işlerin nasıl döndüğünü çok iyi bilir. Tez jürilerinden doçentlik sınavlarına kadar ne fırıldaklar çevrildiğini; profesörlük kadrolarının nasıl açıldığını ve bu kadroları kapmak için ne çakallıklar yapıldığını Sebahattin abiniz çok iyi bilir mesela. Ama bu akademik şahsiyetlerden kaç tanesi 'delikanlılık' mevhumunu bilir, onu da takdirlerinize bırakıyorum.
Geçen yazımızda dedik: Avrupa'da eşek çoktur. Velakin, özenecekseniz onların eşekliklerine, domuzluklarına özenmeyin. Bizde de eşek az değildir mesela. Kelle hesabına vurursan fazlası var, eksiği yoktur hatta. (Akademik eşekleri kastediyorum burada, çaktın mevzuuyu?)
Kişi kendin bilmek gibi irfan olmaz, derler. Bu kafayla kırk değil, yüz kırk tane daha üniversite açsan, eşeklik baki kalmayacak mı bu alemde? (Akademik kadro ve bilimsel tırı vırı anlamında dedik. Sen zaten anladın, numara yapma!)
Profesör olmaya değil, delikanlı olmaya çalışın arkadaş!
Ama dikkat: Onun kadrosunu hayat verir, sınavını da felek yapar... Torpili yoktur. Hakederseniz alırsınız ancak.