ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Nerede Benim
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

ŞAN KONSERİ

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Chris de Burgh

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir

Enrico Macias

Charles Aznavour'dan

Ajda Pekkan

Al Bano-Romina Power
Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
BABALARIMIZIN BAYRAKLARI

Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.

Mustafa Kemal Atatürk

30 Kasım 2007 tarihinde Vatan gazetesinde bir haber yer aldı.

Buna göre Seyran Bayeç isimli vatandaşımız; geçtiğimiz dönemde sıkça gördüğümüz bir fotoğrafa atıfta bulunarak fotoğrafta görünen kişilerden birinin kendi babası olduğunu ve fotoğrafın bambaşka bir zamanda çekilmiş oldukça farklı bir resim olduğunu belirtti.

Kendi iddiasına göre, bu iddiasını dile getirmek üzere televizyon programlarına bile başvurmuş ancak TV yapımcıları kendisini reddetmişlerdi.
Söz konusu haber için TIK'layın

Hemen ertesi gün Hürriyet gazetesine yansıyan bir haberde yer alan bilgiye göre, söz konusu fotoğrafı Türkiye'ye lanse eden Bülent Yılmazer "Fotoğraftaki onun babası değil, bu adam doğruyu söylemiyor.." diyordu.
Söz konusu haber için TIK'layın

Konu üzerinde Internet'te yapılacak ufak bir araştırmadan anlaşılacağı gibi, söz konusu resmin ne tür bir hilekarlık ürünü olduğu 2006'da ortaya çıkmış bile.

Çanakkale savaşları uzmanı gazeteci-araştırmacı Yetkin İşcen 25 Mart 2006 tarihli yazısında şöyle demiş:
"Havacı Mehmetçikler" palavrası ise daha komikti... Havacılık Tarihi araştırmacısı Bülent Yılmazer'in, bir Alman pilotunun mirasçılarından aldığı bazı resimlerle yayınladığı kitaptan apartılan bu fotoğraf, bir süredir Internet'te adresten adrese geziyordu...

...Asker olamayacak yaşta ve kılıkta bu iki dilencinin resmini Internet'te 'Türk askeri' veya 'Mehmetçik' diye dolaştıranlarla aynı resimleri poster yapıp millete dağıtanların utanma sıkılmaları kalmamış olsa gerek..."
Bkz. http://www.kanalturk.com.tr/yazi.php?yazi_id=44973

Yetkin İşcen 18 Ekim 2006 tarihli yazısında gene bu konuya -hem de oldukça detaylı bir şekilde ve son derece inandırıcı kanıtlar sunarak- değindi ve "Şehit-şüheda edebiyatı üzerinden bir 'rant sağlama' çabası" nedeniyle bu yalanın devam ettirildiğini açıkladı.
Bkz. http://www.bizkackisiyiz.com/yazi.php?yazi_id=44959

Gene aynı dönemde Emekli Polisler Derneği'nin yayını olan Türkiye Polis Dergisi'nde yer alan bir yazıda bu fotoğrafla insanların kandırıldığı ve haksız kazanç elde edildiği ileri sürülmüştü:

Meçhul askerler sahte çıktı başıklı yazıda şöyle deniyordu:

...Neden asker olamazlar?

  • 1915'te Osmanlı ordusu iyi teçhizatlıydı, askerlerin üstü harap değildi.
  • Şapkaları soluk değil, ayakkabı yok ama çorapları temiz;
  • Uzun boylu askerin üniforması Fransızlarınki gibi soldan düğmeli. Osmanlı'da düğmeler sağda.
  • Aynı orduda iki asker çantasını farklı yerde taşımaz.
  • Sağdaki askerin giydiği Osmanlı subayı giysisi. Osmanlı'da bir subay ile bir er yan yana böyle duramaz.
Bkz. http://kenthaber.com/Arsiv/

Bu iddialar bir televizyon programına da konu oldu. Derginin editörü Suat Demirci ile Bülent Yılmazer'in katıldığı programda, Yılmazer fotoğrafın arkasında yer alan Çanakkale 1918 yazısının ortaya çıkmasıyla şaşırdı.

Yılmazer fotoğraftaki kişilerin üzerindeki üniformalarla ilgili tartışmada da bunların asker olmayabileceğini kabul etti.

* * *

Gerçeklerin çarptırılması sonucu elde edilen bir propaganda mekanizmasıyla karşılaşmıştık yani. O kadar ki, bunun bir YALAN olduğunu söyleyecek olsanız, vatan hainliği ile suçlanabiliyor veya en hafifinden "Bu resim yanlış olsa ne olur? Bizim zaferimiz gerçek ya?.." türünden bir argümanla karşılaşıyosunuz.

Yukarıda link verdiğim haberlere yapılmış okur yorumlarını okursanız göreceksiniz ki, gerçek pek fazla kimseyi ilgilendirmiyor. Türk insanı 'duygusallığını okşayacak' bir meta bulduğunda buna sımsıkı sarılıyor ve asla bunun bir sahtekarlık ürünü olabileceğini kabul etmeye yanaşmıyor.

Bu da bana 2006 tarihli Flags of Our Fathers filmini anımsattı.

James Bradley'in aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan ve Clint Eastwood'un yönettiği filmde, İkinci Dünya Savaşı sırasında Pasifik'teki Iwo Jima adasında yaşanan muharebeler esnasında çekilen bir resmin Amerikan kamuoyunda nasıl bir propaganda ve "para toplama" vesilesi olduğu anlatılıyordu.

Kamuoyuna 'kahraman' diye takdim edilen askerler, yanlış bir tiyatro oyununda tesadüfen rol almış aktörler gibi şaşkındılar ve üzerlerine yapıştırılan 'kahraman' etiketinin ağırlığı altında ezilmişlerdi.

Onların açısından bakıldığında, bütün bu olan biten büyük bir sahtekarlıktan ibaretti ama bunu bir 'yalan' olduğunu açıklamaya güçleri ve imkanları yoktu. Hayatlarını ise bir kahramana asla yakışmayacak şekillerde tamamlamışlardı.

Bu film ve anlattığı öykü hakkında Wikipedia'da çok daha ayrıntılı bilgiler bulacaksınız. Bkz. http://wikipedia.org/Flags_of_Our_Fathers

Bütün bunlardan ne anlıyoruz peki?

Savaş ve olağanüstü zorluk dönemlerinde insanlar bir takım 'kahramanlık' öyküleri duymak ihtiyacındadır. Gerçeklik duygusunun anlamını yitirdiği ve sadece duygusal tepkilerin prim yaptığı bir ortamda ise, gerçek kahramanlık öyküleri ve mitler bir şekilde 'yaratılır' ve kitlelere empoze edilir.

Bu işin duygusal ve maddi rantı o kadar yüksektir ki, gerçekleri anlattığınızda kimse size inanmayacaktır.

  SİNEMA
Antalya Film Festivali
Rocky
Kung Fu Sinemasının
  EDEBİYAT
Nerde O Eski Şarkılar?
Bizim Millet Ne Okuyor?
Gazeteciler
  MÜZIK
Arkadaşımın Aşkısın
Phil Collins
Sen de mi Leyla
  YAŞAM
Aile Müessesesi
Dünya Dışı Hayatlar
Şehirli İnsanların
Pastoral Yaşam Özlemi
  CİNSELLİK
İnsan Neslinin Seks
İnce İş Çevirmek
Bindik Bir Seksüele

Yıldırım Gürses

Başrolde Emel Sayın

Neşe Karaböcek

Arif Susam

Ümit Besen

Zeki Müren

The Best of MFÖ

Fecri Ebcioğlu Sunar

Fransızca & İtalyanca

Semiramis Pekkan

Samime Sanay