| ![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Buna göre Seyran Bayeç isimli vatandaşımız; geçtiğimiz dönemde sıkça gördüğümüz bir fotoğrafa atıfta bulunarak fotoğrafta görünen kişilerden birinin kendi babası olduğunu ve fotoğrafın bambaşka bir zamanda çekilmiş oldukça farklı bir resim olduğunu belirtti.
Kendi iddiasına göre, bu iddiasını dile getirmek üzere televizyon programlarına bile başvurmuş ancak TV yapımcıları kendisini reddetmişlerdi.
Hemen ertesi gün Hürriyet gazetesine yansıyan bir haberde yer alan bilgiye göre, söz konusu fotoğrafı Türkiye'ye lanse eden Bülent Yılmazer "Fotoğraftaki onun babası değil, bu adam doğruyu söylemiyor.." diyordu.
Konu üzerinde Internet'te yapılacak ufak bir araştırmadan anlaşılacağı gibi, söz konusu resmin ne tür bir hilekarlık ürünü olduğu 2006'da ortaya çıkmış bile.
Çanakkale savaşları uzmanı gazeteci-araştırmacı Yetkin İşcen 25 Mart 2006 tarihli yazısında şöyle demiş:
...Asker olamayacak yaşta ve kılıkta bu iki dilencinin resmini Internet'te 'Türk askeri' veya 'Mehmetçik' diye dolaştıranlarla aynı resimleri poster yapıp millete dağıtanların utanma sıkılmaları kalmamış olsa gerek..."
Yetkin İşcen 18 Ekim 2006 tarihli yazısında gene bu konuya -hem de oldukça detaylı bir şekilde ve son derece inandırıcı kanıtlar sunarak- değindi ve "Şehit-şüheda edebiyatı üzerinden bir 'rant sağlama' çabası" nedeniyle bu yalanın devam ettirildiğini açıkladı.
Gene aynı dönemde Emekli Polisler Derneği'nin yayını olan Türkiye Polis Dergisi'nde yer alan bir yazıda bu fotoğrafla insanların kandırıldığı ve haksız kazanç elde edildiği ileri sürülmüştü:
Meçhul askerler sahte çıktı başıklı yazıda şöyle deniyordu:
...Neden asker olamazlar? Bu iddialar bir televizyon programına da konu oldu. Derginin editörü Suat Demirci ile Bülent Yılmazer'in katıldığı programda, Yılmazer fotoğrafın arkasında yer alan Çanakkale 1918 yazısının ortaya çıkmasıyla şaşırdı.
Yılmazer fotoğraftaki kişilerin üzerindeki üniformalarla ilgili tartışmada da bunların asker olmayabileceğini kabul etti.
Gerçeklerin çarptırılması sonucu elde edilen bir propaganda mekanizmasıyla karşılaşmıştık yani. O kadar ki, bunun bir YALAN olduğunu söyleyecek olsanız, vatan hainliği ile suçlanabiliyor veya en hafifinden "Bu resim yanlış olsa ne olur? Bizim zaferimiz gerçek ya?.." türünden bir argümanla karşılaşıyosunuz. Yukarıda link verdiğim haberlere yapılmış okur yorumlarını okursanız göreceksiniz ki, gerçek pek fazla kimseyi ilgilendirmiyor. Türk insanı 'duygusallığını okşayacak' bir meta bulduğunda buna sımsıkı sarılıyor ve asla bunun bir sahtekarlık ürünü olabileceğini kabul etmeye yanaşmıyor. Bu da bana 2006 tarihli Flags of Our Fathers filmini anımsattı.
Kamuoyuna 'kahraman' diye takdim edilen askerler, yanlış bir tiyatro oyununda tesadüfen rol almış aktörler gibi şaşkındılar ve üzerlerine yapıştırılan 'kahraman' etiketinin ağırlığı altında ezilmişlerdi. Onların açısından bakıldığında, bütün bu olan biten büyük bir sahtekarlıktan ibaretti ama bunu bir 'yalan' olduğunu açıklamaya güçleri ve imkanları yoktu. Hayatlarını ise bir kahramana asla yakışmayacak şekillerde tamamlamışlardı. Bu film ve anlattığı öykü hakkında Wikipedia'da çok daha ayrıntılı bilgiler bulacaksınız. Bkz. http://wikipedia.org/Flags_of_Our_Fathers Bütün bunlardan ne anlıyoruz peki? Savaş ve olağanüstü zorluk dönemlerinde insanlar bir takım 'kahramanlık' öyküleri duymak ihtiyacındadır. Gerçeklik duygusunun anlamını yitirdiği ve sadece duygusal tepkilerin prim yaptığı bir ortamda ise, gerçek kahramanlık öyküleri ve mitler bir şekilde 'yaratılır' ve kitlelere empoze edilir. Bu işin duygusal ve maddi rantı o kadar yüksektir ki, gerçekleri anlattığınızda kimse size inanmayacaktır. |