![]()
Biz kimin için yazıyoruz? Bu satırlar kaleme alınırken veya klavyede tıkırdatılırken ne türden insanların okuyacağı umudunu taşıyoruz?
Ama ben kendi adıma bu yazıyı kimlerin okumasını istemediğimi söyleyebilirim:
Siz benim yazılarımı okumayın arkadaş!
Yaşı daha yirmi bile olmamış tüysüz kardeşlerime gelince...
Siz daha babanızın kamışından ilk hayat yolculuğunuza çıkmadan önce ben bu şarkıları dinliyor, bilenlere danışıyor ve harıl harıl yerli-yabancı müzik dergilerini takip ediyordum.
Şimdiki tıfılların hiç biri bilmez, eskilerin çoğu da yalan yanlış hatırlar...
12 Eylül 1980'den sonra gelen askeri yönetimin kitleleri ve özellikle 'gençliği' depolitize ettiği söylenir durulur. Hatta bugün yaşanan olumsuzlukların hepsini o depolitizasyon sürecine bağlama eğilimi vardır. Bu ağır depolitizasyon sürecinin aslında ne kadar acı ve yoğun bir politizasyon sürecinden sonra geldiği ve buna toplumsal bir tepki olduğunu pek az kişi hatırlıyor.
1970'li yılların o karanlık ve dağdağalı zamanlarında sanat da politize olmuştu. Sanatsal estetik ikinci planda kalmıştı. Hatta 'estetik' kavramının 'burjuva şekilciliği' olduğunu iddia edecek kadar kafayı sıyırmış adamlarla doluydu Türkiye.
O dönemlerde Cem Karaca kendine solcu bir söylem tutturmuş bir şarkıcıydı.
Onun o zamanki dinleyici kitlesi, onun müziğinden çok siyasi söylemine saygı duyuyordu sanırım. 1987'de yıllardır uzak kaldığı Türkiye'ye geri döndüğünde eski arkadaşları artık ona 'Dönek' diyorlardı. Çünkü geri dönebilmek için Başbakan Tugut Özal'la Almanya'da görüşmüş ve onun himmetiyle Türkiye'ye dönebilmişti. Solcu arkadaşları bunu asla affetmediler.
Kendi payıma konuşmam gerekirse, Namus Belası adlı şarkıda töre cinayetlerini kutsayan bir şarkıcının nasıl olup da 'solcu veya hümanist olduğunu' iddia edebildiğine hayret ediyorum.
(Ah evet, sevgili tıfıllar.. O tarihlerde kendilerine devrimci diyen ve kendilerinin insan sevgisiyle dopdolu olduğunu iddia eden bir takım solcular "En doğrusunu halk bilir.. Halka inmek gerekir.." diyorlar ve bu bağlamda 'Tecavüze uğradığı için namusu kirlenmiş olduğu kabul edilen genç kızların kendi aileleri tarafından katledilmelerini' halkın sağduyulu davranışı olarak kabul ediyorlardı. Cem Karaca da şarkısında "Namus belasına kıydığımız can bizim.." diyerek bunu mazur gösteren bir söylem benimsiyordu)
1987'de Türkiye'ye döndükten sonra Cem Karaca "eski ideolojik angajmanlarından vazgeçtiğini" açıkladığında eski hayran kitlesi onu terkedivermişti.
1990'ların başından itibaren Türkiye'de pop müzik patlaması yaşanmaya başladığında ise -belki de eski hayran kitlesini kaybetmiş olmanın verdiği kıskançlıkla- "Yeni şarkıların çoğunun sözlerinin saçmasapan olduğunu oysa kendi şarkılarında ortaokul birinci sınıfı bitirmiş birinin anlayamayacağı saçmalıkta hiç bir söz bulunamayacağını" söyledi.
Bunu söylediği talk-show programını bizzat seyrettim. Her ne kadar vardığı ilk yargı doğru olsa da (yeni şarkıların çoğunun sözleri sığ ve saçmaydı hakikaten) ikinci söylediği doğru değildi:
Cem Karaca'yı eleştirmek gerekirse, ona 'dönek' demek yerine, belki de bu çelişkilerden bahsedilmeliydi.
1980'lerin sonlarından itibaren Cem Karaca artık hep küskün ve kırgın bir insan olarak yaşadı. Kendi oğluna bile küskün olarak öldü.
Tamirci Çırağı şarkısı, basit gibi görünen ama mesaj dolu bir öykü anlatmaktadır.
"Burjuva nedir? Bunun büyüğü nasıl oluyor? Küçüğü kaç santim çeker?" şeklinde sorularınızı bana sormayın sakın! Kırmayın kalbimi cehaletinizle! |