Mısır Güzeli - Paris Yolcusu
1954 yılında girdiği yarışmada bu sefer Mısır Güzeli seçilecek ve Mısır sinemasının kapıları onun önünde açılacaktı. İlk olarak Niyazi Mustafa'nın çektiği Sigarah wa kass (Sigara ve bardak) filminde rol aldı. Bu filmdeki kostümleriyle adeta 'Samson ve Dalila' filmindeki Hedy Lamarr'a benzemişti. O yüzden 'Dalila' adını aldı. Sonradan bu isim Fransa'da Dalida olacaktı. Mısır'da Tutankamon'un Maskesi filmini çevirdiği sırada Fransız film yönetmeni Marc de Gastyne tarafından farkedildi. Gastyne, Dalida'ya Fransa'ya gidip şansını Paris'te denemesini tavsiye etti. 1954 yılının Noel gecesi Dalida Fransa'ya doğru yol almaktaydı. Soğuk bir şehirde parasız bir yabancı olarak Paris'teki günleri zorlu geçti. Ama Mısırlı kız kararlıydı ve şans ondan çok uzakta değildi. Kısa süre sonra kabare şarkıcısı olacaktı. Müzik Kariyeri Başlıyor Burada Bruno Coquatrix adından bahsetmek gerek. Paris'teki eski bir sinema salonunu satın almış ve onu büyük bir müzikhole çevirmeyi planlıyordu. Daha sonra bu rüyasını gerçekleştirecek ve efsanevi Olympia müzikholü böylece ortaya çıkacaktı. Coquatrix aynı zamanda Numeros 1 de Demain (Yarının Bir Numaraları) adlı bir radyo programı hazırlamaktaydı. Genç yetenekleri bulup çıkarmayı amaçlayan bu programa davet edilen Dalida Etrangere au Paradis (Cennetteki Yabancı) şarkısını söyledi ve iki önemli adamın dikkatini çekmeyi başardı:
Kısa sürede 300.000 satış rakamını aşan bu plak Eylül 1957'de Dalida'ya ilk altın plağını da kazandıracaktı. 8 Nisan 1961'de Lucien Morisse ile evlendi fakat bu evlilik 1962'de sona erecekti. 1960'lı yılların ortalarına gelinirken Dalida, Monmartre'daki meşhur şatovari evini aldı. 1964'te ise imajını radikal şekilde değiştirerek "sarışın bomba" şekline büründü. Bu yeni saç stili, Dalida'nın yeni ve daha sofistike bir müzik stiline yönelmesiyle aynı döneme denk gelir. 1960'lı yılların başında Yéyé çılgınlığının başını çeken Dalida, 1964'ün sonlarında doğru Fransız müzik sahnelerinin en popüler kadın şarkıcısı olmuştu. 1965'te ise bambaşka bir tarzın hit şarkısını söyleyecekti: La Danse de Zorba.
Dalida'nın kariyeri giderek güçlenirken özel hayatı inişteydi. Monmartre'daki peri masallarını andıran şatosuna her gece yalnız dönüyordu. Ciao Amore
Bu çift, San Remo'da başarılı olmak için kafa kafaya verdiler ve çalışmaya başladılar. Kısa sürede birbirlerine aşık oldular. San Remo müzik festivalinde her biri kendi "Ciao Amore" versiyonlarını söyleyeceklerdi. Ama kaderin başka planları vardı. Dalida ve Luigi Ocak 1967'de San Remo'da sahne aldıklarında üzerlerindeki baskı had safhadaydı. Dalida İtalya'da zaten tanınan bir yıldızdı ama genç Luigi Tenco İtalyan müzik piyasasında yeniydi. Üstelik bu çift, gelecek Nisan ayında evleneceklerini açıkladığı için magazinciler bu çiftin her hareketini ilgi ve merakla takip ediyorlardı. Ne yazık ki bu çift evlenemedi. Çünkü San Remo festivali bir trajediyle sonuçlanmıştı. Ne Dalida ne de Luigi San Remo'da başarılı olamadı. Bu durum Luigi'yi çileden çıkarmıştı. Çokça içki içip bunun üstüne sakinleştirici ilaçlar aldığı bir durumdayken Luigi jüri üyelerine ağır hakaretler etti ve San Remo festival organizasyonunu hilekarlık ve yolsuzlukla suçladı. Bu öfke patlamasının ardından Luigi odasına çekildi ve intihar etti. Dalida ise Luigi'nin ölümüyle yıkıldı. Birkaç ay sonra kendisi de ilaç alarak intihara teşebbüs etti.
Dalida kendisini toparlamayı başardı ve 1967 yazını Fransa'da konserler vererek geçirdi. Bir yandan felsefe kitapları ve Freud okuyarak kendini geliştiriyor, bir yandan da yoga ve meditasyonla uğraşıyordu. 70'li Yıllar:
70'li yıllarda disko çılgınlığı ortalığı sardığında Dalida ortama ayak uydurmakta hiç gecikmedi. 30 yıllık kariyeri boyunca kendi müzik stilini devrin modasına uydurmayı her zaman becermişti. Kariyerindeki bu yükseliş, onun özel hayatına da yansıdı. Richard Chanfray adında yeni bir hayranı vardı. St.Germain Kontu diye kendini tanıtan bu adamın ünvanı sahteydi ama onun Dalida'ya olan ilgisi, sanatçının kendisine güvenini tekrar kazanmasında çok etkili olmuştu. Chanfray'in hayatına girmesiyle Dalida adeta bir Hollywood yıldızına dönüşmüştü. Alain Delon'la düet yaptığı Paroles Paroles şarkısı (1973) ve Dalida'nın adeta simgesi haline gelen ve yedi dakika süren Gigi L'Amoroso şarkısı (1974) hep bu dönemde ortaya çıktılar. Amerika'daki bu Hollywood'vari başarı 1980'lerde Dalida'nın Broadway tarzı show'ları Fransa'ya taşımasına önayak oldu. 5-20 Ocak 1980'de Palais des Sports'da verdiği konserlerin her birinde iki saati aşkın sahne show'ları yer almaktaydı. Dalida'nın uzun süredir Avrupa'da bilinen kariyerinin nihayet farkına varan Amerikalılar onu New York'a davet ettiler. 29 Kasım 1978'de ünlü Canegie Hall'da Dalida'nın gösterdiği performans gerçekten müthişti. 1920'li yıllarda çok sevilen Lambeth Walk şarkısını Dalida'nın yorumuyla dinleyen binlerce izleyici alkıştan adeta salonu yıkacaklardı. 80'li Yıllar: Dalida'nın bundan sonraki kariyerine Cumhurbaşkanı François Mitterand'ın desteği damgasını vurmuştur. Siyasi olmaktan çok kişisel düzeydeki bu destek, Dalida'ya karşı bir muhalefet dalgasının yükselmesine neden oldu. Dalida, Mitterand'ın kişiliğinden ne kadar etkilendiğini hiç gizlemedi. 1981'de Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte Mitterand'ın özel hayatı kamuoyunun ilgi odağı olmuştu. 1982 ilkbaharında Dalida-Mitterand ilişkisi nedeniyle bir skandal patlak verdi ve Dalida kendini Fransa dışına atarak bir yıl sürecek bir dünya turnesine çıktı.
|
| ![]() |