| ![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
1990 yılının Haziran ayı olmalı. Bütün final sınavlarını vermişim, üniversiteden mezun olmama ancak bürokratik işlemler kalmış.
Üniversitenin dışında, çok başka bir platformda fakültemin o zamanki dekanıyla masabaşında oturmuş konuşuyoruz. Pazarlama ve kamuoyu konularında çok ilginç bir dialogun orta yerindeyiz.
Konuşmanın bir yerinde kendimi tutamadım ve hocamın bana yönelttiği bir soruya "Ama her önümüze gelenin fikrini de ciddiye alıp hesabımızı ona göre yapacak değiliz ya?" diye karşılık verdim ellerimi açarak...
Dekanım gülümsedi ve "Peki fikrini ciddiye alacağımız kişiler kimler? Onları bir tanımla, sonra da niçin ötekilerin fikrini ciddiye almayacakmışız, onu bir anlat bakalım.." dedi.
Kıçüstü oturdum, söyleyecek laf bulamadım, sustum kaldım.
Aradan bu kadar zaman geçti, hocamın bana vermiş olduğu hayat dersini aklımda tutamadığım çok zamanlar oluyor.
Dünya 21. Yüzyıl'a paldır küldür girdi. İnsanlığın alışageldiği kavramlar ve düşünceler altüst oldu. Bu gezegende yaşayıp da kafası karışık olmayan bir insan gösterin, ben de size şanslı bir insan göstereyim.
Hele Türkiye'de durumlar iyice karıştı. Anlaşıldığı kadarıyla yakın gelecekte hayat bütün insanlık için daha sıkıntılı ve daha karmaşık olacak.
"Ben konuşan Türkiye istiyorum. Konuşan Türkiye, susan Türkiye'den yeğdir" demişti Süleyman Demirel. Haklı olduğuna inanmak istiyorum.
"Bu işler zaten hep böyleydi. Türkiye şimdi aynaya bakıyor ve kendi gerçeğiyle yeni yeni yüzleşiyor. Enseyi karartmayın." der durur Çetin Altan. İnşallah haklıdır.
Yüzlerce televizyon kanalı, binlerce INTERNET sitesi ve milyonlarca cep telefonu üzerinden Türkiye konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor.
Huzurlarınızda 'Konuşan Türkiye'...
Opet reklamında Cem Yılmaz'ın dediği gibi:
(1990'lı yılların sonlarına doğru "Ağzı olan konuşuyor.." lafı da gündemimize gelmişti, o da aklıma geldi şimdi)
Dışarıdan bakan bir uzaylı, konuşmaktan başka bir iş yapmadığımızı düşünebilirdi. Ama şükür biz uzaylı değiliz.
Dikkatinizi çekti mi?
Bu kadar haklı ve konu üzerinde bilgili kişi bir araya geldiğinde ortaya bu kadar çok haksızlık ve bilgisizlik çıkması da bambaşka bir paradoks.
Ortada bir kakafoni mi var, yoksa yalnız bana mı öyle geliyor?
Konuşan Türkiye, derdini özgürce anlatan Türkiye, kendini serbestçe ifade eden bir Türkiye arzulamıştık. Bu yolda epeyce mesafe kaydettiğimiz görülüyor.
Ama galiba konuşan Türkiye kadar 'anlayarak dinleyen Türkiye' ve 'konuşma ve tartışma adabını bilen Türkiye' özlemini de dile getirmeye başlamak gerekiyor artık.
Ortalıkta gürültü patırtı hüküm sürerken sakin kalmayı başarabilmek... dinlemeye ve anlamaya çalışmak... Akıl ve hikmet sahibi insanlara düşen görev bu olsa gerek.
Kafalar karışıkken, yapılması gereken şey bağırıp çağırmak değil, oturup dikkatle izlemektir.
İşte konuşan Türkiye! Orasını anladık.
Türkiye'nin 'canı acıyarak' yeni yeni öğrendiği bu gerçeği, Haziran 2002'deki
Entelektüel Kimdir? Ne İş Yapar? başlıklı makalesinde inceleyen Feride Kahler bakın neler diyordu:
"Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ve bilgisayar teknolojisi sayesinde, 'bilgi' geniş kitleler arasında hızla dolaşabilir hale geldi.
|