ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Dünya Dışı Hayatlar
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Orijinal Kayıt 21 Şarkı

Ajda Pekkan Nostaljisi

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Enrico Macias

Fransızca & İtalyanca

Edith Piaf - SELECTION

Chris de Burgh
Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
İŞTE SİZE KONUŞAN TÜRKİYE

1990 yılının Haziran ayı olmalı. Bütün final sınavlarını vermişim, üniversiteden mezun olmama ancak bürokratik işlemler kalmış.

Üniversitenin dışında, çok başka bir platformda fakültemin o zamanki dekanıyla masabaşında oturmuş konuşuyoruz. Pazarlama ve kamuoyu konularında çok ilginç bir dialogun orta yerindeyiz.

Konuşmanın bir yerinde kendimi tutamadım ve hocamın bana yönelttiği bir soruya "Ama her önümüze gelenin fikrini de ciddiye alıp hesabımızı ona göre yapacak değiliz ya?" diye karşılık verdim ellerimi açarak...

Dekanım gülümsedi ve "Peki fikrini ciddiye alacağımız kişiler kimler? Onları bir tanımla, sonra da niçin ötekilerin fikrini ciddiye almayacakmışız, onu bir anlat bakalım.." dedi.

Kıçüstü oturdum, söyleyecek laf bulamadım, sustum kaldım.
(Beni bir şekilde tanımış olan herkes şahittir ki, söyeleyecek laf bulamayıp kıçüstü oturmam çok ender rastlanan bir durumdur.)

Aradan bu kadar zaman geçti, hocamın bana vermiş olduğu hayat dersini aklımda tutamadığım çok zamanlar oluyor.


Herkes yüksek sesle konuşmaya, bağırıp çağırmaya başladığında, erdemli kişiye düşen susup beklemek, dinlemek ve anlamaya çalışmak olmalı... Herkese ağzının ayını vermek veya 'işlerin doğrusunu' anlatmaya çalışmak değil.
(Bu işlere soyunmuş yeterince kişi var ve kendi payıma onları 'soyunmamış' halleriyle görmeyi tercih ederdim. Bu halleriyle çok berbat görünüyorlar çünkü.)

Dünya 21. Yüzyıl'a paldır küldür girdi. İnsanlığın alışageldiği kavramlar ve düşünceler altüst oldu. Bu gezegende yaşayıp da kafası karışık olmayan bir insan gösterin, ben de size şanslı bir insan göstereyim.
(Ah hayır, kafasını kullanma işini başkalarına bırakıp kendilerini kullandırtanları kastetmiyorum. Yukarıdaki cümlede 'insan' kelimesini kullanmıştım, hatırlatırım)

Hele Türkiye'de durumlar iyice karıştı. Anlaşıldığı kadarıyla yakın gelecekte hayat bütün insanlık için daha sıkıntılı ve daha karmaşık olacak.

"Ben konuşan Türkiye istiyorum. Konuşan Türkiye, susan Türkiye'den yeğdir" demişti Süleyman Demirel. Haklı olduğuna inanmak istiyorum.

"Bu işler zaten hep böyleydi. Türkiye şimdi aynaya bakıyor ve kendi gerçeğiyle yeni yeni yüzleşiyor. Enseyi karartmayın." der durur Çetin Altan. İnşallah haklıdır.

Yüzlerce televizyon kanalı, binlerce INTERNET sitesi ve milyonlarca cep telefonu üzerinden Türkiye konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor.

Huzurlarınızda 'Konuşan Türkiye'...
Ne çok lafı, anlatacak ne çok şeyi varmış meğerse.

Opet reklamında Cem Yılmaz'ın dediği gibi:
"Konuşuyor, ama boş konuşuyor.."

(1990'lı yılların sonlarına doğru "Ağzı olan konuşuyor.." lafı da gündemimize gelmişti, o da aklıma geldi şimdi)

Dışarıdan bakan bir uzaylı, konuşmaktan başka bir iş yapmadığımızı düşünebilirdi. Ama şükür biz uzaylı değiliz.

Dikkatinizi çekti mi?
Konuşan herkes haklı, herkes her türlü olay hakkında derin bilgi sahibi...

Bu kadar haklı ve konu üzerinde bilgili kişi bir araya geldiğinde ortaya bu kadar çok haksızlık ve bilgisizlik çıkması da bambaşka bir paradoks.

Ortada bir kakafoni mi var, yoksa yalnız bana mı öyle geliyor?

Konuşan Türkiye, derdini özgürce anlatan Türkiye, kendini serbestçe ifade eden bir Türkiye arzulamıştık. Bu yolda epeyce mesafe kaydettiğimiz görülüyor.

Ama galiba konuşan Türkiye kadar 'anlayarak dinleyen Türkiye' ve 'konuşma ve tartışma adabını bilen Türkiye' özlemini de dile getirmeye başlamak gerekiyor artık.
(Ya da ben her zaman olduğu gibi gene yanılıyorum.)

Ortalıkta gürültü patırtı hüküm sürerken sakin kalmayı başarabilmek... dinlemeye ve anlamaya çalışmak... Akıl ve hikmet sahibi insanlara düşen görev bu olsa gerek.

Kafalar karışıkken, yapılması gereken şey bağırıp çağırmak değil, oturup dikkatle izlemektir.

İşte konuşan Türkiye! Orasını anladık.
Hani nerede dinleyen Türkiye?


Bilgi kirliliği denilen kavram nihayet Şubat 2007'de Türkiye'de gazete manşetlerine kadar çıktı. Çok fazla enformasyon akışı, bizi olaylardan 'haberdar' kılmıyor, tam tersine olayların üstünü örtmeye ve dikkatleri dağıtmaya yarıyor.

Türkiye'nin 'canı acıyarak' yeni yeni öğrendiği bu gerçeği, Haziran 2002'deki Entelektüel Kimdir? Ne İş Yapar? başlıklı makalesinde inceleyen Feride Kahler bakın neler diyordu:

"Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ve bilgisayar teknolojisi sayesinde, 'bilgi' geniş kitleler arasında hızla dolaşabilir hale geldi.
...bugün artık 'bilgi' bombardımanına tutulan kitlelerin maruz kaldığı bir 'bilgi kirliliği' sorunu var.
...İşte bu ahval ve şerait içinde entellektüelin (eğer olacaksa) işlevi, bilgi kirlenmesinin kitlelerde yaratacağı zehirlenmeye engel olmaktır."

  YAŞAM
Eşyanın Tabiatı
Yönetici Uyuyor mu?
Aile Müessesesi
  MÜZİK
Still Got the Blues
Charles Aznavour
One Way Ticket
  SİNEMA
Çölde Çay
Turkish Star Trek
Mahremiyet
  CİNSELLİK
Koca Arayan Kadınlara
Arkadaşının Aşkıyım
Teknoloji Sayesinde
  EDEBİYAT
Empati, Sempati
Muhalefet ve Eleştiri
Kültürel Çölleşme:
  VİDEO

Al Bano-Romina Power

Cem Karaca & APAŞLAR

Cyndi Lauper:

The Beach Boys

BoneyM

Her Dem Yeni Türkü

Beş Yıl Önce

Best of STYX