ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Yılmaz Güney: Türk İşi
Geceyarısı Ekspresi
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
TÜRKİYE AB ÜYESİ OLSA DA OLMASA DA

2004 tarihli Avrupa Birliği İlerleme Raporunda "Türkiye'nin Kopenhag Kriterlerini yerine getirdiği" en resmi ağızlardan ve en teknik şekilde ifade edildi.

Gerçi 1856 Paris Konferansı'nda da Osmanlı Devleti'nin Avrupalılığı tescil edilmişti. Avrupa Devletleri Camiasına o zaman da kabul edilmiştik. Sonraki yıllarda Osmanlı Devleti'nin bölünüp parçalanması hızlanarak artmıştı.

Ama bu sefer durum farklı. Diyalektik yasaları, Avrupa Birliği için DE hükümünü sürüyor.
Bu sefer, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ihtiyacı, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne ihtiyacından daha fazla...

Paris başta olmak üzere kıta Avrupasının başkentlerinde Avrupa'nın geleceği tartışılıyor. Türkiye konusu bu tartışmaların ana ekseni gibi görünse de, Avrupa uygarlığı açısından sorun çok daha derin ve karmaşıktır.

Türkiye Avrupa Birliği'ne katılsa da katılmasa da.. bilinen anlamdaki Avrupa Birliği sona ermiştir! Avrupa'daki kafası çalışan bir kısım adamlar bunu çoktan gördüler.
(Avrupalı düşünürler, Birinci Dünya Savaşı'ndan itibaren bu sürecin başladığını görmüşlerdi.)

Bunu göremeyen bazı embesil Avrupalılar ise, "Coğrafi olarak Türkiye Avrupa'ya ait değil.." derken, Kıbrıs'ın ne kadar Avrupalı(!) olabileceğini akıllarına bile getirmiyorlar mesela.. Önlerine harita açsanız bile Brüksel'deki bazı tahta kafalıların hala aklı basmıyor buna!

Bu tahtakafalı Avrupalı politikacı ve bürokratlar hala zannediyorlar ki dünyanın geri kalanı yoksulluk ve savaşlarla acı çekerken, bunlar kendi evlerinde rahatlık ve zenginlik içinde yaşayabilirler...

Gittikçe globalleşen ve küçülen bir dünyada, sermaye kendine yeni pazarlar ve yeni karlar arayıp duruyor. Oysa globalleşmenin bir de karanlık yüzü var ki, yeni yeni ortaya çıkmakta...

Dünyanın başka köşelerinde yüz milyonlarca insan yoksulluk ve çaresizlik içinde yaşarken "Ne yapalım? Onlar da kendilerini doğru dürüst idare etselerdi.. O zaman bu hale düşmezlerdi.." deyip işin içinden çıkamazsınız!

"Biz Leopard tanklarımızı, AIRBUS uçaklarımızı satalım.. İhaleleri kapıp o ülkelerdeki enerji santrallarını biz yapalım. Parsayı biz toplayalım. O ülkelerde işsizlik ve yoksulluk çığ gibi büyüsün, biz umursamayalım. Avrupa'daki rahat ve sıcak mekanlarımızda, haftada 36 saat çalışarak, sağlık ve işsizlik sigortalarımızla günümüzü gün edelim.. Ama o pis göçmenler bizim ülkelerimize gelip rahatımızı bozmasın.." diyemezsiniz!

Doğanın, sosyolojinin ve ekonomi-politiğin yasaları bu cehaletin bedelini ödetir.

"Ama bizim durumumuz da çok kötü.. Bizde de işsizlik, yoksulluk ve suç oranları yükseliyor..." diye sızlanan Avrupalılara lafım şudur: Bunlar daha iyi günleriniz!

Avrupa böyle gelmiş ama böyle gitmez! Gidemez!
Türkiye AB üyesi olsa da olmasa da...

  EDEBİYAT
İnsanlığın Müstehakı
Nerden İnceldiyse
Motiflere Takıldım
  MÜZİK
Modern Talking
Those were the Days
Hasta Siempre
Comandante
  YAŞAM
Kalp Kazanmak
Uğraştırmayın Beni
Maymunlar, Cassandra
  VİDEO
Notre Dame Müzikali
Edip Akbayram
Hasretinle
Ajda Pekkan:
  SİNEMA
Ayşecik ve
Turkish E.T. - Badi
Tüm Zamanların En İyi
  CİNSELLİK
Şu Zavallı Erkekler
Kadının Cinsel Uyanışı
İnsan Neslinin Seks

20. Sanat Yılı

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Gökben