| ![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Bu yazı, KILL BILL filmini -dikkatini vererek- seyretmiş arkadaşlara yöneliktir. Filmi seyretmediyseniz, ilgilenmiyorsanız... bu yazıyla hiç vakit kaybetmeyin.
Memleket meseleleri ve dünyanın halleriyle ilgili konularda bilgi edinmek isteyen arkadaşlara, iki yıl önceki yazılarımı okumalarını tavsiye ediyorum.. Malum, memleketin ve dünyanın gündemi benim yazdıklarımın yaklaşık iki yıl arkasından geliyor.
(Benim ta 1989'da yazdıklarımı 'yeni fikir bulmuş gibi' ikibinli yıllarda televizyonlarda veya kadın dergilerinde dillendiren programcı, editör ve yazarlara ise "Zzzzt Erenköy!" demekten başka bir şey gelmiyor elimden...)
Saat gecenin iki buçuğuna doğru bende şimşek çaktı. (Tavsiye ederim, ayakta kalmayı başarırsanız, en yaratıcı ve orijinal fikirler saat gecenin ikisiyle sabah ezanı arasındaki zamanda aklınıza gelir. Denenmiştir!) Ve ortaya bu yazı çıktı.
Yetmedi, INTERNET üzerinde konuyla ilgili epey bir araştırma yaptım. Meraklılarına öncelikle şunu söylemeliyim:
Mesela, senaryonun orijinal halinde Beatrix, Bill'in evine gelmeden önce kızının hayatta olduğunu öğrenmiştir ve bu konuda ne yapacağıyla ilgili olarak Hattori Hanzo'ya telefon edip talimat alır.
Filmdeki karakterler ve olaylar hakkında Özgür Kurtuluş adlı arkadaşın yazmış olduğu yazıları okumanızı tavsiye ediyorum:
Her ne kadar kendisi kapsamlı ve Freudian yorumlarda bulunmuşsa da, benim altını çizmek istediğim konular şöyle:
b) İster Machiavelli isterse Hz.İsa'nın öğretilerini ele alalım: Beatrix'in elde ettiği Pyrrus zaferinin arkasından (diyelim ki on yıl sonra) büyük bir yıkım gelmesi kaçınılmazdır. Neden? Birinci filmde Vernita Green'i öldürdükten sonra, onun kızına söylediklerini hatırlayınız: "Bir gün intikam almak istersen, seni bekliyor olacağım.." Söz konusu gün geldiğinde, eğer Beatrix elini bir masumun kanıyla kirletmezse; Vernita Green'in kızı, Beatrix'i öldürecektir. Her durumda Beatrix Kiddo, Bill the Snakecharmer ile özdeşlemiş olacak ve 'ortadan kaldırmak istediği' figüre dönüşmüş olacaktır. Ne acı bir yenilgi! c) Bill bir vakitler Beatrix'i öldürmek istemiş ancak daha sonra onun hayatını kurtarmıştır. (Beatrix komadayken Elle Driver'ın hemşire kılığında hastaneye gelmesi ve Beatrix'i öldürmek üzereyken Bill tarafından durdurulması) Beatrix, Bill'in evine geldiği anda en az iki net durumda Bill onu öldürebilecekken bu opsiyonları pas geçmiştir. Bunu aklımızın bir kenarında hep saklı tutalım. d) Budd, aslında Beatrix'e tuzak kurmamıştır. Savunma pozisyonunda kendi evinde beklemektedir. Beatrix'i etkisiz hale getirince, 'ona ne yapacağını' Elle Driver'a sormuştur. "She must suffer till her last breath.." lafını söyleyen Elle Driver'dır ve Budd bunun gereğini yapmıştır. (Çünkü Elle Driver, Budd'a ödeyeceği parayı bu şarta bağlamıştı) e) Hal böyleyken Elle Driver'ın Budd'a kızması, aslında kendi egosunun dışavurumudur. Beatrix'i öldüren kişi olmayı kendisi istiyordu. Oysa bu isteğini telefonda Budd'a söyleseydi, şüphesiz şartlar kendi istediği şekilde gelişecekti. Çıkardığımız sonuç nedir: Elle Driver'ın Budd'ı öldürmesi, tamamen kendi iç dengesizliğinin ve kıskançlığının sonucudur. (Nothing new on the women's front!) f) Özgür Kurtuluş isimli arkadaşımız, yukarıda link verdiğim makalesinde Hattori Hanzo'nun eşcinsel olmasına vurgu yaparak, Beatrix Kiddo'ya yardımcı olan erkeklerin (Hattori Hanzo ve Esteban Vihaio) eşcinsel veya emekli pezevenk olduklarını, bu yüzden de tam ve gerçek erkek sayılmamaları gerektiğini vurguluyor. Senaryonun kesilen bölümünden (bkz. yukarıda verdiğim bir diğer adres) anlıyoruz ki Hattori Hanzo'nun Beatrix'e yardımı sadece kılıç yapmakla sınırlı değildir.
Finali şöyle bağlayayım: Absürditenin derinlerinde bir yerde ise, benim kahramanım Roland Deschain ile Beatrix Kiddo karşı karşıya gelseydi ne olurdu? diye düşünüyorum. Cevabımı kendime sakladım. |