ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN

YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Siz Anlamadığınız İçin
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Fransızca & İtalyanca

Gökben-2 Albümlük CD

Ferdi Tayfur
Derman GAMSIZ Logo Derman GAMSIZ
İNSAN NEDEN EVLENİR?

İnsan neden evlenir?
İnsan mezuniyet ya da ehliyet sınavını nasıl veriyorsa aynen öyle evleniyor:
Her ne pahasına olursa olsun normal, normal, NORMAL olmak için hep aynı kalıbın içine dökülmek istiyoruz.
Herkesten yukarıda olamayınca, altta kalmak korkusuyla herkes gibi olmak istiyoruz.

Evlilik, içinde can verdiğimiz dev bir düzenek, cehennemi bir sahtekarlık, organize bir yalan,oynanması beklenen (ve hatta gereken) belirli roller üzerine oturtulmuş bir kurum.

Gerçek bir aşkı mahvetmenin en iyi yolu bu..Sizi böylesine sevdiğiniz ve peşinden koştuğunuz birşeyden (aşktan) tiksindirmeyi amaçlayan bu kurumu yaratabildiğine göre;aşkın gücü, o inanılmaz kudreti (hani derler ya, aşk anarşisttir.. aşk,asla boyun eğmemektir..) toplumu dehşete düşürmüş olmalı.

Toplum böyledir işte: Kendinizi azıcık mutlu hissettiğinizde, sizi hizaya sokmayı görev bilir.

Peki herkes neden yalnızlıktan kaçıyor?
Çünkü yalnızlık insanı düşünceleriyle başbaşa bırakır, sizi düşünmeye zorlar.
Kimse yalnız kalmak istemiyor, çünkü yalnızlık insana düşünmek için ÇOK FAZLA zaman bırakıyor. İnsan ne kadar düşünürse kafası o kadar fazla çalışıyor, dolayısıyla da o kadar mutsuz oluyor.

Ama bu bilgileri henüz evli olanlardan ve daha evlenmemiş olanlardan saklamak gerek. Tıpkı çocukları pornografiden sakınmak gerektiği gibi. Uyurgezerleri uyandırmak çok tehlikelidir, bilmez misiniz?

Gene de kendinizi kötü hissederseniz, şu üç cümleyi sık sık tekrar edin:

  1. Mutluluk diye bir şey yoktur
  2. Aşk imkansızdır
  3. Hiç bir şey vahim değildir

Frederic Beigbeder'nin Aşkın Ömrü Üç Yıldır adlı kitabını bitirdim geçenlerde. Oradan aldım yukarıdakileri.

Evlilik kurumu, feodal toplum düzeninin gerektirdiği ahlak ve törelerin bir ürünüdür. En hisli duyguların(?) insanı olduğu herkesçe bilinen sakallı bir köşeyazarı geçtiğimiz yıllarda şöyle yazmıştı:
"Evlilik kurumunun içinde aşk olması gerektiği fikrini burjuvazi getirdi. Daha önceleri evlilik ciddi ve somut amaçlara yönelik bir kontrattı ve aşkla ilgisi yoktu."

Karl Marx'ın dediği gibi "Altyapı, üstyapıyı belirler".
Toplumsal kurum ve kuruluşlar uzun vadede toplumun ekonomik faaliyetleri tarafından belirlenir.

Yani ne?
O zamanki üretim biçiminin gerektirdiği toplumsal örgütlenme ve bunun doğurduğu ahlak anlayışı evlilik kurumunu zorunlu kılıyordu. Doğacak çocukların neseplerinin (kan bağlarının) hiç bir tereddüde yer vermeyecek şekilde belli olması şarttı. Yoksa toprak sahibi soylu(aristokrat) sınıf asaletini nasıl koruyabilirdi? Mülkiyetin dağılımında miras yoluyla devredilen malların 'gerçekten doğru ellere' geçtiği nasıl ispatlanabilirdi?

Tarımsal üretimin gerektirdiği 'ucuz ve güvenilir' işgücü, köylülerin çokça ve 'aile' kurumuna sıkısıkıya bağlı çocuklar yapmasını gerektiriyordu.

Ama gelgelelim, endüstri toplumu ve daha sonra gelen endüstri sonrası toplumu (bilgi toplumu,deyin isterseniz) çok daha farklı üretim biçimleri üzerinde yükselmekte.

Kapitalizm önce geleneksel aileyi böldü, çekirdek ailelere ayırdı. Böylece daha fazla tüketim talebi oluşturdu. Doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesi ve kadının evdışında çalışmaya başlayarak üretim sürecine doğrudan katılması,toplumsal ilişkileri baştan aşağı ve geri dönülemez şekilde değiştirdi, dönüştürdü.

Modern toplum düzeni artık bambaşka bir altyapı getiriyor. Bu altyapı ise, feodal toplumdan kalma üstyapıyı artık taşıyamıyor.

Alwin Toffler Üçüncü Dalga adlı kitabında bunları uzun uzun anlatıyor zaten. Benim ayrıca tekrar etmeme gerek yok.

Üniversite bitirmiş kariyer sahibi kadınlar bile bir koca bulmak ve evlenmek hedefine kanalize olmuşken, olayın bilimselliği onları hiç mi hiç ilgilendirmiyor ama...

Bu tür argümanları duyunca çileden çıkıyor ve bu işin bilimsellikle açıklanamayacağını haykırmaya başlıyorlar.
(O sırada çok yakınlarında bulunursanız, sizi tırmalayabiliyorlar bile. Aman dikkatli olun!)

Eh, yazının sosyo-kültürelmesajını da verip okurlarımı da gerçeklere uyandırdığıma göre, artık çıkıp biraz hava alayım bari.

  YAŞAM
Peynirli Patlıcan Kayığı
Mutsuzluğa Karşı
Düğününe Derneğine
  MÜZIK
Bella Ciao
All Hung Up
How Deep is Your Love
  SİNEMA
Star Wars
Turkish Star Trek
Sinemaya Gitmek
  CİNSELLİK
Kadınlar Ne İster?
Bunun Baymayan
Eşcinsel Vatandaşlara
  EDEBIYAT
Nerden İnceldiyse
Motiflere Takıldım
Teori Nasıl Yazılır?

Gülden Karaböcek

Ajda Pekkan

Zeki Müren

Boney M

Neşe Karaböcek