Türkiye'de halkla aydınların arası hep şekerrenk olageldi. Hatta aralarında çok ciddi çatışma ve çekişmeler de oldu.
Hele yazar ve edebiyatçı taifesi hiç adam yerine konmadı; hep itildi, kakıldı, maskara edildi halk tarafından.
Sanatçılar, yazarlar, fikir adamları hep yazdılar çizdiler.
Halkı aydınlatmak, halka inmek vs. vs. dediler hepsi fos çıktı.
Reçeteleri birbiri ardına fos çıktıkça, her seferinde yeni bir hayalkırıklığı dalgasına tosladıkça bu aydın kitlesi kendini suçlayıp durdu.
Nerede yanlış yaptığını, bundan sonra ne yapması gerektiğini düşündü.
Ama buldukları hiç bir formül, derde deva olmadı. Hep hayalkırıklığı, hep hüsran!
Kimileri suçu 'sistem'de ve siyasi liderlerde aradı (sanki onlar sonuç değil de sebepmiş gibi). Kimisi halkın cehaletini ve aydın düşmanlığını tarihsel süreçlere bağlı olarak irdelemeye kalktı. Bu konuda Zülfü Livaneli ve Çetin Altan'ın sayısız makaleleri vardır.
Sebepleri konusunda görüş ayrılığı olsa da şurası kesinleşmişti:
Besbelli, halkımız aydınlatılmak istemiyordu!
Şüphesiz ki, dışarıdan birilerinin gelip neyin nasıl olması gerektiği konusunda ahkam kesmesini kimse istemez. Bu türden ukalaların(!) gözden uzakta olmaları ve üstlerine vazife olmayan şeyler konusunda konuşmamaları tercih edilir.
Aydınlar halktan koptu. Veya halk aydınlardan koptu.
(Lafebeliği yapmayalım, ne zaman bütünleşmişlerdi ki bu ilişkide 'kopmak' fiilini kullanabilelim? Aydınlarımızla halkımız arasında doku uyuşmazlığı vardı. Kimyaları tutmadı.)
Şöyle oldu, böyle oldu.. Bütünleşemediler yani.
Tamam halkla aydınlar birbirinden koptular da...
Halk niye birbirinden koptu ki?
Bugün için durum nedir? Şu halimize bakın!
Değil mi ki halk herşeyin en doğrusunu bilir...
Değil mi ki onların şaşmaz bir sağduyusu bulunmaktadır...
O halde bu kavga gürültünün sebebi nedir?
'Herşeyi bilen' ve 'aydınların ukalalıklarına ihtiyacı olmayan' halkımız niçin birbirine gıcık? Niçin birbirine saygısını kaybetmiş? Niçin hep birbirine kazık atmaya çalışıyor? Niçin birbirlerini çekip vuruyor? Niçin öz kızlarını 'töre falan' diyerek katleden alçak katilleri arasında barındırıyor?
Yanıldığını kabul edebilmek, Batı kültüründe erdemin ve olgunluğun göstergesidir. Bilginiz artıp derinleştikçe, en önce kendiniz farkedersiniz ki daha bilmediğiniz nice şeyler vardır önünüzde. Oralarda insanların toplumsal ve kültürel seviyeleri yükseldikçe, kendi hatalarını kabul etme olgunluğu da artar.
Türkiye'de 'yanıldığını kabul etmek' erdem ve olgunluğun göstergesi addolunmaz. Fikirsel anlamda tutarsızlık, kaypaklık ve zayıflık olarak algılanır. O nedenle sosyal statüsü ve mevkii yükseldikçe insanlarımız 'yanıldığını ve hata yaptığını' KABUL ETMEME eğilimine girerler.
Bir kere 'yanıldığını' kabul ederse, daha sonra asla ciddiye alınmayacağını ve saygı görmeyeceğini düşünür insanlarımız.
(El Hak, haksız da sayılmazlar)
Bu düşünce yapısının Türkiye'de çok büyük bir sosyo-kültürel tahribat yarattığını görmek durumundayız.
Aziz halkımızın çekeceği daha çooook sıkıntı vardır!
Bu sıkıntıları niçin çektiğini anlayabilse bari...