Haftasonunda düğüne davetliydim. Halamın torunu Mikail evleniyor. Allah mesut etsin. (Lafın gelişi böyle söylüyoruz.. Dünya evine girince görecek asıl dünyanın kaç bucak olduğunu... Allah sabır versin, demek lazım esasında.)
Tee kalktık gittik İstanbul'un bir ucuna.. Esenyurt. Hakikaten enteresan ve de ücra bir dünya. Bambaşka bir alem vesselam. Hani belki merak edersiniz diye söylüyorum, oranın da plaka numarası 34, sorarsanız orası da İstanbul il sınırlarında.
Lafı kulağıma geldi, meğer kız tarafı bizim oğlanı pek tutmamış..
Yok efendim bilmem ne mahallesinde müstakil ev tutmamışlar da...
Yok efendim damadın kazancı pek iyi değilmiş de...
E o zaman vermeseydin sen de kızını?!
Bizim oraların bir lafı vardır "Anan turp baban şalgam, sen nereden oldun gülbeşeker?" diye. Bunlarınki de o hesap. Muhterem, siz de işte Esenyurt beldesinin bilmemne mahallesine gecekondu kondurmuşsunuz, bizim oğlan da aynı şekil bir aileden geliyor. Ne bekliyordunuz yani? Çırağan sarayında düğün yapıp Avrupa'ya balayına gideceklerdi de... Yok efendim Tarabya sırtlarında villa mı tutacaklardı?
Şimdiki gençler de bir alem.. Bunların aileleri daha bir cins olmuş yani.
Bu devirde evlenmek zaten başlıbaşına delilik... Bir de olmuşken bilmemnelisi olsun diyorlar. Siz göreceksiniz asıl bilmem neyinizin bilmem neresini ya, hadi bakalım...
Davulcu zurnacının kafa şişirmesinden geçtim (yaş artık kemale erdi, valla gürültüyü kaldırmıyor benim kafam) bir de dikkatimi çekti: Oğlan anaları, kız anaları olsun, artık kendilerine nasıl damat veya gelin arıyorlarsa... Ortalık açık borsaya dönmüş valla, fısır fısır birbirlerini çekiştirip meşreplerine uygun kısmet arıyorlar.
Bulsalar ne gam? Onu da çekiştirecekler.. Yok efendim bizim oğlanın bokundan boncuk çıkıyor, sizin kızın marifetleri nedir? Ve yahut, bizim kız bilmem neresine kuş konduruyor, sizin oğlan bakalım münasip mi? Gençlerin fikrini soran yok!
Düğününe, derneğine sövdürecekler. Tövbe edecem bir daha hiç gitmeyecem diyorum her seferinde. Hısım akrabanın yüzü suyu hürmetine gidiyoruz işte.
Gençler! Bakın size ne diyorum... Evlenmek için oranızı buranızı paralıyorsunuz.. Ama gündüz yediğiniz hurmalar gece nerelerinizi tırmalayacak haberiniz yok!
Evlatlarını evermek için kendilerini paralayan ana-babalar... Siz de yarın ruz-i mahşerde bu işgüzarlıklarınızın hesabını nasıl vereceksiniz, onu düşünün hele..
Düğün dernek bitti ben kahveye uğradım... Oradan Necati gazeteyi gösteriyor bana: Danimarka prensi bilmem kim, Avustralyalı bilmem kimle evlenmiş. Sosyete programı mı burası yahu? Sana ne kim kiminle şey edecekse...
Zamanında yazdım 'Kralı gelse tanımam' diye.. Bu gavur milletinin krallarına bilhassa gıcık oluyorum. Yahu nedir? Danimarka ne marka? Bunların esamisi nedir ki, krallarının hükmünü sayalım? Bunların kralı zaten palyaço, oğlu desen soytarı.. Soytarıyı bir kevaşeyle evlendirmişlerse seni niye geriyor?
Para-pul, mal-mülk zaten tamam. O durumda babam da evlenir?.. Kral dedikleri osuruktan teyyare.. Hah dedim, bizim kız evi azıcık daha dişini sıkaydı da, kızlarını Danimarka prensiyle evlendirseydi.. O vakit ben de onlarla birlik olur, bu krala bir temiz sopa çekmeye giderdik. Sevabı büyük olurdu vallahi!
Düğün dernek mevzuunda bu kadar hevesli ve meraklı millete de böylesi müstehak esasında...