ANA SAYFA
|
Sinema sanatının toplumu değiştiren ve dönüştüren bir etkisi olduğu kesin. Yine aynı şekilde, tarihsel olguları değerlendirmek ve sonraki kuşaklara açıklamak konusunda sinema apayrı bir misyona sahip.
Pornografi konusunda çok farklı ve karmaşık görüşler var. Çoğu insan yasaklar konularak bunu durdurmanın mümkün olmadığını söylüyor. Teknolojik gelişmelerin sağladığı kolaylıkların bir sonucu olarak 'insan cinselliği' denilen cin artık lambadan çıktı ve onu geri döndürmek mümkün değil.
İnsanlık tarihi açısından son derece ilginç ve paradoksal bir dönem yaşıyoruz. Bir yandan teknolojik gelişmeler 'günah işlemeyi' kolaylaştırır ve adeta teşvik ederken; diğer yandan hem Doğu'da hem de Batı'da dinsel fanatizm yükselişe geçti.
Soğuk savaşın sona ermesi ve 11 Eylül sonrası post-modern dünyada hem Doğu hem de Batı ülkelerinde muhafazakar değerlerin ve dinsel doktrinlerin ivme kazandığını görüyoruz.
Diğer yandan muhafazakar ve dindar çevrelerin hatta kimi akademik kurumların pornografinin yaygınlaşmasına şiddetli direnç gösterdiği de bir gerçek.
İLK MODERN TEPKİ FEMİNİSTLERDEN
İkinci Dünya Savaşı sonunda global anlamda yaşanan toplumsal değişim dalgasının bir benzeri de 1968 olayları sonunda yaşanmaya başlamıştı. ABD, Güney Amerika, Avrupa, Orta Doğu ve tabii ki Türkiye'de o dönem yaşanan toplumsal değişiklikleri 1968 olaylarının devamı olarak değerlendirmek gerek.
1968 olayları bütün dünyayı dönüştürdü, değiştirdi. Cinsellik artık sinemada kendine yeni bir kulvar bulmuştu. 1970'li yılların başında Avrupa'da Emmanuelle filmiyle sembolize olmuş bir cinsel özgürlük dönemi yaşanırken Türkiye'de de seks filmleri furyasının o döneme rastladığını hatırlatmakta yarar var.
İşte tam da bu dönemde yani 1970'lerin başında, dinsel ve muhafazakar muhalefetin yanısıra, ABD'de feminist yazarlar da pornografiye karşı protestolarını yükselttiler. Bunların arasında Kate Millet'in 'Sexual Politics' adlı kitabı entelektüeller arasında geniş bir ilgi uyandırdı.
Feministlerin özellikle karşı çıktığı şey, pornografik unsur taşıyan film ve yazılarda kadınların zayıf , güçsüz ve kendi cinselliklerini yaşama konusunda bilgisiz ve beceriksiz olduklarına dair imajlar kullanılmasıydı.
Andrea Dworkin ve Katherine McKinnon gibi radikal feministler pornografi sözcüğünün tanımını genişlettiler. Buna göre pornografi sadece tahrik amaçlı olarak cinsel görsellik unsurları kullanmıyor, aynı zamanda kadınları aşağılıyor ve seks objesine dönüştürüyordu.
Bu çabalar Amerika'da sonuç verdi. 'Indinapolis Anti-Pornography Ordinance' adı verilen bir belge yayınlanarak "kadınları cinsel obje olarak gösteren, onlara acı çektiren, aşağılayan ve şiddete maruz bırakan görüntülerin" pornografi olarak tanımlanması istendi. Ancak ABD Yüksek Mahkemesi bu belgeyi 'ifade özgürlüğü'ne aykırı bularak reddetti.
Hali hazırda bu konu ABD'de herhangi bir netliğe kavuşturulamamıştır.
Milos Forman'ın 1996 tarihli The People vs. Larry Flint filmi o dönemi işlerken "Pornografiyi kısıtlamaya kalktığınız her durumda ifade özgürlüğünü kısıtlamış oluyorsunuz" ilkesini şaşırtıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Sinema sanatının toplumu değiştiren ve dönüştüren bir etkisi olduğu muhakkak. Gene aynı şekilde, tarihsel olguları değerlendirmek ve sonraki kuşaklara açıklamak konusunda sinemanın apayrı bir misyonu da var. Örneğin, Türk seks filmlerini inceleyerek bir dönem Türkiye'sinin tarihsel ve sosyolojik zihin haritasını ortaya koymak bu açıdan çok önemli bir çalışma. Gene aynı prensipten yola çıkarak İngiliz yapımcıların gerçekleştirdiği Pornography - The Secret History of Civilisation(Pornografi - Uygarlığın Gizli Tarihi) adlı belgesel filmde 'pornografi' ekseni üzerinde insanlığın sosyo-kültürel gelişimi çok çarpıcı ve ayrıntılı şekilde, tarihsel gerçeklere bağlı kalınarak anlatılmaktadır. |