ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Neşe Karaböcek

Arif Susam

Ümit Besen

The Best of MFÖ

Fecri Ebcioğlu Sunar

Edip Akbayram

Best Memories

A Glimpse of

Ajda Pekkan

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Çeşitli Albümlerden
Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
DEMEM O Kİ...
(From Hell)

Yatmadan önce kitap okumak iyi bir alışkanlıktır. Ama yatmadan önce Stephen King okumak iyi bir fikir midir, orası tartışılır.

Bir de benim gibi ölçüyü tutturmakta epey zorlananlar vardır: Önce videodan gerilim ve şiddet filmleri izler, sonra da Stephen King okuyup öyle yatarlar.

Yatakta yapılacak daha değişik ve eğlenceli şeyler de olacağını iddia edenler çıkacaktır.
(Yaşlanınca görürüm sizi, o şeyleri de yapamayacak olduğunuz ve geceleri uyku tutmadığı zamanlarda "Ah keşke zamanında kitap okuma alışkanlığı edinseydim. Şimdi böyle sabaha kadar hayalet gibi evin içinde dolaşmak zorunda kalmazdım.." diye sızlanacaksınız.)

Şimdi duruma bu açıdan bakınca komik görünüyor tabii.. Ama geçen gece olan aynen buydu. Bir süredir Stephen King'in yeni çıkan kitabı 'Karanlık Öyküler'i okuyorum. (Stephen King'i çok sevdiğimi beni tanıyanlar bilirler. 26 Ağustos 2002 tarihli yazımda da konuya değinmiştim. Kitabı bitirir bitirmez yorumlarımı kişisel websayfamın ilgili bölümüne asacağım.) Eh, yatmadan önce biraz video seyretmek iyi bir fikir gibi görünmüştü ve seçtiğim film de 'Cehennemden Gelen'di. Zamanında sinemada gidememiştim, VCD olarak bulunca kaçırmadım tabii. Laf aramızda, iyi bir seçimdi, filmi beğendim.

Film hakkında bir yazı yazmaya karar verince, bizim Editör'ün geçenlerde dediği şeyi hatırladım: 5 Kasım 2002 tarihinde film yazılarımdan biriyle ilgili olarak bir okur yorumu gelmişti. (Bizim Editör de Okurlardan Notlar köşesini yenilerken , belli bir süreyi geçirmiş yorumları silebiliyor. Aynı şey bu yorumun başına gelmeden, hemen burada tekrar dikkatinize sunmak isterim) Cenk Güven adlı okurumuz, Çölde Çay filmiyle ilgili yazımı okumuş.. Yorum göndermeden önce de, konuyla ilgili bilirkişi bir arkadaşının fikrini almak istemiş. (Kendisine çok teşekkür ediyorum. Yani bu kadar ciddiyet ve ilgiyle okunan bir yazar olmak çok hoş bir duygu, gerçekten) Okurumuzun arkadaşı St.Murty de sağolsun vaktini ayırmış, yazımı okumuş ve şu yorumu yazmış:

"Cengim yiğidim aslanım.
Filmin kurgusu açısından bu arkadaşın dediklerinin altına aynen imzamı atıyorum.Ancak bu durum arkadaşımızı sıkı film eleştirmeni maalesef kılmıyor.Tam tersi,oturup teomanın şebnem ferahla yaptığı düetin gazıyla televizyonun başına oturup, bütün ön yargı mekanizmalarını devreye alarak izlemeye başlıyor filmi.Tabi ki,bertalucciyi bertalucci yapan, filmi de film yapan fas'ın pastel atmosferini ve malkoviçin usta oyunculuğunu pas geçip,meseleyi salt kurgu düzeyine indirgeyerek gerçek sinema severlere kötü referans verme aymazlığına düşüyor.Sözün özü,bu alper arkadaşımızı sinema konusunda yetersiz buldum.Tavada yumurtayı nasıl yaptığını bilemem.Daha çok vakfıkebir ekmeği yemesi lazım.Hörmetler
St. Murty"

Okuyucu velinimettir. Vakit ayırıp yazdıklarınızı okuyan, size değer verip yorum yazan, hatta konuyla ilgili bilirkişi arkadaşlarına soru soracak kadar yazdıklarınızla ilgilenen okurlarınız varsa, gururlanmanız gerekir. Gazoz Ağacı okurlarına bu vesileyle bir kere daha teşekkür ederim.

(Fesat bir yazar, böyle bir yorum alınca mesela
"Bertalucci de kim? O adamın adı Bertolucci.. Üstelik pastel atmosfer de ne demek? Pastel dediğin şey, yumuşak ve açık renkleri tanımlayan bir sıfat ve resim yapmakta kullanılan bir boya türüdür. Pastoral manzara desen, neyse... Malkovich'in sıtmalı haliyle yattığı yerden oynadığı harmandalını görünce, 'Bu adam süper oyuncu. Sağlığı ve keyfi yerinde olsa, kasap havasını da Ankara misketini de ne biçim oynar aslında' diye düşünmüştüm zaten.." falan der. )

Böyle sıkı bir okur kitlesinin karşısında, geçenlerde seyrettiğiniz bir filmle ilgili yazı yazarken iki kere düşünmeniz gerekir. Daha Trabzon'a kadar çok yolum var, oradan Vakfıkebir ilçesine geçip yeterince ekmek yiyene kadar epey vakit geçecek. O zamana kadar beni idare etmenizi rica ederim.
(Tamam biliyoruz, Giresun'a vardıktan sonra sahil yolunu takip edersen Trabzon'a varmadan Vakfıkebir'e gelmiş olursun.. Demedim mi size? Satır aralarını bile okuyan sıkı okurlarımız var..)

* * *

Gelelim filmimize.. Bu filmde kurgu veya mantık hatası göremedim. 19.Yüzyıl'da yaşamış 'Karındeşen Jack' adı verilen ama asla yakalanmamış ve kim olduğu öğrenilememiş bir katilden bahsediyor film. Karındeşen Jack'in kim olduğuna ve niçin bu cinayetleri işlediğine dair birkaç değişik teori var. Filmimiz, bu teorilerden biri üstüne kurulmuş. (Filmle ilgili ayrıntılı bilgi için bakınız http://www.yanman.com/HomeTheater/Reviews/SIT/)

Filmin konusu kısaca şöyle: 1888 yılı, Kraliçe Viktorya dönemi. Kraliyet ailesinden bir prens, ruhsal bazı sorunlar, kişilik bölünmesi vs. gibi dertlerden muzdariptir. (Ya da kısaca, 'balatayı sıyırmıştır' ya da 'kafayı yemiştir' diyebiliriz) Fahişlerle düşüp kalkar, kendini ressam olarak tanıtıp bohem çevrelere girer çıkar. Bu sırada, fahişelerden biriyle Katolik kilisesinde Katolik nikahı yaparak evlenir. Hatta ondan bir de çocuğu olur.

Viktorya İngilteresi'nde bu durum 'kabul edilemez bir rezaletler silsilesi'dir. Düşünün, ahlak konusunda kesin ve katı prensipleriyle ün salmış bir Kraliçe'nin akrabası bir prens fahişelerle düşüp kalksın. Dahası bir fahişeyle -hem de Anglikan kilisesine kafa tutarcasına- Katolik kilisesinde evlensin. Bir de bu kadından çocuğu olsun. (dikkat, bu çocuk doğrudan Birleşik Krallık Veliahtı oluyor o durumda)

Britanya İmparatorluğu'nun bekası ve toplumun yerleşik ahlak kurallarının sarsılmaması amacıyla, Kraliçe Viktorya bu olayın derhal örtbas edilmesini ister. Kraliçenin gizli servisi olaya ey koyar. Prensi kaçırıp saklarlar ve söz konusu nikahta bulunan bütün şahitlerin (beş fahişenin) öldürülmesi gündeme gelir. Giderek anlarız ki; gizli servisin başındakiler, Londra Emniyet Müdürü ve cinayetleri bizzat işleyen kişi (Karındeşen Jack, Kraliyet ailesinin doktoru Sir William Gull'dır aynı zamanda) aslında Londra Vadisindeki büyük loca üyesidirler.
(Dur bakalım, yazının tam burasında birisi çıkıp "Ne vadisi oğlum? Londra şehri, Chiltern Hills'in güney doğusunda Thames ovası üzerine kurulmuştur. Sen hiç coğrafya bilmiyorsun!" diyecek mi?)

Filmde Masonlar 'cinayet ve komplo düzenleyen, gerekli gördüğünde yargılama yapıp vahşice infazlar gerçekleştiren' insanlar olarak gösteriliyordu. Daha Karındeşen Jack'in kim olduğunu yönetmen bize göstermeden önce, doktor çantasının üstündeki Gönye ve pergel simgesine kamerayı odakladı mesela. Londra Emniyet müdürü de bir mason olarak bu işin içinde, olayları örtbas etmeye çalışıyor. Cinayetleri soruşturan dedektif Abberline rolündeki Johnny Depp, son cinayetten sonra Emniyet müdürünün yakasına yapışıyor ve onun Masonik simgeler taşıyan kol düğmesini söküp atıyor. "Hepinizi yakalayacağım.. Hepiniz bu işin içindesiniz" diyor. Emniyet müdürü korkakça duvara yaslanıyor ve daha sonra yere düşen kol düğmesini mendille saklayarak ortadan kaldırıyor.

Hani özelikle Türkiye'de klasik tepkidir... Bir filmde kötü adam mesela bir doktorsa, "Bu film doktorları karalıyor" diye Tabipler Odası ayağa kalkar.. Veya Hamamcılar esnaf odası 'Bu filmde bütün hamamcılar eşcinselmiş gibi bir mesaj veriliyor..' der. Bu tepkilerin büyük bir kısmını bıyık altından gülerek izlersiniz. Yönetmen veya yapımcı da özür diler bir tonda yırtınır: "Yaa valla öyle demek istemedik. Bu bir film. Herşey film icabı oluyor.Yoksa biz hiç bir kesimi karalamak niyetinde değiliz..' vs vs vs. Bense 'Cehennemden Gelen' filmini görünce Mason locası niye böyle bir tepki gösterMEdi diye şaşırdım. Film vizyondayken de böyle bir tartışma hiç olmadı bildiğim kadarıyla.

Eh, şimdi biraz da araştırmacı gazetecilik yapayım yeri gelmişken. INTERNET'te konuyla ilgili olarak Kuzey Amerikalı masonlar tarafından yazılmış iki yazı buldum: Bunlardan biri http://www.msana.com/fromhell.htm adresinde yer alan ve Richard E. Fletcher imzasıyla Kuzey Amerika Büyük Sekreteryasına yazılmış 21 Ağustos 2001 tarihli bir mektup. "Ekim 2001'de From Hell adında bir filmin vizyona gireceğini öğrendik. Bu filmin senaryosuna temel teşkil eden roman, Karındeşen Jack'in Masonik bağları olduğunu ileri sürüyordu. Bu filmde konunun nasıl işleneceğini tam bilemiyoruz. Ama şu an sinemalarda gösterilmekte olan parçalar bir fikir veriyor. Konuyla ilgili olarak sizi daha sonra bilgilendireceğiz ." diyor. Diğer bir yazı ise bir Mason'un http://www.lonestar.texas.net/~dionysos/fromhell.htm adresindeki kişisel sayfasında karşıma çıktı. Adını vermeyen bu şahıs özetle diyor ki: "Ben filmi beğendim. Masonluğu kötülediğini düşünmüyorum. Ama aslını arayacak olursanız, senaryonun temel alındığı romanın yazarı Stephen Knight meşhur bir anti-mason komplo yazarıdır. Orada mason ritüeli olarak gösterilen şeyler eksik ve yanlış. Buradan anlıyoruz ki, filmin yapımcıları masonluktan anlamıyor. Hem zaten, Johnny Depp'in canlandırdığı karekter olan polis müfettişinin o tarihte Mason OLMAMASINI inandırıcılıktan yoksun buldum" (Yani, Mason olmayan birinin o tarihte Londra'da öyle bir göreve getirilmesi mümkün değildi, demek istiyor)

Şimdi olaya komplo teorileriyle yaklaşacak olursak, mesela http://www.scifidimensions.com/Oct01/fromhell.htm adresindeki yazısında filmi yerden yere vuran üniversite öğrencisi Jim Jenkins kardeşimiz acaba Mason mu? (Geçenlerde seyrettiğim Skulls II adlı filmde de, buna benzer bir komplo senaryosu vardı ama konumuz o değil şimdi.)

Filmin dekor ve kostümleriyle Heather Graham'ın o eşsiz oyunculuğunu es geçen Alper kardeşiniz, maalesef filmle ilgili komplo teorilerine girişerek gerçek sinemaseverlere kötü referans verme aymazlığına düşüyor.

Oysa Cleveland'lı bir üniversite öğrencisi gibi "Johnny Depp ile Heather Graham'ın sıkı bir dil eğitiminden geçirilmesi gerek! O tarihte Londra'da konuşulan İngilizce öyle miydi? Ne biçim bir aksan bu?" dese daha uygun olabilirdi. Sen hem Viktorya döneminin iki yüzlü ahlak anlayışını protesto etmek için Heather Graham'a "Bilmez misin ki İngiltere'de fahişe yoktur, sadece talihsiz kadınlar vardır.." lafını söylet, ama bunu yanlış aksanla söylet.. Olacak iş mi?

Tamam, farkındayım bu yazı fazla uzadı. Ekmeğimi yiyip Stephen King kitabıma döneyim ben.. Daha çok çalışmam lazım çooook!

  VİDEO
Ireen Sheer
Pop Tops
Mireille Mathieu
Asu Maralman
Vien Vien (1974)
Aydın Tansel: Günler Aylar Gelip Geçer (1975)
İlhan İrem

 

 

(1976)
Mireille Mathieu - ADDIO

  EDEBİYAT
Teori Nasıl Yazılır?
Lessons in Love
Okumuş Adam
  SİNEMA
Sinemada En Beğenilen
En İyi 20 Korku Filmi
Turkish Star Trek
  MÜZİK
Enrico Macias (1962)
Adieu Mon Pays
Those were the Days
Hasta Siempre
Comandante
  CİNSELLİK
Evlenmeye Kalkanlara
Eşcinsel Vatandaşlara
Ayrılık Kapıyı Çalınca
  YAŞAM
Dinciler ve Ahlaksızlar
Emperyalizme Karşı
Sıfır Beden Sıfır Kafa
Bakın Siz de

Enrico Macias

Fransızca & İtalyanca

Edith Piaf - SELECTION