ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Ürkütmeyin Vakvakları
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Başrolde Emel Sayın

Beş Yıl Önce

Best of STYX

Gülden Karaböcek

Gökben

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Chris de Burgh

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir

Charles Aznavour

Al Bano-Romina Power
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Araklamacı Sinemacılık Sunar:
BANA ŞANS DİLE

Türk sineması hakkında yıllardır bir sürü şey söylenir durur. Türk filmi dendiğinde sinematografik açıdan genelde yerlerde sürünen bir şeyler akla gelir. Bunu kanıksadık artık.

Arada bir ödül alan Türk filmleri de var, biliyorum. Ama bu filmler 'Türkiye'nin ne kadar geri ve zalim bir ülke olduğunu gösterdiği' ölçüde, Avrupalılar tarafından 'ideolojik ve politik' amaçlı olarak ödüllendirilir. Orada sinematografik ve sanatsal anlamda bir değerlendirme söz konusu değildir.

7 yaşındaki çocuğunuzun rol aldığı piyesi veya folklor oyununu nasıl da ilgiyle ve beğenerek seyredersiniz, değil mi? Aslında sergilenen şeyin sanatsal bir değeri olmadığını bilirsiniz ama bir çocuk piyesinde sanatsal ve estetik değer aramak kimsenin aklına gelmez. Türk sineması da aynen böyle olagelmiştir işte.

Internet çağındayız artık. Dünyanın değişik yerlerindeki sinemaseverlerle tartışabileceğiniz, bilgi alışverişinde bulunabileceğiniz forumlar var.
Hiç biri yoksa http://www.imdb.com var.

Dünyanın herhangi bir yerinde yapılmış bir filmi yalnızca seyretmekle kalmıyor, tabir caizse ıcığını cıcığını çıkararak tartışıyorsunuz dünyanın dört bir yanındaki sinemaseverlerle.

Yeşilçam melodramlarını geride bırakalı çok oldu. (Gerekirse o konuya tekrar tekrar döneriz.. Her bir filmi kare kare irdeleriz, ayrı konu)

Ama artık 1970'li yıllada çektiğiniz bir filmi -Türkçe bilmeyen- Amerikalılar izleyip hangi filmden 'esinlendiğini' tespit edip ağır eleştirilerde bulunabiliyorlar.

The Wave Magazine adlı sitede Seanbaby takma adını kullanan yazarın Türk sineması hakkında yazdığı yazıları bir Türk olarak yüzüm kızararak okudum. Mesela bkz.

http://www.thewavemag.com/pagegen.php?22590
http://www.thewavemag.com/pagegen.php?22477
http://www.thewavemag.com/pagegen.php?22646
http://www.thewavemag.com/pagegen.php?22122

Yazılardaki üslubu bir kenara bırakırsak farkediyoruz ki adamların asıl dile getirdikleri şey, özgün eserlerin ve fikirlerin nasıl bu kadar pervasızca taklit edilebildiği, aşırılabildiği ve bu taklit ve aşırmalardan sonra ortaya çıkan ucubelerin sinema filmi olarak nasıl da zavallı göründüğü...

"Taklit etmeye cüret ediyorsunuz, bari kaliteli bir taklit yapın ki kabahatinizi katmerlendirmeyin!" demeye getiriyorlar...

Adamların farkedemediği kim bilir daha neler var! Mesela Emrah'ın oynadığı 'Sensiz Olmaz' filminin de Tom Cruise'un oynadığı 'Cocktail' filminin BERBAT bir kopyası olduğunu hatırlıyorum.


Bugünkü şartlarda bir filmin prodüksiyonu korkunç maliyetler gerektiriyor. O nedenle 'film yapmak' için ortaya atılma 'cesaretini' göstermiş yapımcıları takdir etmeliyiz.

İyi de.. Madem bu kadar paralar döküp teknik imkanların ve aletlerin en iyisinden yararlanmayı amaçlıyorsunuz, aynı özeni 'özgün senaryo' bulmaya da göstersenize, film yapımcısı arkadaşlar?

Türk sinemasının kalite standardındaki düşüklüğe alıştık artık. Ama Türk sinemacısının 'arakçılıkla' suçlanması da en başta sinemacıları rahatsız etmeli.

Türkiye'de Fikir ve Sanat Eserleri Mülkiyeti ve Telif Haklarına genel bir duyarsızlığımız olduğu ortada. "Amaan, elin oğlu bir senaryo yazdıysa ne olmuş yani? Ucundan berisinden biraz alıversek fena mı olur?"

Olmuyor işte!

Başka türlü olsa, mesela Yunanlılar bizim Karagöz'ümüzü, yok efendim tahin helvamızı, döner kebabımızı aşırıp sanki kendi icatlarıymış gibi dünyaya lanse edince kızıyoruz. Ama elalemin özgün senaryolarını, hatta kendi filmlerinde kullandıkları bazı çekimleri aşırmakta beis görmüyoruz.

Muhtemelen aradaki bağlantıyı bile farketmiyoruz. Bu satırları okuyanlar arasında bile "Yaa ne ilgisi var? Helva ile film senaryosu aynı şey mi? Birisinin masrafı var, ötekini adamın biri uydurup uydurup yazıyor işte.. Maliyeti sıfır.." diyecek olanlar vardır mutlaka. (Halbuki yaratıcı bir yazara yapılabilecek ne büyük bir hakaret bu)

Adamlar 'fikri mülkiyet ve telif haklarına' saygı duydukları, entellektüel değerlerine sahip çıktıkları, beyinsel üretime önem verdikleri ve 'düşünen ve yaratıcı' insanlarını destekledikleri için Mars'a araç gönderip oradan çektikleri resimleri dünyaya gönderebiliyor veya kansere çare buluyorlar.

Düşünceye ve yaratıcılığa prim vermeyen, dahası bu kavramları 'takmayan' Türkiye'nin hal-i pür melali ortada...

Ben eski kafalı bir sinema izleyicisiyim. İyi bir filmin her şeyden önce sağlam (ve tercihan iyi) bir öyküye, tutarlı bir senaryoya dayanması gerektiğine inanırım. Özel efektler, oyunculuk performansı vs. vs. ancak bu temelin üstüne inşaa edilebilir.

İyi film ne demektir?
Tabii herkes bu soruya farklı cevaplar verecektir. Ben kendi payıma, 'ticari başarı'nın bir filmi 'iyi film' yapmaya yetmeyeceğini düşünüyorum. Kaldı ki 'araklanmış' senaryolarla iyi hasılat getiren bir film yapmanız sizi iyi sinemacı yapmaz, yapsa yapsa 'becerikli' bir hırsız yapar.

Mesela Sinan Çetin'in filmleri de ARAKLAMACI SİNEMACILIK tarzının güzel örnekleridir.

Hadi Bay E filminin senaryosunun, Jonathan Mostow'ın (Kurt Russell'ın başrolünü oynadığı) Breakdown filminin senaryosuna çok benzemesi tesadüf(!) olsun. Ama yapımcılığını Sinan Çetin'in yaptığı OKUL filminin öyküsünün Hangman's Curse filminin öyküsüne benzemesi de mi tesadüf?

Bu kadar tesadüfün üstüste gelmesi de NE TESADÜF?


Pardon, BANA ŞANS DİLE adlı filmden bahsedecektim değil mi?

IMDB'ye baktığımızda ne görüyoruz? Bkz.
http://www.imdb.com/title/tt0449832

http://imdb.com/title/tt0449832/usercomments-1 adresinde dikkatli bir sinema seyircisinin yorumunu okuyoruz:

Bu film 2001 tarihinde yapılmışama 2007 yılında vizyona giriyor. Bu durum kendi başına şüphe çekmeye yetmiyorsa, şunu söyleyebiliriz belki:
Yönetmen (ve senarist?) Çağan Irmak, 'araklamacı sinemacılık' örneğini sergilemeye Stephen King ile devam ediyor.
Orijinal basımı ilk olarak 1977'de Richard Bachman takma adıyla yapılan "Rage" (Hiddet) sıradan bir Amerikan lisesinde bunalım geçirip öğretmeni vurarak sınıfı rehin alan 17 yaşındaki Charlie Decker'ın öyküsü.
Hikayenin gelişmesiyle, kendimizi gençlikte yaşanan tutkuların, heyecanların, hayalkırıklıklarının ve umutsuzlukların girdabında buluyoruz.

Bu öykü Türkçe'de 1982 yılında 'Ceset' adıyla basılan kitapta yer alıyor.
Bkz. http://www.gazozagaci.org/260309/kose5a.html#a3

Peki Türk seyircisi olarak biz bu Türk sinemasına müstehak mıyız?

Onun cevabını da siz verin!

  SİNEMA
Tüm Zamanların En İyi
Alem Sana Hayran:
Irreversible
  YAŞAM
Nasıl Fransız Kaldım
Aptal Kutusu
Son Trendler
  MÜZİK
MFÖ: Yalnızlar Garı
Hit Me Baby
BoneyM - Rasputin
  CİNSELLİK
İnsan Neslinin Seks
İnce İş Çevirmek
Bindik Bir Seksüele
  EDEBİYAT
Belki Yollarımız Kesişir
Meşhur Olma Sevdası
Halk Dalkavukluğunun
  VİDEO
C. C. Catch:

Semiramis Pekkan:

Jeane Manson &
C.Delagrange:
Les larmes aux yeux

Çeşitli Albümlerden

Ajda Pekkan

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Enrico Macias

Fransızca & İtalyanca

Edith Piaf - SELECTION