|
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Bakın size delikanlı raconunun en ince meselelerinden birini anlatıyorum bu sefer. Açın kulağınızı da iyi dinleyin.
Delikanlı adam da korkar. Hem de en kabadayısı bile korkar. Bunu akılda tutun bak! Eğer haplanmamışsa herkes bir şeylerden korkar.
Cesur kişi demek korkmayan adam demek değildir.
Peki korktuğun vakit, misal korkman gereken bir durumla karşılaştın diyelim, ne yapacaksın?
Dikkat edin, bak bunları size anlatıp belletecek çok fazla delikanlı kalmadı bizim nesilden.
Askerdeyken sürekli marş söyletirler yürütürken. Niye?
Biz bunu böyle söyledikçe, fazla düşünüp kafayı takmayacaksın dedikçe enteller bozuluyor. Vay efendim sen düşünen insanlara niye çamur atıyorsun? Nasrettin Hoca'nın hindisi gibi düşün düşün, ne olur işin?
Ama bizim bir bildiğimiz var ki konuşuyoruz burada. Düşünen adam da düşüne düşüne taş olmuş da akıl hastanesinin bahçesinde öyle oturuyor işte. Böyle mi olmak istiyorsunuz yani, nedir?
Hem ne demişler? Düşünen kafaya muzır fikirler üşüşür, büyüklerimiz herşeyi bizden iyi düşünür.
Hakikatin vakti yoktur. Hakikat her zaman hakikattir. Delikanlının vazifesi her koşulda üstüne düşeni yapmaktır. Bakın size kendim bizzat yaşamışım, bir hikaye var onu anlatayım. Aramızda kalsın ama, kimselere açık etmeyin. Elli yıldan fazla oluyor. O zaman memleket bambaşka bir iklim. Benim mevsimim ise ilkbahar, şimdiki gibi kış değil! Yerli film gibi geliyor düşündükçe şimdi. Seyfi Baba'nın sağkolu Bacaksız Mahsun abimiz bir gün beni bir vazifeye tayin etti. Adana'ya kadar gidip bir arkadaştan Seyfi Baba'nın emanetini alıp getireceğim. Belime delikli demiri ilk takmışım o zaman. Sanırsın boyum bir karış uzamış. Adamın yürüyüşü bile değişir. Ama iş odur ki onun ağırlığını ve sıcaklığını etinde hissedeceksin. Sonradan kaçış yoktur. Hz.İsa Aleyhisselam buyurmuştu ki: ""Kılıç çeken kılıçla ölür"
El elden üstündür. Sen yiğitsen belki senden daha yiğit biri yoluna çıkacak olursa, bükemediğin eli öpmesini de bileceksin. Adana'ya vardık, verilen adrese gittik ki o-hoo. Meğer Seyfi Baba'nın emanetini alacağımız kişi o zamanlar pavyonlarda sahne alan, namlı bir pavyon yosması. "Programdan sonra arka odaya gel emanetini al.." demiş bana.
Meğer bu kadının belalısı değil miymiş? "Kimdir bre bu civan? Ne arar burada?" deyip ondörtlüyü çıkardı. Namluyu bana doğrultmasıyla birlikte korkmadım desem yalan. Bacaklarım titredi, dizlerim boşandı. Ama İstanbul'a eliboş dönsem bundan daha kötü olacak, efendim. Çektim ben de tabancayı, iki elimle tuttum. Gözlerimi kapadım.
Meğer polis de pusuda beklermiş, o namlı eşkiyayı suçüstü yapsın diye. Ama ben nerden bileyim? Seyfi Baba'nın emanetini alacaz derken tezgahın orta yerine denk gelmişiz. Sonra dediler ki arkadaşı üç yerinden vurmuşum ama ölmemiş. Onun sıktığı kurşunlardan biri benim omzumu sıyırmış, biri sağ baldırıma aha nah şuraya saplanmış. O vakitler Adana ekipler amiri olan komiser çok dayı bir insanmış ki, benim tabancayı anında yok etmişler ortadan. Diyeceğim odur ki, delikanlı adam korktuğu vakit bile vazifesini hatırlayan adamdır. Ve dahi düşünerek vakit kaybetmeyin yani, vazifenizi yapın! Allah yardımcınız olsun.. |