Ian Fleming yaşasaydı bugün 100 yaşını geçmiş olacaktı. Onun en büyük icadı; James Bond'un yaşını tam olarak bilemiyoruz (kitaplardaki deliller biraz karışık) ama ölümsüzlüğe kavuştuğu kesin.
Ian Fleming hayattayken 12 Bond romanı yazdı ama daha sonraları Kingsley Amis ve John Gardner gibi yazarlar James Bond'un serüvenlerini yazmaya devam ettiler. 30'u aşkın Bond romanları serisinin en son halkası şimdilerde piyasada: 'Devil May Care'. Bu seferki yazarımız ise Sebastian Faulks.
Sinemada ise Bond'u canlandıran aktör ne zaman bocalamaya başlasa hemen fişi çekildi ve yerine bir başkası getirildi. Sean Connery aralarında en unutulmaz olanıydı. En sonuncu Daniel Craig'in ikinci James Bond filmi 'Quantum of Solace' toplamda 22. Bond filmi olarak Kasım ayında vizyona çıkacak. Bir zamanlar Bond rolünü oynamış George Lazenby veya Timothy Dalton'ı hatırlayan pek kalmadı. Roger Moore ve Pierce Brosnan' ise bütün bu tarihi sırtlarında taşımaktan yorgun düşmüş gibiydiler.
Faulks'un yeni kitabı 'Devil May Care' pek çok açıdan Fleming'in yazdığı orijinal Bond romanlarından daha iyi. Bir kere Bond diğer roman ve filmlerdekinin aksine, orijinal zamanına geri dönüyor: 1960'ların başında Paris'te başlıyor. Ancak serinin daha önce yazılmış diğer hikayelerine göndermeler de içeriyor.
BOND ROMANLARININ ORTAK ÖZELLİKLERİ
| Belli bir açıdan bakıldığında bütün Bond hikayeleri birbirine benzer: Filmdeki esas kötü adam dünyayı ele geçirmeye çalışır. Bir de bu kötü adamın yardımcısı esas kız vardır ki filmin sonuna doğru Bond'un dayanılmaz cazibesi sayesinde bu kız 'iyi adamların' tarafına geçecektir. Dünyayı ele geçirmeye çalışan kötü adamı yendikten sonra James Bond, çoğu kere elbisesi bile henüz kurumadan, esas kızla halvet olur.
Bond kitapları esasen soğuk savaş fantazileridir. Maddi konforu ve diplomatik önemi ön plana çıkarırlar -ki bu kitapların ilk yazıldığı dönem İngiltere'sinde bu iki özellik de pek kalmamıştı. İngiliz aileleri gıda maddelerini karneyle alıyordu. Savaşın sonunda 'İmparatorluk' artık hoş bir anıdan ibaretti.
Bond kitaplarının İngiliz okurunda böyle bir manevi boşluğu doldurduğunu ve onları Jamaika, Haiti vs. gibi egzotik yerlere alıp götürdüğünü hatırda tutmak gerek. James Bond, bu anlamda İngilizlerin son kahramanıydı.
Bond filmleri de birbirine benzer. İlk başta bir silah namlusunun faaliyete geçmesini izleriz. Sonra Miss Moneypenny ile flörtöz bir görüşme. Filmlerde değişen şey ise yeni teknoloji harikası aletler ve görsel efektlerdir. Ama sinema tarihinde Bond filmlerinin bir özelliği var ki hakkını vermek lazım: Bu filmler sayesinde James Bond hep popüler kaldı ve yıllar içinde okurlar bu romanları satın alıp okumaya devam ettiler.
Fleming ilk iki Bond filmi olan 'Dr. No' ve 'Rusya'dan Sevgilerle'yi görecek kadar yaşadı. Bu iki film aslına en sadık filmler olarak anılırlar. Daha sonra çekilen Bond filmleri, başlıkları haricinde romanlara pek de sadık kalmadılar.
İlk 17 Bond filminin yapımcısı Albert R. Broccoli, filmlerde tanıdığımız 'öteki' Bond'un yaratıcısı olarak bilinir. Mesela "Benim adım Bond. James Bond" repliğini icad eden odur. Fleming'in Bond'u içtiği içkiler konusunda pek de seçici değilken filmlerde izlediğimiz Bond içkisine ve sigarasının çeşidine ve markasına fetiş derecesinde bağlıdır. Fleming'in Bond'u sinemada izlediğimiz Bond'a kıyasla biraz daha şoven ve maço -hatta biraz daha faşisttir denilebilir.
|
Sinemada izlediğimiz bazı Bond'lar:
George Lazenby 'On Her Majesty's Secret Service' (1969); Sean Connery 'From Russia With Love' (1963); Timothy Dalton 'Licence to Kill' (1989); ve Pierce Brosnan 'Tomorrow Never Dies' (1997).
|
JAMES BOND'UN YARATICISI IAN FLEMING KİMDİ?
İster romanlardaki olsun isterse filmlerde izlediğimiz James Bond, bu karakterin yaratıcısından, yani Ian Fleming'ten izler taşır.
1908 doğumlu Ian Fleming, iyi bir aileden gelmesine rağmen eline geçen fırsatları cömertçe harcamış ve girdiği hemen her işte başarısız olmuş biriydi. Onun imdadına yetişense İkinci Dünya Savaşı oldu.
Doğru kişileri tanıyor olmasının sonucu olarak Deniz Kuvvetleri İstihbaratına girdi ve bu birimde komutanlığa kadar yükseldi.
Savaştan sonraysa gönülsüz bir şekilde gazetecilik işine döndü. Bir taraftan da kadınların peşinden koşturdu durdu. 1952'de üçüncü evliliğini Lady Anne Rothmere ile yaptı -ki önceki iki evliliği sırasında bu kadınla ilişkisi zaten devam etmekteydi. Bu ilişkide ikisi de birbirlerini çeşitli defalar aldattılar.
Günde 70 sigara ve bir şişe cin içmek tam da 'James Bond'a yakışan bir tavırdı belki de ama bu tavır Ian Fleming'in 1964'te erkenden ölmesine yol açmıştı. 'Casino Royale' romanını sadece 4 haftada yazıp bitirdiğinde yıl 1952'ydi ve Ian Fleming öldüğü yıla kadar her sene bir James Bond romanı yazdı.