ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
Şarkılar ve Öyküleri
Nostaljinin Sesi Blog
Müzik ve Ötesi Not Defteri
Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Ajda Pekkan'dan

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Başrolde Emel Sayın

Arif Susam
Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
İSTANBUL, YAZMAK ve İSTANBUL YAZMAK

Bunu ilk söyleyen ben değilim, ama bir kere daha teyit etmesi şimdi de bana düştü: Bu İstanbul şehri adamın aklını başından alır. Başka türlüsü mümkün mü? Çeyrek asırdan fazla oldu İstanbul'da yaşamaya başlayalı.. Neler neler gördüm, öğrendim ben İstanbul'da, İstanbul'dan.. Oysa beni şaşırtmaktan vazgeçmedi. Hala evimin kapısından dışarı çıktığım anda turistmişim gibi hissettirmeye devam ediyor.

Yazı yazmak zaten kendi başına bir maceradır. Söyleyecek sözü olan adamın yazacak hikayesi de var demektir. Bu da biraz sıkıntılı iştir doğrusu. Biriktirir, biriktirirsin ve hoop patlama noktası.. O eşikten atlayıverirsin, sonra hadiii.. kelimeler boşanıverir birden kaleminden.. Bazen hızına yetişemezsin hatta.

İstanbul kaldırımlarını yeterince çiğnemişsen, ne Paris ne New York korkutabilir seni. Barcelona'ya, Roma'ya bile "Aaa, bu muymuş hepsi?" dersin de İstanbul'u düşünmekten alamazsın kendini en olmadık şehirlerde ve zamanlarda.

Bu sefer bir kerede söyleyeceğim... Lafı gevelemek yok! Evet, gittim, ben oradaydım. Bizzat yaşadım bunu yani.. Bazı yollar vardır ki hiçbir yere gitmiyordur, tamam mı? Bu, onlardan değildi. Biraz yokuş aşağı iniyordu ama abartmaya da gerek yok yani..

Üsküdar sabit pazarında yürüyorum, yetişmem gereken bir vapurum var. Seyyar satıcılardan biri - seyyar dediğime bakmayın, tezgahı tekerlekli cins ama adam her zaman o köşede dikilir- sokağa doğru bağırmakta: "Konya benim yüzümden ikiye bölündü. Yarısı benim için 'deli' dedi, yarısı 'değil' dedi.. Bir kavgaya tutuştular ki, kimse onları ayıramıyor..." Seyyar satıcıları bile absürd mizah yapan bir şehirde yaşıyorum, keyfe bak!

Hayır, öyle olmaz! Tane tane yazacaksın.. Cümlelerin kısa, kelimelerin anlaşılır olacak. Okuyanın kafası karışmasın. İstanbul'un sana yaptığını sen okurlara yapamazsın... Eh biraz da neşeli ol, canım. Yazıyı yazarken sen eğlenmiyorsan, okuyan okurken neden eğlensin?

Fi tarihinde Çağdaş Fransız Edebiyatı dersini aldığım hocamız Vincent Duclert bize kompozisyon ödevi vermişti: İstanbul'da geceyi anlatın! Ve ben de Fransızca döktürmüştüm: "Quand la nuit tombante a Eminönü temoigne les siffles des bateaux qui deviennent rares de plus en plus, si vous prenez un autobus apres avoir attendu assez longuement, vous allez envisager la solitude du chauffeur..."(*) Alıp seni bir daha.. bir daha çarpar İstanbul.. Sen onu anlayana kadar uyku tutmaz gecelerini.. ve gece ıslak ıslak yapışır tenine, kaçamazsın.

İşi şiirselliğe döküp de süslü laflar etmeye başladın mı bileceksin ki senin kafan karışmıştır arkadaş! Kafan bulanmış demektir o zaman! Aklı berrak olan adamın ne değini herkes anlar. Okuduğunu ilk seferde anlamıyorsan, yazarın derinliğine değil, kafasının karışıklığına vereceksin. Bir türlü anlayamamıştır, o yüzden anlatamıyordur. Yoksa siz Ahmet Altan'ın gerçekten kadınları anlayabildiğini falan mı sanıyorsunuz? Orhan Pamuk İstanbul'u anlatırken sebze ve meyvelerin tasvirine mi sardırdı: hemen uyanacaksın! Ortada bir hıyarlık var demektir. Yok hıyarın iyisi Langa'da mı bulunur? Yoksa Çengelköy bademi en iyisi midir? Bu konuyu da Cemal'le Levent'e bırakmalı, tartışsın dursunlar. Karagöz-Hacivat tadında seyredelim biz de.. Erman Toroğlu da hakemlik yapsın (kabzımal + hakem kombinasyonu burada da işe yaramayacaksa daha başka nerede işe yarar ki?)

Ve vuslat! Galata köprüsünün altında nargile içmek de kısmet oldu yıllar sonra.. Üstelik yanında birayla birlikte.. Ohhh, muhabbete gel! Şehir hatları vapurları ne de güzeldir. Kuğu gibi zariftirler, suyun üstünde mütevazi bir şekilde süzülürler. Asla kasıntı değildirler. Yirmi senedir şu vapurları seyrederim, yüz yirmi yıl daha seyretsem gene de bıkmam gibime geliyor.

Kimisi de ilk seferde anlamaz. Sana lafı tekrar ettirir. Sen soruyu sorarsın, daha soru işaretini koyamadan bir "Ha?" gelir burnuna çarpar! Mesela bizim Sinan öyledir. Cevap vermeden önce vakit kazanmak istiyor sanırım. Ama ben onun coğrafya veya matematik öğretmeni değilim ki? Onu sözlüye mi kaldırdım? Tam o durumda "Zzzt Erenköööy!" de diyebilirsin ama ağırbaşlı bir adama yakışmaz ki bu..

Belediye otobüslerini ve minibüsleri de ihmal etmemek lazım. Onlarda da ne çok hayatlar yaşanır, ne hikayeler anlatılır...

Aklından geçen de nedir? Maraza mı çıkarmak istiyorsun? Bunun sana bir faydası olacak sanıyorsan, sen bilirsin. Hoop, bizde yanlış olmaz! Bu tarz muhabbetler delikanlıyı bozar. Bize gelmez öylesi. Ters olur yani...

Bazen yürümek gerekir. Yürümek iyidir.. Adamın aklını çalıştırır. Yürümeye Sarıyer'den veya Büyükdere'den başlayabilirsin, sana kalmış. Sahil boyunca yürü Tarabya'ya... Hatta dizlerinde derman varsa taa Baltalimanı'na kadar yürü. Ne gam kalır, ne kasavet!

Çok sıkışırsan araya bir fıkra sıkıştırırsın, bak şöyle: Nasrettin Hoca bir gün bindiği dalı kesiyormuş. Yoldan geçen biri "Ne yaptın Hoca? Eşeğe ters binmişsin.." deyince Hoca cevabı yapıştırmış "Sen ne karışıyorsun be adam! Ya tutarsa.."

Canım sıkılıyor, yürüyüşteyim o yüzden.. Anadoluhisarı'na kadar yolum var. Çengelköy'de denize nazır minik bir parkta mola verip, bir şeyler tıkınıyorum. Bir ara az ilerdeki bankta oturan bıçkın delikanlıyla selamlaşıyoruz. Sokakta yatıp kalkan birine benziyor.. Marmara 34'ünü yudumlayıp, elindeki ekmeğini bir sokak köpeğiyle paylaşmakta.. Şişeyi bana uzatıp gülümseyerek soruyor: "Seni daha önce görmedim buralarda.. Yeni mi taşındınız abi?" (Hatırlatayım, yıl 2000'ler, şehir İstanbul, bir parkta ilk defa gördüğüm gariban bir gençten geliyor bu soru bana) Bira teklifini nazikçe reddedip "Üsküdar'lıyım.." diyorum.. Kafasını sallayıp beni süzüyor bir süre.. Çengelköylü olmadığım anlaşıldı, ben uzak(!) bir diyardan, Üsküdar'dan gelmişim. Gözlerinde samimi bir ilgiyle devam ediyor genç adam: "Peki, Üsküdar Anadolu'nun maçlarına gidiyor musun abi?."

Sonuçta ortaya öyle bir şey çıkar ki, paragrafları atlaya atlaya okursan başka yazı, atladığın paragrafları ele alırsan bambaşka bir yazı görürsün. Okurlar bunu farkedebilir mi, bilemezsin. Bu alakasız iki konuyu nasıl çorba yaptığını düşünmek kalır sana da..

İstanbul beni şaşırtmaya devam ediyor.

Hayır, kahveyi sade istiyorum lütfen.. Sütsüz ve şekersiz..

* * *
(*)"Eminönü'ne inen gece, gittikçe seyrekleşen vapur düdüklerine şahitlik ederken, yeterince uzun süre bekledikten sonra bir otobüse binerseniz, şoförün yalnızlığıyla yüzleşeceksiniz..."
  YAŞAM
İstikamet Gökçeada
Sen Türkünü Söyle
Lümpenlik Kader mi?
  SİNEMA
Karamurat
En İyi 20 Film Finali
En Kötü 20 Film Finali
  MÜZİK
STING - Englishman
Nostaljik Müzik
One More
  CİNSELLİK
İnsan Neden Evlenir?
Aşkınızı Sokun
Böyle Kutlanırmış
  EDEBİYAT
Dikkat: Blog Yazmak
Başarı Öyküsü Diye
Edebiyat Piyasaya
  VİDEO

Joe Dassin:

Toto Cutugno:

Edip Akbayram:

Hümeyra: Sessiz Gemi

Leonard Cohen: Dance me to the End of Love

Fikret Kızılok:

Dario Moreno:

Kim Ayırdı Sevenleri