Daha önce duymayan arkadaşlarımız için hatırlatalım: Dünyanın ta öteki ucunda Kore diye bir ülke vardır.
Çekik gözlü insanlar bunlar, aynı Japonlar ve Çinliler gibi. Ama Koreliler ne Japondur ne Çinli. Nasıl bir millettir peki?
Koreliler ikiye ayrılır: Adı "Kim" olanlar ve diğerleri. İnanmayacaksınız belki ama birinci grup çoğunluğu oluşturur. (Bkz. Kore nüfus idaresi kayıtları)
Sizin düşündüğünüzün aksine, Koreliler kimin "Kim" olduğunu kimin olmadığını şıp diye anlarlar.
"Bu çekik gözlülerin hepsi birbirine benziyor zaten. Adını bilsem ne olur bilmesem ne olur?" diyen arkadaşlarım... Sizler de haklısınız. Filmi biraz başa alarak söylemimi şu şekilde değiştireyim o zaman:
Koreliler ikiye ayrılır: Kuzey Koreliler, Güney Koreliler.
Esasen aynı milletten olup konuştukları dil bir olsa da, rejimleri farklı iki devlettir bunlar.
Bir zamanlar Doğu ve Batı Almanya vardı, hatırlar mısınız? Aynen öyle işte..
Güney Kore çeşitli sancılı dönemlerden geçtikten sonra dünya kapitalist sistemine entegre olmuş, kendi çapında ekonomik mucizeler gerçekleştirip Asya Kaplanı terimini dünya ekonomik literatürüne kazandırmış; fakat buna rağmen çıktıkları milli maçın daha ilk saniyelerinde Hakan Şükür'den gol yemiş bir ülkedir.
(Bkz. 2002 Dünya Kupası, Kore-Türkiye 3.lük maçı)
Bu golü onlara atan adamın kim olduğu bir yana, dünya kupasının en hızlı golünü yemiş bir ülkenin bilemiyorum artık daha nesini anlatmalı?
Kuzey Kore denilen ülke ise adı 'Cumhuriyet' olduğu halde babadan oğula geçen bir hanedan tarafından yönetilen (ki bu haliyle Suriye Arap Cumhuriyeti'ne benzemektedir) ve kendi halkı açlıktan kırılırken nükleer silah yapıp başarıyla deneyen bir ülkedir.
Irak'taki kitle imha silahları var mıydı yok muydu argümanının aksine, Kuzey Kore "Bizde nükleer bomba var mı yok mu diye boşuna tartışmaya girmeyin. İşte bakın deniyoruz..." diyerek bombasını aslanlar gibi denedi. O sırada 4.2 Richter ölçeğinde deprem yarattılar.
Başta ABD olmak üzere, global dünya düzenine ters çıkışlar yapan bu ülkenin ufak tefek lideri Kim Jong Il "Madem bu kadar rahatsız oldunuz, bir daha deneme yapmayız. Nükleer bombalarımızı direkman sizin kafanızda patlatırız" tarzında nazik bir üslupla konuşurken; ABD ise "Sizin bomba sahibi olmanıza bir şey demiyoruz da, bu bombaları önünüze gelene satacak olma ihtimaliniz bizi endişelendiriyor" demektedir.
Kuzey Kore'nin şu ana kadarki vukuatları arasında sahte Viagra üretip dünyada pazarlamak (ki etkisinin gerçek viagradan daha iyi olduğu söyleniyor ama takdir edersiniz ki bunu ben bilemem) aslından ayırdedilmeyecek kalitede sahte ABD doları basmak (yani resmen kalpazanlık yapmak) İran ve Pakistan'a nükleer teknoloji satmak gibi sabıkalar vardır.
Bu kadar ansiklopedik bilgiden sonra hadi biraz fikir egzersizi yapalım:
1- Anti-Amerikan bir tutum sergilediğine göre Kuzey Kore'nin tutumunu desteklemeli miyiz?
(Bu konuda Hugo Chavez'den bir yorum almam mümkün olmadı. Evo Morales'in aklı zaten ermiyor. Greenpeace'ten çıt yok. Türk yetkililer ve kanaat önderleri Kuzey Kore'nin nükleer programı hakkında ne düşünüyor bilmiyorum)
2- Bu Kuzey Koreli arkadaşlar nükleer füzelerini Güney Kore veya Japonya'ya atarlarsa bizim tutumumuz ne olmalı?
(ki hiç de ihtimal dışı bir durum değil bu. Japonya'nın tarihinde iki nükleer bombaya hedef olmak var zaten. Kuzey Kore ise Güney Kore'nin gemilerine ve uçaklarına saldırıyor arasıra)
Global dünya düzenine karşı sert duruş sergiliyorlar diye Kuzey Korelileri alkışlayacak mıyız yoksa "Çok ayıp ettiniz.." diye kınayacak mıyız?
(Milliyet gazetesinin duyarlı görünen salak yazarlarından bu konuda bir yorum okumadım şu ana kadar. İslamcı basın ise Yecüc Mecüc kavimleri arasında çıkması muhtemel bir nükleer savaş hakkında fikir beyan etmiş değil)
3- Peki bu Kuzey Kore'li arkadaşlar çantada taşınabilecek boyutlarda bir nükleer bombayı mesela El Kaide'ye satarlarsa ve de El Kaide elemanları bu bombayı İstanbul'da patlatacak olurlarsa acaba imanımız ve Amerikan aleyhtarlığımız zarar görür mü?
4- Kuzey Kore'ye demokrasi gelmeli mi?Yoksa böyle kalsın iyi mi?
Zamanında Kore'yi komünizm belasından kurtarmak için ta oralara asker göndermiş bir ülkenin vatandaşları olarak bu kadarını da merak etmeyelim mi yani?
Konuyla doğrudan ilgisi yok ama gene de aklıma takılıyor:
Birinci Dünya Savaşı'nda kaybedenlerin tarafındaydık. Neticede koskoca Osmanlı Devleti elden gitti.
İkinci Dünya Savaşı'na girmedik ama milletimiz ve devletimiz Hitler rejimine muhabbet ve sevgi duyuyordu. O rejim de yıkıldı gitti.
Şimdi Üçüncü Dünya Savaşı sürüyor peki biz nerede saf tutuyoruz?
Nükleer enerjinin her türlüsüne karşı olan anti-nükleercilerimiz ve Greenpeace'çilerimiz İran ve Kuzey Kore'nin nükleer programları hakkında ne düşünüyor acaba? Açıklasalar da meraktan kurtulsak.