|
WHERE DID YOUR HEART GO?
'Sex and the City' dizisinin tek bir bölümünü bile seyretmek kısmet olmadı. Halbuki esprisini bile yapardık:
Seksendi siti deyince... Seksenli yıllar ne alemdi! Doksanlı yıllar gelip de müzik, müzik olmaktan çıkmadan önceki son dönem.
Tanita Tikaram 'Twist in My Sobriety' ve Black 'Wonderful Life' şarkılarını ortama yaydığında takvimler 1989 yılını gösteriyordu ve ben dinleyip dinleyeceğim en güzel şarkıların bundan önceki dönemde kaldığını anlamıştım.
Seksenli yıllarda veya daha önce müzik yapmaya başlamış ustalar daha sonraki yıllarda da müzik yapmaya devam ettiler ve şahsi fikrimi soracak olursanız şu aralar en iyileri hala onlar. (Ki o ustalar Sting ve Elton John'la başlar, yerlilerden Teoman'a kadar uzanır)
Ama aslında daha iyiye doğru gitmediklerinin sanırım onlar da farkında. Daha fazla para kazanıyor olabilirler ama Bonnie Tyler'ın
(Hey Chris de Burgh, sen o güzelim baladları bırakıp rock yapmaya 1990'ların başında karar vermiştin değil mi? 'Power of Ten' was disastrous, man! 90's somehow defected you, too)
Yonca Evcimik 'Abone'yi söylediğinde (1992) Türk pop ve rock müziğinin de mezarına ilk kazma vurulmuş oluyordu. Fatiha okumak için sayılı zaman kalmıştı artık.
Mesela Teoman şu an en iyisi. Ama onu bir de 1988 yazında Boğaziçi Üniversitesi'nde verdiği konserde izlemeliydiniz! Uzun saçları vardı ve İngilizce rock yapardı.
Sanki bu gidişatı önceden görmüş gibi, seksenli yılların ortalarında Wham! ikilisinin ayrılacağı tuttu. (Bana sorarsanız George Michael bir daha toparlanamadı. Bir de Andrew Ridgeley'in Wham! ikilisindeki rolünü sorgulayanlar vardı, aldınız mı cevabınızı?)
O albümden iki şarkı hala aklımda: Birincisi 'Wake me up Before You Go Go'nun ritm ve sound olarak replikasıdır sanki.
İkincisi ise 'Careless Whisper'in taklidi bir sound ve saksofon solo içerir.
Where did Your Heart Go? şarkısında Sally diye bir kızcağız var. Kalbini zincire mi vurmuş? Yağmurda mı bırakmış? Yoksa kaldırıp atmış mı nedir?
Bizim oğlan da kendini karanlık avlulara vurmuş, geceleyin kendine fısıldayan nehirden ve rock and roll'ün ona ne öğretip öğretmediğinden dem vuruyor.
Şarkıda Meksika'dan bahsedilmesi, 1986 Dünya Kupası'nın Meksika'da yapılmasıyla mı bağlantılı acaba?
I spend my nights down on the wharf
Where did your heart go
You cry, but I don't know
And rock 'n' roll won't teach me
I would lock you up
You take me to the edge of heaven
I'm like a maniac, at the end of the day
You say I'm dangerous
You take me to the edge of heaven
I ain't got no more worries
You take me to the edge of heaven
Edge of Heaven şarkısında ise daha garip bir durum var.
Önceleri bu şarkının bir baba ile oğlu arasındaki sorunlu ilişkiyi anlattığını düşünüyordum. Sonra da 'sado-mazo' unsurlar içeren eşcinsel bir ilişkiden bahsedebiliyor olabileceği aklıma geldi.
Velhasıl bu iki şarkının sırrına bir türlü vasıl olamadım. Hani benden başka bir Oktay olsa ona soracağım, ama nerede?
Gelgelelim bizim ilmimiz de bir yere kadar.. (Iyy, bu iğrenç espriyi ben mi yaptım gerçekten?) |