Türkiye'nin binbir türlü meselesi vardır. "Bu sorunların temel kaynağı nedir?" sorusuna verilecek hazır bir cevabımız da var: Eğitim şart! Herşeyin başı eğitim.
Şöyle bir bakacak olursanız kulağa doğru gibi geliyor. Kişi başı ortalama okumuşluk süresinin 4 yıldan daha az bir süre olduğu Türkiye, içler acısı bir görünüm sergilemekte.
Önümüzdeki kuşaklar boyunca okumuşluk süresinin ve yaşam kalitesinin artacağını umuyor, bununla teselli bulmaya çalışıyoruz.
Beri taraftan "Okullarımızdan bu kadar gencimiz mezun oluyor ama kalifiye işgücü bulmakta zorlanıyoruz." diye bir söylem var. Gençlerimize sağladığımız eğitimin kalitesi düşük ve yetersiz. Ama eğitim planlaması da yanlış. Ara insan gücü yetiştiremiyoruz. Böyle söyleniyor.
Meslek Lisesi Memleket Meselesi diyerek Koç topluluğu kendince bir proje bile başlattı.
Yani ne? Çocuklarımızı meslek liselerine kanalize edelim: Mühendis, doktor veya avukat olmaktansa 'tekniker' ve 'ustabaşı' olmalarını sağlayalım...
Nasıl olsa çocuklarımızın bir çoğu üniversiteye giremeyecek. Girenlerse zaten kaliteli ve yeterli bir eğitim alamayacak.
O yüzden çocuklarımız kendilerine büyük hayaller ve hedefler koymasınlar. Üniversite mezunu amele olacaklarına, meslek lisesi mezunu ustabaşı olsunlar...
Burjuvazi açısından bakılırsa ucuz işgücüne sürekli ihtiyaç var.
Bu nedenle yüksek rakamlarda işsizlik olması aslında burjuvaziyi rahatsız eden bir olgu değil. Aksine, arzuladıkları durum budur.
Gelgelelim 'işçi' veya 'çalışan' olarak az ücret ödedikleri insanların 'tüketici' olarak 'yüksek' gelire sahip olmasını istiyorlar ki, bu insanlar gelip burjuvazinin ürettiği malları satın alsınlar.
Kapitalizmin en temel çelişkisi de burada yatıyor ya zaten... Kapitalistler, insanı ya 'tüketici' olarak ya da 'çalışan' olarak görüyorlar. Ama bir türlü 'insan' olarak göremiyorlar.
Kapitalistler insanı insan olarak görmeyi başarabilseler insan kaynakları diyerek giriştikleri bunca çaba ve ettikleri bunca laftan sonra insanın işine yarayacak bir şeylerin de ortaya çıkması lazım değil miydi?
Globalizasyon adı altında 21.Yüzyıl tarzı emperyalistleşmeye abandıkları ölçüde dünyadaki gelir dağılımı daha çok bozuluyor.
Çok uluslu şirketlerin karları arttıkça dünyanın her yanında yoksulluk daha da artıyor.
Yeryüzünün her tarafında giderek artan yoksulluk ise global terör, çürümüşlük ve yolsuzluk olarak geri dönüyor.
Küresel refahı artırmak için uyguladıkları reçeteler, küresel yoksulluğu körüklemiş oluyor sonuçta. Ve giderek farkediyorsunuz ki, global kapitalist sistem aslında sadece çok uluslu şirketlerin zenginliğini arttırmak amacındadır. Yoksul insanlar bu hesabın içinde yok!
Burada beni bir gülme aldı:
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın Başkanlığına kim seçilmişti hatırlıyor musunuz? Kemal Derviş.
İroniye bakar mısınız?
Türkiye'deki icraatına giriştiği sırada herkes onun Türk insanı için iyi birşeyler yapacağını sanıyordu. Onun bütün yaptığı ise global sermayenin Türkiye'yi sömürme mekanizmalarını sağlama almak oldu.
Bu işi o kadar iyi yaptı ve global sermayenin çıkarlarını korumakta o kadar başarılı oldu ki, onu Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının başına getirdiler.
Bu adamın başında olduğu bir kalkınma programı herhalde sizi, beni veya dünyanın herhangi bir yerindeki yoksul insanları kalkındıracak değil ya? Onlar kimi kalkındıracaklarını çok iyi bilirler.
Biz dönelim kendi ülkemize. Global anlamda büyük oyuncu olmaya soyunmuş Koç grubunun 'memleket meselesi'nden anladığı şey de budur işte: Ülkenin insangücünü 'kendi ihtiyaçlarına uygun' şekilde şekillendirmek. Onların işine yaramıyorsak, hiçbir işe yaramıyoruz demek.. Öyle mi?
"Gelin, size ekmek vereceğiz. Ama siz de uslu çocuklar olun. Büyük hayallerinizden vazgeçin. Size uygun gördüğümüz ünvanlardan, kalıplardan ve hayatlardan daha fazlasını arzulamayın."
Emriniz olur!
Türkiye'nin eğitim sistemi yanlıştır, eksiktir, bozuktur. Bunu anladık.
Ama sokaklarda işsiz dolaşan bu kadar kaliteli ve kalifiye insanımız ne olacak?
Bir kaç yabancı dil bilen, bilgisayar sistemlerine hakim ve yönetim becerilerine sahip 'yetişmiş' bir insan gücünü "Bunlar benim işime yaramaz" diye bir kenara atan Türkiye, kendi insan malzemesini boşa harcamaktadır.
Ve Türkiye bu savurganlığın bedelini her Allah'ın günü ödemektedir.
Bu kafayla giderse daha da çok ödeyecektir.
Önce bu savurganlığı durdurun ki, "Kalifiye insan gücü bulamıyoruz" diye sızlandığınızda size inanalım.
Memleket meselesini ortaya doğru koyun ki, kendi kesenizi doldurmaktan daha fazla bir şeyler düşündüğünüzü, bu ülkenin insanına gerçekten değer verdiğinizi anlayalım.