ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Millet Uyanıyor mu Ne?
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Çeşitli Albümlerden

Yıldırım Gürses

Fransızca & İtalyanca

Edip Akbayram

Kibariye - Kimbilir

Best Memories

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Sezen Aksu - SERÇE

Beş Yıl Önce

Ajda Pekkan'dan

Semiramis Pekkan

The Beach Boys


NASIL OLUYOR BU İŞLER?

Bu seferki röportajımız, en çok Editörümüz için sürpriz oldu. Niye mi? Röportajı onunla yaptık da, ondan...

* * *

Editör: - Evet? Sen hala ne arıyorsun burada, gitmedin mi daha?

Gazoz Ağacı: - Gitmeme gerek kalmadı.. Bu sefer röportajı sizinle yapmaya karar verdim, Editör bey...

E. - Eyvah!

G.A. - Bir sakıncası mı var?

E. - Bunu alışkanlık haline getirdiniz, farkındayım. İşin kolayına kaçıyorsunuz. Gazoz Ağacı yazarlarıyla röportaj yap, işin bitsin.. Oh ne ala memleket! Şimdi de sıra editöre geldi ha?

G.A.- Heh hee.. Yaratıcı bir fikir, kendi editörümü bile şaşırttım, yetmez mi? Neyse, sorularıma geçiyorum, bakın dersime çalıştım yani..

E. - Senin başın büyük belada, haberin olsun...

G.A.- İlk soruma geçiyorum: Siz kimsiniz? Yazılarda zaman zaman sizin adınız geçiyor ama kim olduğunuzu bilen yok.

E. - Benim kim olduğum önemli değil, yaptığım iş önemli. Yarın öbür gün ben olmam, mesela sen editör olursun.

G.A.- Ooo, bunu yazabilir miyim? Editör bana terfi etmekle ilgili sözler söylüyor.. Bazen de Charlie'nin Melekleri'ndeki Charlie gibisiniz yani.. Kimse sizi bilmiyor...

E. - Okuyucunun beni tanıması gerekli değil, arka planda kalmam daha iyi.. Mr.Incognito gibi düşün...

G.A.- Mr. Ne? İnkokniko? Nasıl yazılıyor?

E. - Bak işte, yukarıdaki gibi yazılıyor. Manasına gelince.. Hah, al sana ev ödevi.. Git, bu deyimin Latince etimolojik kökenini araştır, kısa ve özlü bir yazıyla anlat.. İki gün mühlet veriyorum.

G.A.- Haydaaa, selam verdik borçlu çıktık!..

E. - Editöre sürpriz röportaj yaparken iyiydi.. Dersine de çalışmıştın bir de, öyle mi? Senin gündüz gittiğin yerlerden biz gece geçtik.

G.A.- Gazoz Ağacı nasıl çıktı? İşlevi nedir?

E. - Biliyorsun, gazoz ağacı asfaltta yetişir.. Sade veya portakallı gazoz şeklinde meyva verir... Ne o? Suratın biraz eblehleşti??

Yazı yazmayı seven ve bu işe değer veren bir grup arkadaş bir gün etrafımıza baktık.. INTERNET sitelerine, gazete ve dergilere demek istiyorum... Ve sonra "Biz oturduğumuz yerde bundan daha iyisini yaparız" dedik. Adı bile kendi varoluş nedenini açıklamıyor mu?

G.A.- Yapabildik mi peki daha iyisini?

E. - Bir de soruyor musun? Bence Gazoz Ağacı'ndaki herhangi bir yazıyı veya köşeyi al, en çok satan veya en iddialı gazeteye veya dergiye koy. Sonuçta iki şeyden biri olur: ya o derginin veya gazetenin öteki yazarları kıskançlık krizine girerler, ya da o derginin veya gazetenin okurları öteki yazıların yüzüne bile bakmaz bir daha...

G.A.- Bunun sırrı ne peki?

E. - Sır falan yok! Yazı yazma işini ciddiye alan ve buna emek veren, karşılığını muhakkak alır.. Bu işe gönül vermiş ve düzenli yazı yazabilecek herkese açıktır burası...

G.A.- Nasıl yani düzenli yazan? Düzensiz nasıl oluyor ki?

E. - Düzenli yazmaktan kastettiğim, bu işe emek verip çalışmakla ilgili. Derginin her sayısına bir daha bir daha yazabiliyor musun? Yoksa "Yahu bundan kolay ne var?" diye başladığın işin sonunu getiremiyor musun? Olay budur. Bir işi 'ustası' yaparken, seyredenler "Aaa ne kolay işmiş bu" derler. Bana sorarsan ustalığın tanımı da budur zaten. Hah işte, işin içine girip de "Bu iş o kadar da kolay değilmiş yahu" deyip ondan sonra kendini geliştirmek için istek duyarsan, sende yazar mayası var demektir. Bu istek doğrultusunda çalışırsan da 'düzenli' yazmaya başlarsın.. Dediğim bu yani..

İş yazı yazmaya gelince, memleketin durumu genel olarak fecaat. Cümle kurmasını bile beceremeyen bir milletiz. Kelimeleri yanlış kullanmak alışkanlık, imla kurallarına uymak ise istisna oldu. Oysa Türkçe o kadar zor bir dil de değil. Kelime haznesi dar, kullanılacak zaman kipleri sınırlı..

G.A.- Bazı okurlar sıkça söylüyor, Gazoz Ağacı'nın grafik tasarımı ve görüntüsü çok kötü diye...

E. - Ne yapalım? Web designer için ayıracak bütçe yok. Sponsor da yok. Şaka bir yana grafik desenimizin sağlam olmayışı beni o kadar da kaygılandırmıyor.

İmaj çağındayız ya, herkes ambalaja bakıp ahkam kesiyor. Zarfın değil de mazrufun ön plana çıkması bakımından öncü bir tavırdır bizimkisi. Şekle değil, içeriğe bakar bizim okurlarımız. INTERNET'te göze hoş görünen nice siteler var ki, içinde okunmaya değer bir şey bulamazsın.

G.A.- Gene de daha güzel bir sayfa yapısıyla.......

E. - Modern çağın insanı bu konuda bir karar vermek zorunda. Ya şekli güzel, içi boş şeyleri tercih edecek ya da önyargılarını bir kenara bırakıp şekli değil içeriği değerlendirmeye başlayacak.

Ben mesela görüyorum, televizyonda veya gazetelerde INTERNET sitelerini tanıtan programlar, yazılar çıkıyor. Adamların değerlendirme kriteri sayfanın görünümü, grafik desenlerin başarısı vs vs. Bence bu tür değerlendirmeler yanıltıcı olur.

G.A.- Ben tekrar yazı yazma konusuna dönmek istiyorum. Bu, biraz da yetenek ve birikim işi değil mi? Sadece çalışarak yazı işinde başarılı olunur mu?

E. - Sen de tam soruyu sordun yani.. Şimdi buna iki saat cevap verirdim ama kısa keseyim:

  1. Attila İlhan'ın dediği gibi, Edebiyat hayat bilgisine dahildir. Herkes Shakespeare veya Dostoyevski olacak diye bir şey yok. Ama anadilini -ki çok zor bir dil değildir- bile doğru dürüst konuşup yazamayan bir milletiz.. Niye? Önem vermemekten, yazıyı ve dili küçümsemekten kaynaklanıyor bu tutum. Yazıya ve yazı adamlarına değer vermemekten, dahası onları aşağı ve küçük görmekten kaynaklanıyor. Oysa özen ve çalışma ile 'okunmaya değer' bir yazı yazmayı herkes başarabilir.
  2. Yetenek ve birikim de tabii ki gerekli ve önemli. Ama bugün Türkiye'de gerek basında ve gerekse INTERNET ortamında "görüntü ve imajın" o kadar peşine düşüldü ki, emek ve çalışmayı kimse umursamıyor. Medya piyasasında bulundukları yere emeğiyle gelen çok az insan var. Hele yeteneğiyle bir yere gelebilenlerin sayısı daha da az.
  3. Genel anlamda editörler ve yayıncılar da çok derin kişiler değil. Ahbap-çavuş ilişkisi içinde yuvarlanıp gidiyorlar. Zülfü Livaneli'nin dediği gibi, 'Vasat insanlar cenneti' bu Türkiye.. Burada negatif seleksiyon çalışıyor. Yetenekli ve özgün yazarları aralarında barındırmak istemiyorlar, neden? Kendi çapsızlıkları meydana çıkacak diye korkuyorlar da ondan.. İş ki, okur iyiyle kötüyü aynı anda görüp kıyaslama imkanına kavuşsun..

G.A.- Editör olarak siz bu kurala istisna mısınız peki?

E. - Buna okurlar ve Gazoz Ağacı yazarları karar versin. Ama en azından 'yazıdan anlamayan' bir editör olmadığım fikrindeyim.

G.A.- Siz ne tür editörlerle karşılaştınız da bu tür genellemeler yapabiliyorsunuz?

E. - İki örnek vereceğim, ikisi de yaşanmış gerçek olaydır. Birincisinde, çok satışlı bir gazetenin INTERNET sitesinde yazılar yazıyordum. Bir gün yazılarımı yayınlamayı kestiler. Niye? Diye sordum. Cevabı tam bir ay sonra geldi editörden: Meğer yazılarım ırkçı ve sekssistmiş. Halbuki aynı yazıları iki yıldır yayınlıyorlardı? Bu attıkları iftiranın saçmalığını bir kenara bırak, en komik yeri geliyor hikayenin... Aynı editör bana bunu dedikten bir ay sonra (ki artık oraya başkaca yazı göndermiyordum) elinde kaliteli yazı kalmayınca, tuttu benim eski yazılarımı bana sormadan tekrar basmaya başladı.. Güler misin, ağlar mısın? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

İkinci örneğimde, karşımdaki editör daha anlayışlıydı. En azından kabalaşmadı ve yazılarıma iftira atmadı. Ama nasıl bir teklif yaptı biliyor musun? Dinle bak, bu da komik.. "Yazılarınızı beğeniyoruz ama hep sizin isminiz ön plana çıksın istemiyoruz. Sizin yazılarınızı biraz da başka bir isim altında yayınlayabilir miyiz?"

G.A.- Ne dediniz bu teklife?

E. - Fiyatta anlaşamadık. Hah haaa! Benim ne cevap verdiğimi boşver. Editörlerin tutumuna dair iki örnek verdim sana işte, üzerinde biraz düşün diye...

G.A.- Biraz ukalasınız, desek?

E. - Bunu bana sıkça söylerler, alıştım artık. "Söylediklerin yanlıştır.." veya "Sen bu işi bilmiyorsun.." diyemiyorlar, ellerinde kalan son silah bu: Sen çok ukalasın!
Eyvallah!

G.A.- Gazoz Ağacı yazarlarını değerlendirmenizi istesek?

E. - Dedikodu mu yaptıracaksın bana? Yorum yok! Okuyucu en doğru kararı kendisi verir.

G.A.- Ama İffet hanım mesela, sizin için ağır konuşuyor..

E. - İffet hanım, çok takdir ettiğim bir büyüğümdür. Artık geçmekte olan ve pek yakında özlemle arayacağımız bir devrin son temsilcilerinden biri. Onun hakkında ters laf söylemem, söyleyene de cevabını veririm. Ama şunu da eklemem lazım: Kendisinin yaptığı işe saygısını ve kişisel bütünlüğünü takdir ediyorum. Yazdıklarına katılmayabilirsiniz. Ama konusuna hakimiyetini ve titizliğini gözardı edemezsiniz.

Ne editörler, ne yazarlar, ne site adminleri var piyasada, bir dedikleri bir dediklerini tutmaz. Cehalet ve özensizlik paçalarından akar. Bir de kurnaz geçinirler, kendilerini akıllı falan sanırlar. Böylelerini gördükçe İffet hanımın elini öpmek geliyor içimden...

G.A.- Oh, bu röportajı da kotardık, çok şükür.

E. - Bana bir iyilik yap! Yukarıda söylediklerimi bir kere daha oku ve üstünde düşün.. İki saattir laf anlatıyoruz burada, boşa gitmesin..

G.A.- Jawohl Herrn Editör.. Teşekkürler..

  YAŞAM
Tabiat Aşıklarını
Demokrasi ve Muasır
Lahmacun Nasıl Yapılır?
  MÜZIK
Türk Pop Müziğinde
5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra
Eric Clapton - Layla
Kurumuş Bir Dal Gibiyim
  CİNSELLİK
Ona Öyle Demezler
Abazalara Müjde:
Aşk, Arkadaşlık,
  SİNEMA
Son Osmanlı
Grease
Turist Ömer
  EDEBIYAT
Portakallı Pekin Ördeği
Bir Başkadır
Hayalet Görünce

BoneyM

Edith Piaf - SELECTION

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Gökben

Nil Burak - Tatlı Tatlı

A Glimpse of

Ferdi Tayfur

Enrico Macias

Charles Aznavour'dan

Ajda Pekkan

Al Bano-Romina Power

Best of STYX