DIAMONDS AND RUST
Kırk yıldan uzun süredir dünya Joan Baez'i tanıyor. Politik mücadeleleriyle kolkola giden müzik kariyeri boyunca başından öyle çok şeyler geçmiş ki; hayatını anlatmak, aldığı ödülleri veya yaptığı albümleri sıralamak, insan hakları için giriştiği politik mücadelelerden bahsetmek için sayfalar yetmez.
Çok kısa notlarla değinecek olursak: Joan Chandos Baez, 9 Ocak 1941'de Alberto Vivincio ile Joan Bridge Baez'in ortanca kızları olarak New York'ta dünyaya geldi. 15 yaşinda gitar çalmaya başladi. Otoriteye ilk karşi gelişi 16 yaşindayken, bombardiman tatbikati sirasinda lise binasını terketmemekte direnmesiydi. Liseyi bitirdigi yaz (Haziran 1958) ilk demo kaydini yapti ama plak şirketlerine begendiremedi. Ayni yazin sonunda ailesiyle Belmont, Massachusetts'e taşindi ve Boston Üniversitesi'ne kaydoldu. Ama derslere devam etmedi. Müzik kariyerine başlamak niyetindeydi ve 1959'da Üniversiteyi bıraktı. Cambridge ve Chicago'daki Folk Müzik klüplerinde sahne aldı. Chicago'daki iki haftalık sahne çalışması sırasında tanıştığı Bob Gibson'un daveti üzerine Newport Folk Festivali'ne katıldı ve yetenekli bir folk şarkıcısı olarak dikkatleri çekti. Bir sonraki yıl (1960) aynı festivale tekrar katılmasının ardından, New York'ta ilk konserini verdi. Kendi adını taşıyan ilk albümü de aynı yıl çıktı.
1962'den itibaren siyaların beyazlarla eşit haklara sahip olması ve ayrımcılığa son verilmesi mücadelesine katıldı: Politik çizgisini giderek belirginleştirdi. Güney eyaletlerindeki üniversite kampüslerinde verdiği konserler, kendi politik söylemlerini dile getirdiği arenalara dönüştüler. Bu konserlerin kayıtlarından oluşan "Joan Baez in Concert" albümü 1962 Eylül'ünde çıktı ve 23 Kasım 1962 tarihli TIME dergisine kapak oldu. 1964'te Vietnam savaşini protesto eylemlerine katildi. Silahlanma bütçesine harcandigi gerekçesiyle gelir vergisi ödemeyi reddetti ve vergi dairesiyle başi derde girdi. (Bilenler bilir, Amerika'da IRS'e -Internal Revenue Service- yamuk yapılmaz. Adamın burnunu sürterler) 1960'lı yıllar boyunca bir yandan albümler yaparken bir yandan da savaş ve ayrımcılık karşıtı gösterilere ve eylemlere katıldı. Birkaç kere hapis cezası aldı ve kısa sürelerle hapis yattı. 26 Mart 1968'de David Harris'le evlendi. David Harris 1969'da askere gitmeyi reddettiği için hapse girdi. Aynı yılın Aralık ayında, kocası hapisteyken Joan Baez, Gabriel Earl adını verdiği bir erkek çocuk dünyaya getirdi. 1971 yılında kocası 20 aylık bir hapis döneminden sonra serbest bırakıldı. Kısa bir süre sonra David ve Joan boşandılar.
Politik tavrı ve eylemleri için olduğu kadar albümleriyle de çeşitli ödüller aldı. 1980'de iki ayrı üniversiteden fahri doktora, 1983'te Fransız Legion d'Honneur nişanı aldı. 1988 yılında Istanbul Festivali çerçevesinde İstanbul'a da geldiğini, Zülfü Livaneli'yle beraber sahneye çıktığını hatırlayacaksınız. Diamonds and Rust şarkısının söz ve bestesi Joan Baez'e ait olup, şarkıyla ayni adı taşıyan 1975 tarihli albümde yer alir. Joan Baez'in eski sevgilisi onu telefonla aramış ve bu hareketiyle 'bir yangının külünü yeniden yakıp geçmiştir'. Anlaşılan o ki, adamımız arada bir aklına estikçe Joan Baez'i aramaktadır. Joan Baez anılarını acıyla hatırlarken, karşısındaki adam 'Amma nostaljik takılıyorsun yaaa.. aş bunları' şeklinde bir duyarsızlık içindedir. Zaten zamaninda da ileri geri laflar ederek Joan Baez'i çok kırmıştır. Yoksa, aslında arayan falan yoktur da, Joan Baez hayal mi görmektedir? Gelip gelip onu rahatsız eden şey geçmişin hayaletleri midir? (Ona da siz karar verin artık) Evet ne diyorduk? Anılar ve eski aşklar... Arada güzel elmaslar olsa da, anıların getirdiği aslında bedelini çoktan ödediğimiz paslı acılardır... (Can Dündar stiline dönüyor bu yazı, acilen toparlıyorum.) İşte şarkının sözleri:
Yazıyı buraya kadar okuyanlara bir kıyak yapmak lazim şimdi. Joan Baez'den bir diğer şarkı 'Dona Dona'ya değinelim biraz da. HAYIR! Bu şarkı Donna adında bir kadından bahsetmiyor. Aslında, kesilmeye götürülen bir DANA'dan bahsediyor. (Birazdan aşagida sözlerini okuyacaksiniz zaten) Joan Baez, bu şarkıyı ilk olarak 1960 yılında çikardigi kendi adını taşiyan albümünde seslendirdi ama şarki 1940 yılında Aaron Zeitlin ve Shalom Secunda adlı sanatçılarca Yidişçe (Bkz. Yazinin sonundaki açiklamalar) yazılmış bir Musevi şarkısıdır. (Ayten Alpman'ın meşhur ettiği 'Memleketim' şarkısının da bir Musevi ezgisi oldugunu biliyorsunuzdur herhalde.) Şarkının Yidişçe orijinalini de aşağıya ekledim. Orijinal versiyonun nakarat bölümünde yer alan 'Dona.. Dona..' kuplesi, şarkinin sözlerini Ingilizceye çeviren Arthur Kevess ve Teddi Schwartz tarafından aynen korunmuş oldugu için, Joan Baez'in söylediği İngilizce versiyonda aynen yer alır fakat İngilizce olarak herhangi bir anlam ifade etmez. 1940 yılında iki Musevi 'kesilmeye giden bir dana' hakkında şarkı yazmışlarsa, herhalde neden bahsetmekte oldukları da tartışma götürmeyecek kadar açıktır: NAZİ'lerin Yahudi soykırımına acılı bir ağıt! İşte şarkımız:
|
|
Buyrun şarkının orijinal (Yidişçe) sözleri:
(Ya ne adamım? Bunu da mı buldum?) Oyfin furl igt a kelbl Lakht der vint in dorn, lakht un lakht un lakht. Shrayt dos kelbl, zogt der poyer Bidne kelber tut men bindn |
MERAKLISI İÇİN NOT:
Yidişçe, özellikle Doğu ve Orta Avrupa'daki (veya kökenleri orada olan) Eşkenaz Yahudilerinin konuştugu bir dildir. Germen dil ailesine dahildir fakat Ibrani alfabesiyle yazılır. (Yukarıdaki şarkı orijinali, İbranice karakterlerin ifade ettiği seslerin Ingilizce'deki karakterlerle yazılmışıdır.) 9. ve 12. Yüzyıllar arasında güneybatı Almanya'da bir Alman dialekti olarak doğmuş ve Yahudilerin dini ve sosyal hayatlarında kullandığı İbranice kelimelerle zenginleşmiştir. Bu dili konuşan Yahudilerin, Slav kökenli dillerin konuşulduğu bölgelere göç etmeleriyle, Yidişçe, Slavik dillerden de etkilenmiştir. Yüzde 85 Almanca, yüzde 10 İbranice ve yüzde 5 Slav dillerinden oluştuğu söylenebilir. Geniş bir sözcük ve deyim hazinesine sahip ama grameri itibarıyla basit yapılı bir dildir. Eğitimli kişiler tarafından değil de daha sıradan insanlar tarafından konuşulduğu için, soyutlama kapasitesi zayıf ama özellikle doğaya ait tasvirlerde zengindir. 20. Yüzyılın başında 11 milyon kadar kişinin Yidişçe konuştuğu tahmin ediliyor. Ama İkinci Dünya Savaşı sırasında bunların çoğu hayatını kaybettiği için, Yidişçe artık sadece akademik / folklorik bir tema olarak kalmıştır diyebiliriz. |