ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Üçkağıtçılar Gene
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Çeşitli Albümlerden

Ajda Pekkan

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Enrico Macias

Fransızca & İtalyanca

Edith Piaf - SELECTION

The Beach Boys

BoneyM

Gülden Karaböcek

Gökben

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Chris de Burgh
Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Modern bilim tarihinin dönüm noktası:
ISAAC NEWTON

Doğa ve doğanın kanunları gecenin içinde gizlenmiş yatıyordu. Tanrı "Newton olsun!" dedi...
ve herşey ışık oldu.
Alexander Pope

Büyük bir insan olmaya giden yol, büyük acılar çekerek ve yalnız başına katedilir. Bu yolun yolcuları, kendilerine engel olmaya çalışan diğer insanlarla boğuşmak, kavgalar etmek zorunda kalırlar çoğu kere.

Ve çoğu kere 'kendileri öyle istediği' için değil, 'kader onlara başka seçenek bırakmadığı için' büyük insan olurlar onlar.

İşte Isaac Newton onlardan biridir.

Isaac Newton, o tarihte geçerli olan tavime göre 1642 yılının Noel gecesi (1752 yılından sonra İngiltere'de geçerli olacak Gregoryen takvime göreyse 4 Ocak 1643'te) Woolsthorpe, Lincolshire'da doğduğunda o kadar cılız bir bebekti ki; hayatta kalabileceğini kimse ummuyordu. Doğumundan üç ay önce babası ölmüştü ve kendisi üç yaşına gelince annesi başka biriyle evlenecekti. Üvey babası onu yanında istemediği için Newton büyükannesiyle büyükbabasının yanında kaldı. Hayatı boyunca hiç evlenmedi.

Genellikle içine kapanık ve sessiz bir çocuktu. Pek arkadaşı olmadı. 12 yaşındayken kendisinden daha iri bir çocukla giriştiği kavgayı cesareti sayesinde kazandı. Bundan sonra hem özgüveni gelişecek hem de çevresindeilerin saygı ve hayranlığını kazanacaktı. Garip icatları ve mekanik işlerşe olağanüstü ilgisiyle dikkatleri çekmeye başladığında daha 17 yaşında bile değildi.

Haziran 1661'de Cambridge Üniversitesi Trinity Collage'de öğrenciliğe başladı. O tarihlerde çok itibar eden René Descartes felsefesiyle tanıştı ve çevresindeki dünyayı 'mekanik' bir felsefeyle sorgulamaya başladı. Maddenin doğası, kozmik düzen, ışık ve renkler özellikle ilgisini çekiyordu. Daha sonraları matematiğe ilgi duymaya başladı.

Yemek yemeyi ve bazen uyumayı unutacak kadar kendini verdiği matematik çalışmaları sırasında, integral ve kalkülüs yöntemleriyle logaritma kullanarak hiperboller altındaki alanları hesaplamayı buldı. 1666 yılında bu hesaplama yöntemlerini anlattığı üç makalesi, onu Avrupa'nın en ileri gelen matematikçisi haline getirdi. Daha önceleri Avrupa'da akademik çevreler Isaac Newton'un kim olduğunu bilmiyordu ama 24 yaşındaki bu genç adamin çalışması, çağının matematik ustalarının hepsini gölgede bırakmıştı.

Daha sonra mekanik bilime yöneldi. Descartes'in hareket kavramıi hareket halindeki objenin gücünün diğer cisimler üzerindeki etkisini analiz etmeye dayanıyordu. Newton ise hareket halindeki objeyi, onun üzerinde etkisi bulunan diğer faktörlerin pasif bir nesnesi olarak düşündü. Bu yeni yaklaşım, bugün hala modern mühendislik bilimlerinin kullandığı 'etki analizi' kuramının temelini oluşturmaktadır.

Dairesel hareketin mekaniği sorunu daha karışıktı ve Newton 'dairesel harket halindeki bir cismin sabit bir şekilde merkezden daha uzağa savrulması' konusunda Descartes'la aynı fikirdeydi. Düşünce sistematiğini bir adım daha ileri götürerek dünyanın dönmesine rağmen cisimlerin havaya fırlamadığını, çünkü yerçekimi kuvvetinin, dünyanın dönmesinden kaynaklanan santrfüj kuvvetinden daha güçlü olduğunu saptadı.

Galileo ve Kepler'in eserlerini okumuştu. Kepler, gezegenlerin güneş çevresinde dönüşünü, Galileo ise havaya atılan cisimlerin yere düşmesini inceliyordu. Newton bu iki fikri uzlaştırmaya çalıştı: Dünyanın etrafında dönüp duran Ay'ı fırlayıp gitmekten alıkoyan kuvvet, dünya yüzeyindeki yerçekimiyle aynı kuvvet olabilir miydi? Newton aradaki bağlantıyı kurdu ve bulgularını 'Evrensel Çekim Yasası' olarak adlandırdı. Bunu "İki kütlenin kendi büyüklükleriyle orantılı fakat aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı şekilde birbirlerini çekmeleri şeklinde ifade ediyoruz.

Newton başına düşen bir elma sayesinde aniden bu ilhama kapıldığı ve yerçekimini bulduğu söylenir. Oysa bu doğru değildir. Evrensel Çekim Yasası, Newton'ın süreç içinde oluşturduğu bir çalışmadır.

Daha sonra Newton renkler konusunda deneyeler yapmaya başladı. O zamanlar genel kabul gören fikre göre; renkler, ışık ve karanlığın (farklı düzeylerdeki) karışımı olarak kabul ediliyordu. Bu renk teorisinin savunucusu Hooke, kendi matığınca bir renk skalası öneriyordu. Buna göre; parlak kırmızı, saf beyaz ışığın karanlıkta en az karışmış haliydi. Işığın karanlıktan tamamen soyutlandığı siyah renkten bir önceki adım ise lacivret olarak tanımlanmıştı.

Newton bunun doğru olmadığını çabul farketti. Üstüne siyah mürekkeple yazı yazılmış beyaz bir kağıda, bu renklerin göz tarafından 'karışmış' olarakalgılanacağı kadar uzaktan bakıldığındai kağıt herhangi bir renkte değil fakat sadece gri olarak görünüyordu.

Renk konusunda prizmayla deney yapan diğer insanlar, bu renklerin bu şekilde prizma tarafından 'etkilendiğini' düşünüyor ve beyaz ışığın 'ayrıştırılmasıyla' bu renklerin oluştuğunu akıllarına getirmiyorlardı.

Newton şöyle bir deney düzenledi: Prizmadan geçen güneş ışınlarını, sadece yeşil renkli ışığı geçiren bir filtreden geçirdi. Filtrenin arkasına ise ikinci bir prizma yerleştirdi. Buna göre; eğer bu renkleri beyaz ışığa prizmanın kendisi 'ekliyorsa', filtreden süzülen saf yeşil ışığı da 'yeşilden başka' bir renge dönüştürecek şekilde ikinci bir prizmanın bazı renkler eklenmesi gerekiyordu. Oysa filtreden süzülen saf yeşil ışık ikinci bir prizmaya düşürüldüğünde gene 'saf yeşil ışık' olarak kalmıştı. Demek ki prizma, üstüne gelen ışığa kendiliğinden bir renk eklenmiyordu.

Aksine, birinci prizmayla beyaz ışıktan türetilen renkleri uygun şekilde yerleştirilmiş bir diğer prizmayla tekrar birleştirilerek gene beyaz ışık elde edilebiliyordu. Bu işlemden sonra oluşan beyaz ışık olağanüstü bir parlaklıktaydı.newton günlüklerindei kendi oluturduğu bu ikinci ve daha parlak beyaz ışığı, yaptığı her deneyde tekrar tekrar hayranlıkla izlediğini yazmıştır. Gökkuşağının sırrını dünyada ilk defa çözen kişi de Newton oldu.

Ne var ki, çağının akademik çevrelerine çok mesafeliydi. Onlarla aynı sosyal çevrelere girmiyor, üniversitedeki meslektaşlarıyla beraber öğle yemeği bile yemiyordu. Işık ve optik deneylerinin sonuçlarını açıkladığında, Robert Hooke tarafından 'başkalarının akademik çalışmalarını kendine maletmekle' ve Jesuit'ler tarafındansa düpedüz sahtekarlık ve yalancılıkla suçlandı. Bu ithamlar karşısında çok derin bir öfke ve üzüntüye kapılan Newton, optik ve ışıkla ilgili çalışmalarını noktaladı ve bir daha bu konularda hiç kimse ile yazışmadı.

1686'da en büyük eseri 'Philosophiae Naturalis Principia Mathematica' (Doğa Felsefesinin Matematik Prensipleri) yayınlandı. Bu eser bilimsel literatürde Principia Mathematica olarak anılır. Bu çalışmasında Newton kendi keşfettiği hareket yasalarını ve evrensel çekim yasasını açıklıyordu. Bu eserle tekrar 'akademik camia'da ilgi odağı oldu ama artık Cambridge'ren bıkmıştı.

1689'da Parlamento'ya seçildi ve Londra'ya gitti. Parlamenterliği kısa sürdü ama Londra'yı çok sevöişti. 1703'te Royal Society'nin başkanı seçildi ve ölene kadar başkan olarak kaldı. 1705'te Kraliçe tarafından Newton'a şövalyelik payesi verildi. Hayatının bu son dönemini, eski çalışmlarını dücenleyerek ve geliştirerek geçirdi.

Son yıllarında pek çok portresini yaptırtmışsa da; tevazu sahibi, kendisini pek de değerli görmeyen, basit zevklerle mutlu olabilen bir adamdı. Eleştri ve muhalefet karşısında çok öfkelenirdi. Düşmanlarına karşı sert ve acımasız, dostlarına karşıysa alabildiğine cömert olduğu söylenir. Daha ölmeden, kendi servetini ailesine dağıtmıştı.

31 Mart 1727'de öldüğünde Avrupa'nın en saygın filozofu olarak kabul ediliyordu. 300 yıl boyunca 'modern fizik bilimi' Newton adıyla özdeşleşti.

Mezarı Westminster Abbey'dedir.


ISAAC NEWTON DİYOR Kİ

  • Dünyanın beni nasıl gördüğünü bilmiyorum, ama bana göre deniz kenarlarında oynayan bir çocuk gibiyim, bazen ince bir çakıltaşı veya değişik bir deniz kabuğu bulmuşum. Oysa önümde daha keşfedilmemiş kocaman bir gerçekler okyanusu var.
  • Bütün doğayı açıklamak, tek bir adam için hatta belli bir yaş için bile çok zor bir görevdir. Kesin olarak bileceğiniz az bir şeyle uğraşmak ve gerisini sizden sonra gelecek olanlara bırakmak, herşeyi açıklamaya kalkmaktan daha iyidir.
  • Daha uzakları görebildiysem, benden önce gelen devlerin omuzlarında yükseldiğimdendir.
  • Cesur bir tahminde bulunmam büyük bir keşif yapılmamıştır. Gerçeki sadeliğin içinde bulunur; çeşitlilik veya karışıklık içinde değil.
  • Çok fazla duvar inşa ediyoruz ama yeterince köprü yapmıyoruz.
  • İncelik, düşman kazanmadan derdini anlatma sanatıdır.
  • Gökcisimlerinin hareketlerini hesaplayabiliyorum ama insanların çılgınlığını hesaplayamıyorum.

Hypotheses non fingo (Hipotez kurmuyorum)
Principia Mathematica eserinde yer alan ve "Hipotez yapmıyorum" anlamındaki bu Latince söz, Newton'un bilimsel etik anlayışını özetler.

Kendisi üniter inanca sahipti, yani Hristiyanlığın teslis (üçleme) dogmasını reddediyor ve 4. Yüzyıl'daki İznik konseyinden sonra Hristiyan inancının bozulduğunu düşünüyordu. Oysa Tanrı'ya inancı tamdı. Metafizik ve teoloji konularında uzun çalışmalarda bulunmuş ve sayfalar dolusu yazı yazmıştı. Ancak mesele 'bilimsel gerçekliğe' gelince, kendi dini inancıni, bilimsel bulgularından ayırmayı tercih etti.

Kütlelerin birbirini çektiğini ve hatta bunu matematiksel formülle ifade edebilmişti. Ancak 'Principia Mathematica' eserinde "Şu ana kadar kütlesel çekimin nedenlerini bulamadım, o yüzden hipotez kurmuyorum" (Hypotheses non frigo) demiştir.

Yani "Tanrı'nın iradesi ve isteğiyle kütleler birbirini çekmektedir, demeyi reddediyorum. Bunu hipotez olarak ileri sürmüyorum. Elimde kanıt olmadan bir takım hipotezler kurmaya kalkışmayacağım!" demek istemiş ve bilim adamının kendi dini inançların 'bilimsel objektifliğe' karıştırmaması gerektiğini vurgulamıştır.

  CİNSELLİK
Ayrılık Kapıyı Çalınca
İktisat Teorileri Yoluyla
Bunun Baymayan
  MÜZİK
Hélene Segara
Led Zeppelin
The Cars
Why Can't I Have You
  SİNEMA
Vizontele Tuuba
Türk Sinemasının Bittiği
Sinemada En Beğenilen
  YAŞAM
Mahallenin Delikanlıları
Lafın Bittiği Yer
Haçlı Zihniyeti
  EDEBİYAT
İçinizdeki Yazarı
Eleştiri Niçin Gerekli?
Liderlik ve Karizma
  VİDEO

Sol Raye:

Modern Talking

Peggy Lee:

Chris de Burgh:

Kibariye - Kimbilir

Charles Aznavour'dan

Al Bano-Romina Power

Her Dem Yeni Türkü

Beş Yıl Önce

Best of STYX

Başrolde Emel Sayın

Hoş Sada

Neşe Karaböcek

Arif Susam