Eğitim ciddi bir iştir. 25 yılda bir ortaya atılan ve sorgulanmadan moda olan kavramların yeline kapılarak çocukları ve gençleri eğitmeye kalkışırsanız duvara toslarsınız.
Son yirmi beş yıldır başta biz eğitimcilere, sonra da ebeveynlere "Gençleri hiç anlamıyorsunuz..." diye haksız suçlamalar yapıldı durdu.
"Onlara sevgiyle yaklaşırsanız bütün meseleler hallolur" dendi.
Suna Tanaltay'ın Sevgi Denen Çekimsiz Fiil konferanslarından tutun da, popüler felsefenin her türlü saçmalığına; İpek Ongun'un, Leo Buscaglia'nın 'sevgi öğreten' kitaplarına kadar "her yerde, her zaman, her koşulda, herkese sevgi ile yaklaşın" denildi durdu.
Bir anda yıldızı parlayan ve herkesin diline, kitabına, makalesine, TV programına konu olan 'sevgi yaklaşımı' diyordu ki: "Sevdiklerinizi kaybetmeden onlara sevdiğinizi söyleyin.. Olmadı onlara minik hediyeler alarak sürprizler yapın.. Çocuklarınıza sevgi verin, gerisi tereyağından kıl çekmek kadar kolay olacak.. Sarılın birbirinize.. Öpüşün.. Koklaşın.. 'Seni seviyorum' demekten çekinmeyin.." falan falan...
Tam da bizim topluma uygun bir akımdı bu. Duygusallığı ve maneviyatı her zaman pozitif ilimlere tercih etmiş olan halkımız, ülkeyi bir anda sevgi cennetine(!) çeviriverdi.
Saat başı 'seni seviyorum' demeler, özel günlerin altını daha bir kalın kalemlerle çizmeler, sevgililer günü, anneler günü, babalar günü gibi günleri 'hediye alma çılgınlığı günleri' olarak yeniden revize etmeler, çocuklarına sevgi verip ötesini hiç düşünmeyen ebeveynler ve saire ve saire...
Gelinen noktaya bir bakınız!
Bu dediğiniz 'sevgi' laflarını gençler yutmuyor. Dahası bunu istismar ediyorlar.
Bu kavramların içi öyle boşaltıldı ki, kuru kuru 'seni seviyorum' demek ve sevgi gösterilerinde bulunmak yetmez oldu sevginizi kanıtlamaya.
Eh değil mi ki artık TV'de birbirinden nefret eden rakip iki sanatçı bile dolu dolu 'seni seviyorum' diyerek birbirine sarılabiliyordu... Sporcular, politikacılar, yaşlılar, çocuklar, herkes birbirini seviyordu.. O halde bir anne ya da bir babanın çocuğuna sevgisini kanıtlaması için başka yollar bulması gerekmeliydi! Ne bileyim mesela, son model bir cep telefonu, lüks bir araba, yurtdışında tatil, pahalı kıyafetler, pahalı hediyeler....
Gençlerin gözünde bu kavramların içini boşaltmakla kalmadınız, 'gençler her şeyin en iyisini bilir' sloganıyla körüklenen gençlik dalkavukluğu sayesinde onları şımarttınız, ne oldum delisi haline getirdiniz!
Oysa bütün bu sloganlar ve laflar sadece gençleri 'daha çok tüketen' insanlar haline getirmek amacına yönelik manipülasyonlardı. Yediniz. Afiyet olsun!
Psikiyatr Mustafa Merter, bir röportajında: "Avrupa ve Türkiye toplumlarında son 50 yılda patolojik bir kayma yaşandı. Gelecek kaygısı yaşanıyor. Ama bunun herkesin iddia ettiği gibi ekonomik sıkıntılarla bir alakası yok. İnsan beyni uyaran bombardımanına tutuluyor. İstek ve arzular tamamen maddeye yönelik bir hale getirildi." derken, tam da benim bahsettiğim şeyden söz ediyor olmalı.
İçi boş laflarla, saçma sapan pop felsefelerle hiç durmadan uyarılan gençlerin beyinleri samana döndü. Bu yetmedi, bir de onları "Her şeyin en iyisini siz bilirsiniz" masalına inandırıp burunlarını büyüttük.
Üstüne 'eğitimcilerin ve ana-babaların gençlere yeterince sevgiyle yaklaşmadığı' mitini de uydurunca, içinden çıkılmaz bir sorun yaratılmış oldu.
Buyrun cenaze namazına!
Bakın mesela uyuşturucudan ölen veya intihar eden gençlerimizin haberlerini kanıksamaya başladık neredeyse. Gün geçmiyor ki gencecik bir insan, arkasında gözü yaşlı ana babalar ve arkadaşlar bırakarak aramızdan ayrılmasın. Yalnız dikkatinizi çekerim, burada bahsettiğimiz uyuşturucu kurbanı gençler, iyi ailelerden gelen, maddi durumları iyi olan ve seçkin eğitim kurumlarında okuyan gençler oluyor.
Dr. Merter, röportajın devamında "Batıdaki metafizik gerilim Türkiye'ye de girecek. Şu anda vahşi kapitalizm dönemini yaşıyoruz. Gençlik, anne babaların ideallerini paylaşıyor. Reaktif tepkileri henüz başlamadı ama başlamak üzere. Genç, ya o nefret ettiği dünyayı paylaşacak ya da kendini yok etmeye yönelecek. Batıda bu süreç uyuşturucuya bağlanma olarak gözlendi. Anne babalar tutumlarını değiştirmeli. Çocuklarına kendi dünyalarını yaratma fırsatı vermeli." diyor.
Şimdi 'ahlak elden gidiyor' yaygarası koparıyor değilim ama 'sevgi ve anlayış' içinde büyüttüğünüzü sandığınız (fakat aslında ha bire şımartıp egosunu parlatmaktan başka bir şey yapmadığınız) gençler elden gittikçe kabahati 'kötü arkadaş çevresi ve hatalı seçimlere' yükleyemezsiniz. Böyle yaparak işin sorumluluğundan kaçamazsınız.
Sevgi, saygı, ahlak, erdem, idealizm gibi kavramları ekonomiye malzeme yapar, anlamlarını eskitirseniz olacağı budur. Ahlaki değerlere inancını yitirmiş, idealleri körelmiş, narsist ve egoist gençlerle geleceğe merhaba!
Disiplin ortadan kalktığında daha başka ne olmasını bekliyordunuz?