|
Boşverin, bu yazıyı okumayın! Nasıl olsa içinde sizi ilgilendiren bir şey bulamayacaksınız...
|
On yıldan daha uzun süredir takip ettiğim roman dizisini nihayet bitirdim. Dizinin son kitabının yayınlanmasından bu yana bir kaç yıl geçmişti ama benim okuma sürecimin sonuçlanması için 2006 yılının son aylarına kadar gelinmesi gerekiyormuş.
Mayıs 2004'te yazdığım OKU BABAN GİBİ yazısında öngördüğüm takvime uymuşum. Aferin bana!
Stephen King'in Kara Kule roman dizisinin bütün dünyaya yayılmış apayrı bir hayran kitlesi var.
Bu kitlenin büyükçe bir kısmı bu diziyi yirmi yıla yakın bir süredir takip etmekteydi.
Üstadın bu diziyi yazma süreci de uzunca bir zamana yayılmış bambaşka bir macera.
Bu maceraya dair 'gerçek' ipuçlarını ise -1999'da gerçekten geçirdiği trafik kazası da dahil olmak üzere- serinin son iki kitabında Stephen King'in roman kahramanlarıyla karşılaşması boyunca izliyoruz.
Özellikle son 3 cildin her birini okumaya başlamadan önce zihnimi bu deneyime hazırlamak için epeyce zaman harcamışlığım var. Benim gecikme sebebim bu.
(Bkz. bu konuda Ekim 2004'te yazmış olduğum EDEBİYAT MESELESİ başlıklı yazı)
Yedinci ve son kitabın ortalarına doğru bir yerde öyle bir an geldi ki "Evet ama bu kitap da sona erdikten sonra benim bekleyeceğim başka ne kalacak ki?" diye kendime sordum.
(Ve inanın bana bir sonraki Dünya Kupası, bir sonraki genel seçimler veya bir sonraki neslin kendini nelerle meşgul edeceği benim pek de ilgimi çekmiyor! Bu memleketin bütün gündemini toplasan bir Stephen King kitabı eder mi? Emin değilim.)
Menzile varınca ne olacaktı? Ondan daha vahim soru:
Yolculuk sona erdiğine göre geriye ne kalıyordu yapacak?
Bu türden soru ve endişeleri bizzat roman kahramanları da dillendiriyorlar sonuncu kitapta. (Aynı hisleri yazarın da paylaştığına eminim)
Kitabın ilerleyen sayfalarında (Bkz. sayfa 749) roman kahramanlarından Susannah Dean de "Bir tarafım o Kule'yi görmeyi çok istiyor. Ama belki de benim oraya gitmemem gerek.." diyerek Roland'ı terkedip gitmişti. Hem de çok ama çok uzun bir yolu katedip sayısız tehlikelerden sağ kurtulmayı başardıktan sonra ve hedefe varmalarına sadece saatler kala...
(Roland ve Susannah'nın kim olduklarını bilmiyorsanız, Kara Kule dizisini de bilmiyorsunuz demektir. Bilmediğiniz bir kitap hakkında tanımadığınız bir adamın yorumlarını niye okuyorsunuz peki?)
Biz sadık okurlarsa Kara Kule'ye varıncaya kadar Roland'ı izlemeye devam ediyoruz. Kahramanımız kule kapısından içeri giriyor -ki bu olayı biz okurlar bütün bir roman dizisi boyunca ve Roland ise kendini bildi bileli beklemekteydi.
Chris de Burgh'ün Don't Pay the Ferryman şarkısında anlatılan adam gibi:
A lifetime spent preparing for the journey;
He is closer now and the search is on
Kitap belki tam da orada bitmeliydi, evet. Ama Stephen King'in son bir numarası daha var: Hikayeyi orada bitirmiyor.
En sonuna kadar gideceğimizden emin olmasına rağmen, sanki okurların kararlılığını test etmek istermiş gibi -bir anlamda tıpkı Roland ve Susannah'nın karşısına Stephen King suretinde çıkan uffi'ler gibi (Bkz. sayfa 602) "Bundan daha fazla ilerlemenize gerek yok..." diyor bize.
| "Hikayemi en sonuna kadar anlattım. Artık durabilir, kalemimi kenara koyup yorgun elimi dinlendirebilirim... Ama bana ta başından beri kulak vermiş bazılarınız (ki o kulaklar olmasa hiçbir hikaye tek bir gün bile hayatta kalamazdı) buna pek istekli görünmüyorsunuz. Siz hedefe odaklanmış olanlarsınız; hayat size kaç defa aksini ispat etmiş olsa da mutluluğun varılacak durakta değil yolculuğun kendisinde olduğuna inanmazsınız. Herşeyin nasıl sonuca bağlandığını bilmek istediğinizi söylüyorsunuz. Roland'ı kulenin içinde de takip etmek istiyorsunuz; bunun için para ödediğinizi ve görmeye geldiğiniz show'un bu olduğunu söylüyorsunuz. Umarım bazılarınız bundan daha iyisini biliyordur. Daha iyisini 'istiyordur'.
Ben sizin hikayeyi dinlemeye geldiğinizi umuyorum; sırf sonunda ne olduğunu görmek için sayfaları çatır çatır yemiş olduğunuzu değil. Sonunu merak ediyorsanız, tek yapmanız gereken şey son sayfayı çevirmek ve orada ne yazılı olduğunu görmektir. Ama sonlar kalpsizdir. Son, hiçbir adamın açamayacağı kapalı bir kapıdır.
O yüzden sadık okurum, size şu kadarını söylüyorum: Burada durabilirsiniz. Devam ederseniz kesinlikle hayalkırıklığına uğrayacaksınız, hatta belki kalbiniz kırılacak. Kuşağımda son bir anahtar kaldı ve onun tek açtığı da o son kapı. O kapının arkasında göreceğiniz şey sizin aşk hayatınızı iyileştirmeyecek, kafanızın kel kısımlarında saç çıkartmayacak, doğal ömrünüze beş yıl (hatta beş dakika bile) eklemeyecek. Mutlu son diye bir şey yoktur. Sonlar kalpsizdir. Sonlar veda etmenin bir diğer yoludur sadece.
Hala istiyor musunuz? İyi öyleyse, gelin bakalım. (İç çekişimi duyuyor musunuz?) İşte gün batımında Kara Kule..."
|
diyerek bize gerçekten vaadettiği kadar buruk bir final sunuyor kitabın son sayfalarında.
Peki bütün bunlardan anlamamız gereken nedir?
- Master Stephen King's Magnum Opus absolutely deserves a better praise but this is all I could come up with.
Thankee Sai King!
- Mr.Whelan, your illustrations are adorable! However the one on the page 750 is slightly mistaken as the door should not have THE ARTIST sign on it and no crossed pencils should be adorned on the doorknob. Please check out the page 740.
- Bundan başka dünyalar da var mı gerçekten?
- Okumaya doyamadığınız yazar size "Burada durun!" diyorsa durmalı mıyız? Yoksa burnumuzun dikine devam etmeli miyiz?
- Bu kitap sizi ilgilendirmiyor, öyle mi? Peki bir kere de kendinize sorun bakalım: Acaba bu kitap sizi hiç umursamış mı?
- Siz hala burada mısınız?