Bu sabah televizyonda finans bültenlerini seyrediyordum. Saçlarını jölelemiş ve bu şekilde 'düzgün faça yapıp cool görüntü verdiğini sanan' bir takım tıfıl oğlanlar, dünyanın en önemli davasında mütalaa veren bir savcı pozunda, borsa haberleri veriyorlar.
Söyledikleri lafları dinleyecek olsanız göreceksiniz ki, ettikleri lafların biri ötekini tutmuyor. Çocukların dilleri dolanıyor, salak salak konuşuyorlar işte.
Dandik ciddiyet numaraları.. İçerik dersen, sıfırın altında.
"Sen onlardan daha fazla şey bildiğini mi sanıyorsun?" diyecek olan arkadaşlara en derin saygılarımı sunuyorum buradan...
Borsa, genel çerçevede 'zero-sum game'dir.
Türkiye'deki borsanın ciddiyeti, atyarışlarının ciddiyetinden çok daha gerisindedir. Kapitalizmin trikleridir bunlar.
Mesela Türkiye'de kim ne kadar para harcıyor? Bunu ne pahasına yapabiliyor? Hiç düşündünüz mü?
Bugün Türkiye'de kişibaşına düşen yıllık ortalama gelir 4.000 dolar civarındadır. (Herhalde buna bir itirazınız yok)
Oysa mesela Türkiye'de yılda 200.000 binek otosu satılır.
(Sektörel hedefleri ve geçmiş yıllardaki rakkamları tarayın ve gerçek rakkamı görün)
Türkiye'de en ucuz binek otosunun satış fiyatı 10.000 dolar civarındadır. Lüks otomobillerde bu rakkam daha da yukarı çıkar ama biz diyelim ki, Türkiye'de bir binek otomobilin ortalama fiyatı 20.000 dolar civarındadır. (Hangi marka geçen yıl kaç adet satılmış, hangi fiyattan gitmiş, araştırın lütfen)
Bu durumda, Türkiye'de her yıl 200.000 gerçek veya tüzel kişi yeni bir araba alabiliyor ve buna ortalama 20.000 dolar verebiliyorsa, demek ki Türkiye'de yeni bir araba alan herkes, en az yedi başka kişi araba alamayacak kadar yoksul olduğu için alabiliyor demektir.
Gelir dağılımı diye bir şey var, hiç duymuş muydunuz?
Bazı ekonometri denklemleri, istatistik hesapları, standart sapma vs. gibi matematik yöntemlerle bir ülkedeki gelirin kimlere ve nasıl dağıldığını yaklaşık olarak hesaplamak mümkün.
Aynı mantıkla, Türkiye'de geçen yıl satılan konut, yazlık, klima, vs.. vs.. aklınıza ne geliyorsa, 'yeteri kadar kişi o ürünü alamayacak kadar fakir olduğu için' satılabildi.
Size romantizm ve şiirsellik dolu laflar edip
"Dünyada silahlanmaya ayrılan parayla bütün açlar doyurulabilir. Baba, sen savaşta ne yaptın?" diyen bir bön bakışlı ve aptal gözlüklü bir köşe yazarı arkadaşımız mesela haftasonu canı sıkılınca Londra'ya gidebiliyorsa...
....canı sıkıldığında değil Londra'ya gitmek, memleketteki anasını bile ziyaret etmeye gidecek para bulamayan binlerce kişi olduğu içindir.
Zaten bu böyle olmasa, ekonomik büyüme devam ederken aynı anda işsizlik oranının da yükselmesini başka nasıl açıklayabilirsiniz?
2000 - 2002 yılları arasında Türkiye'deki finans sektörü çöktü ve müthiş itibar erozyonuna uğradı. (Aksini iddia edene gülerim!) Bunun nedenleri arasında, yukarıda bir çırpıda anlatıverdiğim basit ve gözle görünür gerçeklerin bir türlü anlaşılamamış olmasının da payı yok mudur sizce?
Şimdilerde ise, gerçekleştirilen yapısal değişimler sayesinde geniş çapta iyileşmelere gidildiği ve bir daha benzer bir durumun yaşanmayacağı söyleniyor. Ah bir inanabilsem!
Eh peki ne yapalım yani?
Hayallerinize turp sıkmak istemem ama.. Belki şu soruları sormak lazım:
- Ülkedeki sermaye ve siyasi güç dağılımı nedir?
- Bu dağılımın seyri ne yöndedir? Yani mevcut dağılım, ilerki yıllarda nasıl bir şekil alma eğilimindedir?
Örneğin nüfus artarken, sermaye birikimi (ya da toplam milli gelir) giderek daha az sayıdaki birilerinin tasarrufuna doğru mu kayıyor?
O zaman bileceksiniz ki üstümüzde kara bulutlar dolaşmakta.
Bunu bilince ne yapacaksınız peki?
Artık orası da size kalmış. İster dua edin ve dükkanınızın kapısının üstüne karınca duası asın. Ya da sakallı bir amcanın 1848'de yazdığı manifestonun satır aralarına bir göz gezdirin.
Bilesiniz ki, kişisel gelişim ve psikolojik self-help kitaplarında yazanlar, yukarıda anlattığım gerçekleri değiştirmeye yetmez!
Bina yıkılırken, içindeki iyimserler, kötümserlerden daha fazla yaşama şansına sahip değildir. Binalar yıkılırken içerdeki insanlar arasında ayrım yapmazlar çünkü!
Bina yıkılırken hala 'iyimserliğini' koruyan ve her durumda 'kendi gemisini' kurtarmak isteyen kaptanlara selam olsun..