ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Şehirli İnsanların
Pastoral Yaşam Özlemi
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Ajda Pekkan'dan

Semiramis Pekkan

Neşe Karaböcek

Arif Susam

Başrolde Emel Sayın

Zeki Müren

The Best of MFÖ

Fecri Ebcioğlu Sunar

Hoş Sada

Fransızca & İtalyanca

Edip Akbayram

Best Memories
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
ADINI DOĞRU KOYUN

Kapitalizmin özü "Yuttur kaydır, üçkağıtçılık yap!" değildir.
Böyle olmamalı!

Kapitalizmin kendi etiği ve kuralları olan tutarlı bir sistem olduğunu ve Türkiye'nin kapitalistleşmeyi doğrudürüst beceremeden toplumsal gelişimini sürdüremeyeceğini iddia eder dururum.

Ama her seferinde beni yalancı çıkaracak bir takım gelişmeler olur.
Bazı üçkağıtçılar çıkar ve "Bu işler batıda böyle oluyor... Hadi biz de böyle yapalım!" diye yeni bir üçkağıtçılık mekanizmasını devreye sokmaya çalışırlar.

Eğer kötü niyetli değillerse, düpedüz saftorik olduklarını düşündüğüm bu adamlar ya hesap yapmayı bilmiyor ya da bizi enayi zannediyorlar.

Asıl niyetleri kendi ceplerini doldurmak. Başka bir şey değil. Bunun için yalanlar söylüyorlar, bunun memleketin iyiliği için olduğunu iddia ediyorlar.

Bunun Şark kurnazlığı mı yoksa yoksa bizzat kapitalizmin 'adamı salak yerine koyma' operasyonu mu olduğunu anlayamıyorum.
Ama adını doğru koysunlar artık!

  Bireysel emeklilik aldatmacalarına,
    Tüketiciyi kandırmaya yönelik kampanya dümenlerine,
      Reklamcıların ahlaksız ve pervasız yalanlarına,

işverenlerin çalışanlarını gaza getirmek için şişirdiği şişirdiği
      "Vizyon ve hedef" balonlarına
  ve paçalardan taşan daha nice rezilliğe önceki yazılarımda değindim.

Aklımın erdiği, gözümün gördüğü kadarıyla anlatmaya çalışıyorum. Neticede 'Türkiye'nin Kapitalistleşmesi' isimli vodvil tiyatrosunu hep birlikte yaşıyoruz.

'Ciddi olma' iddiası taşıyan, fakat senaryonun saçmalığı ve oyuncuların beceriksizliği gibi nedenlerle ancak 'komik' olabilen fakat 'komedi olmayı bile beceremeyen' kötü bir gösteri bu!

(Farkındaysanız, aynen Türk sinemasının tarifi gibi oldu. Türkiye'nin kapitalistleşmesindeki aculluk, Türk sinemasının iyi bir yapım ortaya çıkaramamasının en büyük nedenidir aynı zamanda. Fakat biz konumuza dönelim.)

Bakın son dönemde, artık en kör gözlere ve en kapalı dimağlara bile malum olan üçkağıtçılık örneklerine şahit oluyoruz.

Halka Arz Dümeni:

Kapitalizmin en sofistike üçkağıtlarından biridir. Diyelim ki ortada karlı bir şirket vardır. Göya bu şirketin sermayesinin 'halka açılmasına' ve 'sermayenin tabana yayılmasına' karar verilir. Şirkete bir değer biçilir. Sonra da hisse senetleri ihdas olunup halka satılır. Bu satıştan komisyon geliri elde eden aracı kuruluş ve kasasına nakit giren şirket ellerini ovuşturur ve "Allah enayilerden razı olsun.." diye hayır duası eder.

Ertesi gün bakmışsınız ki size on liraya sattıkları hisseler, piyasada bir lira bile etmiyor. Dolandırıldığınızı anlarsınız ama ne fayda?

Kimi analizciler ve borsacılar diyor ki:
"Şirketin değeri yanlış hesaplandı, o yüzden böyle oldu."

Arkadaşlar.. Yok böyle bir şey!
Şirket hakikaten karlı falan olsa, halka arz işleminden küçük yatırımcılar karlı çıkacak olsa, şirket sahipleri halka arz etmezler zaten! Karlarını niye küçüklere yedirsinler ki?

Onlar piyasadan para tokatlamaya bakarlar. O parayı tokatlayıncaya kadar da "Dünya küçülmüyor, THY büyüyor..." diye reklam kampanyaları bile düzenlerler.
(O reklam kampanyalarının milyonlarca dolar masrafı var. Adamlar, küçük yatırımcılarla karlarını paylaşacaklar. Buna o kadar hevesliler ki, bu iyiliği yapmak için üste bir de reklam harcaması yapıyorlar.. Sizin aklınız alıyor mu bunu?)

Kira Öder Gibi Evsahibi Olma (Mortgage) numarası:

Varsayalım ki edebiyat sizin ilgi alanınızda değil. O yüzden Arthur Miller'ın 'Satıcının Ölümü' adlı eserini okumadınız. Amerikan emlak piyasasında dönen üçkağıtları da merak etmiyorsunuz. Olabilir. Cehalet, Türk ceza kanununa göre suç değil.

O zaman Con Ahmet'in Devr-i Daim Makinası gibi muhteşem bir buluşla karşılaştığınızı düşünmeniz normal: "Aman ne güzel, kira öder gibi evsahibi olacağım!"

Türkiye'de ekonominin yirmi yirmi yıl istikrarlı devam edeceğine ve yıllık enflasyonun yirmi yıl (veya daha uzun süre) yüzde onun altında kalacağına, bu sürede siyasi veya ekonomik başka bir kriz çıkmayacağına ikna oldunuz diyelim. (Öyle ya, Cumhurbaşkanı Başbakan'a Anayasa fırlattığı için milyonlarca insanın bir iki gün içinde işlerini ve servetlerini yitirdiği ülke Türkiye değil. Orası Timbuktu idi değil mi? Pardon, bu ikisini hep karıştırıyorum zaten)

Pekiii.. Devlet istatistik Enstitüsü'nün yayınladığı raporlarda 'Türkiye'nin yıllık konut ihtiyacı' rakkamlarına da mı bakmıyorsunuz? Bunu finanse edecek parasal kaynağın Türkiye'de mevcut olmadığı da mı dikkatinizi çekmedi? (Türkiye'de konut ihtiyacı ve bir metrekare konut için gerekli malzemenin fiyatı, yıllık bazda açıklanmaktadır. Bu rakkamları birbiriyle çarptığınızda -yani Türk halkını uygun şekilde evsahibi yapmak için gerekli rakkamı hesapladığınızda- Türkiye'nin milli gelirinin buna yetmeyeceğini göreceksiniz. Yani bugün itibarıyla Türkiye'de mortgage UYGULANAMAZ! Ekonomik büyüme ve kişi başına yıllık gelir rakkamları ortada)

Ama diyelim ki ben yalancının ve cahilin tekiyim. Diyelim ki yukarıda anlattıklarımın hepsi yalan, yanlış! Bileşik faiz hesabında kullanılan formülü bir yerlerden bulun ve kaç paralık konuta ayda kaç para taksit ödeyeceğinize bakın. Ondan sonra kararınızı verirsiniz, kim doğru söylüyor.

Kapitalizmin dümenleri hiç biter mi?

Şarlatanlığın ve maymunluğun iyice cılkını çıkaran bir de GURU modası var.

'Pazarlama gurusu', yok efendim 'dünyaca ünlü marka ve yönetim gurusu' diye lanse edilen ne kadar şarlatan varsa gelip size üçkağıtçılık öğretmek ve bunun karşılığında paranızı kapmak için yarışıyor.

Ne komik değil mi?

"Size dolandırıcılığı öğreteceğim.. Bu işi en iyi nasıl yaparsınız onu göstereceğim.." diye para toplayan adamlar var!

Tabii onlar 'dolandırıcılık, üçkağıtçılık ve göz boyamacılık' gibi kelimeler kullanmıyor, daha süslü ve cafcaflı laflar ediyorlar. İşin adını doğru koysalar, foyaları meydana çıkacak oysa.

Ama hakkını vermek lazım şimdi. Hakikaten de şahane bir üçkağıtçılık numarası gösteriyorlar: Parayı alıyor, saçma sapan nasihatlar ediyor ve sonra sırra kadem basıyorlar.

Artık bu rezillik o hale geldi ki, eskiden bu tür şarlatanların reklamını yapan insan kaynakları siteleri ve gazeteler BİLE bunlardan yakınmaya başladı.

(Arama motorlarından herhangi birine 'iş dünyası + guru' yazın ve karşınıza gelen sitelere bir bakın: İstisnasız hepsi bunlardan şikayetçi.. Oysa daha yakın zamana kadar bu guruları yerlere göklere koyamıyorlardı o dergiler ve websiteleri?!)


Pazarlama gurularının üçkağıtçılık yaparak piyasayı nasıl tokatladıklarını ŞEKİL ÜZERİNDE gösteren
WARKETING-MARKETING başlıklı yazıyı okumak için TIK'layınız.

Oysa Gazoz Ağacı'nda Derman Gamsız Bey ta 2002 yılında
Danışmanlık Şirketleri başlıklı yazısında bu üçkağıtçıları ifşa etmişti.

Görünen o ki, Türk iş alemi ve entellektüel camiası, Gazoz Ağacı'nın üç-beş yıl arkasından geliyor. Eh bu da bir şeydir.. Otuz yıl gerisinden de gelebilirlerdi.

  EDEBİYAT
Nobel Edebiyat Ödülü
Dikkat: AĞIR MEVZUU
Aziz Nesin'den Bir Yazı
  SİNEMA
Mahremiyet
Son Osmanlı
Grease
  MÜZİK
All Hung Up
How Deep is Your Love
Michel Fugain
  YAŞAM
68 Ruhu Ne Alemde?
Alın Size Test
INTERNET'te Müzayede
  CİNSELLİK
İnsanlığın
Boynuz Modaymış
Aydın Kadının

Gülden Karaböcek

Gökben

20. Sanat Yılı

BoneyM

Edith Piaf - SELECTION

Zeki Müren

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Chris de Burgh

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir

Ajda Pekkan

Al Bano-Romina Power