Son zamanlarda şarkıcı-türkücü tayfası kendini fasulye gibi nimetten sayar oldu. Kasım kasım kasılıyorlar. Bunlara sorsan, en delikanlısı bunlarmış.. Hadi oradan!
Kime sorsan başka türlü anlatıyor, herkes bir hikaye tutturmuş.
Herkes sanıyor ki en doğrusu kendi bildikleri..
Şimdi bir defa işin doğrusunu konuşalım. (Delikanlıya da ancak böylesi yakışır zaten!) Bu şarkıcı türkücü kısmının ortalıkta poz kesmeye başlaması bilemedin yirmi- yirmi beş senelik hadisedir, yenidir. Elleri para gördü bir şekilde. Televizyon, magazin falan derken, havalara girdiler bunlar. Beyefendi olmak için yol yordamları yok. İşi kabadayılığa döküyorlar. Bunu da delikanlılık sanıyorlar.
Bir defa, delikanlı adam işini kendi görür. Elin haplanmış serserisine para verip, silahsız kadınları kurşunlattırmaz. Veyahut diyelim ki bir kadın gelip sana "Artık seni istemiyorum.." demişse, delikanlıya düşen "Eyvallah, uğurlar olsun.." demektir. Şerefli erkek, kendini istemeyen kadının arkasından koşturmaz zaten.
Kendini delikanlı zanneden bu türkücü taifesi, etrafını saran çakalların gazına geliyor, kendini zavallı durumlara düşürüyor. Onlara tavsiyem, Allah'tan korksunlar. Kimsenin ekmeğiyle oynamasınlar.
Etrafınızda size kafa sallayan çakallar var ya... Onların size verdiği akıllara uymayın, zararlı çıkarsınız. Allah kimseyi şaşırtmasın, yarın malınız mülkünüz elden gitse, bu çakallar size sahip mi çıkacak sanırsınız? Dört kolluya binip imamın önüne geldiğinizde, bu çakallar sizin önünüzde saf tutmaz, tabutunuza omuz vermezler. Haberiniz olsun!
Kırk yıl öncesinin pavyon fedaileri bile şimdiki şarkıcılardan türkücülerden daha beyefendiydi. Hem de yüz kere daha delikanlıydı. Kesinkes böyleydi yani.
İşte Muzaffer, mesela.. Pederi vefat edince iktisat fakültesini bırakmak zorunda kaldı. Maddi durumları iyi değildi, yaşlı annesine bakması lazımdı. Pavyon fedailiği de yaptı, meyhanecilik de yaptı.
Günlerden bir gün, aynı filmlerdeki gibi bir olay oldu. Bir arkadaşımızın düğününde mikrofonu kapıp tango söyleyince bizim Muzaffer herkesin takdirini kazandı.
Ruj e Nuar gece klübünün işletmecisi de oradaymış. Yanına geldi, bizimkine iş teklif etti. Muzaffer o sırada otuz beş yaşını geçmişti. Talih kuşunun ne zaman, nerede, kime konacağı hakikaten belli olmuyor.
Nezih gece klüplerinde epey şarkı söylemişliği var. Cebi para gördü, ama şimdiki görgüsüzler gibi kendini kaybetmedi Muzaffer.
Yüksek sosyeteden dul bir hanım, adı Nermin'di galiba, Muzaffer'e vuruldu.
Her gece gelir bunu dinlemeye. En önde yeri hazır.
Hatta işittim ki elaltından haber bile göndermiş "Gelsin benim şirketin başına geçsin.. Köşke yerleşsin, başımda dursun, erkeğim olsun... Onu yaşatayım, mesut edeyim."
Kabul etmedi Muzaffer. Bir süre sonra da Nermin hanım ayağını kesti klüpten.
Yıllar sonra Muzaffer'e sordum "Kadının teklifini niye kabul etmedin? Hayatın kurtulurdu.."
Acı acı gülümsedi bana "Görgümüz, terbiyemiz müsait değildi köşklerde oturmaya. Varsın herkes kendi türküsünü söylesin.."
Ya, işte o devrin şarkıcıları böyle delikanlı, böyle beyefendi kişilerdi işte.. Ayaklarına kadar gelen kadınları "Terbiyem elvermez" diye geri çevirirlerdi. Şimdiki şarkıcılara türkücülere bir alakaları var mıymış?
Adını istediğin kadar tatlıses koy.. Sesin istediğin kadar tatlı olsun...
O ses 'delikanlı bir yürek'ten gelmiyorsa, sen de delikanlı mısın be?!