ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Seyyahat İntibaaları
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir

Enrico Macias

Charles Aznavour'dan

Ajda Pekkan

Al Bano-Romina Power

Ferdi Özbeğen

Ajda Pekkan'dan

Chris de Burgh

Semiramis Pekkan

Başrolde Emel Sayın

Samime Sanay

Neşe Karaböcek

Arif Susam
Oktay TEKCAN logo
ENGLISHMAN IN NEW YORK

Resimli Webster sözlüğüne bakın, karizma sözcüğünün karşısında bu adamın resmi var: Sting!

Akşamlardan bir akşam kanallar arasında zaplarken BBC Prime'da (Michael Parkinson Talk-Show) karşıma çıkmaz mı? İşte bu yazıyı o programa borçluyuz.

Asıl adı Gordon Matthew Sumner
2 Ekim 1951 tarihinde Newcastle Upon Tyne'da doğdu.

Sting lakabı (arının iğnesi anlamına gelmektedir, malum) bir gün provaya çıktığında üstünde bulunan sarı siyah enlemesine çizgili futbol formasından geliyor.

Onu bu haliyle bir arıya benzeten arkadaşları 'Stinger' lakabını verdiler, daha sonra bu lakap 'Sting'e dönüştü.

Okulu bitirince erkenden evlenip çocuk sahibi oldu. Geçim derdine, Katolik Okulunda İngilizce öğretmenliği ve futbol koçluğuna başladı. Sonradan öğretmenlikten ayrılıp müzisyen olmaya karar verdi. Dedikodulara bakılırsa, öğretmenliği bırakmasının nedeni, kız öğrencilerinden biriyle arasında geçen bir ilişkidir. Hatta 'Don't Stand so close to me' şarkısının bu olayı anlattığı rivayet edilir.

BBC'deki programda Sting'in sorulara verdiği cevaplardan bazılarını aktarayım da, oturduğum yerden 'Araştırmacı gazetecilik' oynayayım bari..

"Babam, yaptığım işi hiç ciddiye almadı. 'Ne zaman doğru dürüst bir iş yapacaksın?' der dururdu. Ama en büyük iltifatını da ölüm döşeğinde yapmıştı bana.. 'Bak baba, ellerimiz aynı.. Benimkiler adeta seninkinin bir kopyası' demiştim. 'Evet ama sen o elleri benden daha iyi kullandın..' dedi"

"Evet.. Okulda dayak yedim. Aslına bakarsanız bana faydası da oldu. Yani 2000 genç erkeği başka nasıl disiplin altına almalarını bekleyebilirdiniz ki o yıllarda?"

"Okulu sevmedim aslında. Ama orada tanıdığım bir kaç İngilizce öğretmenime hala minnetarım. Okul bittikten sonra da yeni şeyler öğrenmeye devam etmemi onlar sağladı."

"16 Yaşına kadar etrafımda kız yoktu denebilir. Erkek okulunda okudum ben. O zamanlar bir dans kulübüne gidip, gördüğümüz bir kıza yaklışıp 'Afedersiniz, dans edebilir miyiz lütfen?' diyebilmek, eğer cesaretimizi toplayabilmişsek yani, yapabileceğimiz en büyük kahramanlıktı. Kız bizi umursamadan tavana bakar, cevap bile vermezdi. Biz de 'teşekkürler..' deyip ayrılırdık yanından"

"Öğretmenlikten neden mi ayrıldım? Parası çok düşüktü. Ayrılacağımı söylediğimde 'Ama emekliliğini yakacaksın' dediler, 'gene de ayrılıyorum' dedim"

"İçgüdülerimi izleyecek cesaretim vardı."

"Steward Copeland bana telefon numarasını vermiş ve 'Londra'ya gelirsen beni ara.' Demişti. Londra'ya geldiğimde elimde başka telefon numarası da yoktu zaten. Onu aradım ve 'Hey, şehre geldim..' dedim. 'Nerdesin şu anda?' diye sordu.. 'Aslına bakarsan, evinin olduğu caddedeyim' dedim."

"Roxanne şarkısı ilk çıktığında BBC yasaklamıştı, biliyor musunuz? Evet,bir fahişeden bahseder bu şarkı. Sokakta iş tutan fahişeleri ilk gördüğümde 'Acaba bunların aşk hayatı nasıldır?' diye düşündüğümü hatırlıyorum. Yani, iki boyutlu aşk pek de ilginç değildir. Ben seni severim, sen beni seversin. Bunun üstüne pek fazla tema çıkmaz. Ama aşk üç boyutlu olursa, sen onu seversin fakat o bir başkasını sevmektedir, işte o zaman ilginç bir konu yakaladın demektir."

"Amerika'daki ilk konserlerimizden birinde sadece 3 dinleyicimiz vardı.. Ama salonun değişik köşelerinde oturuyorlardı. Biz de (Police grubu) üç kişiydik zaten. Onlara dedim ki 'Hey, uzakta dumayın, şöyle yakına gelin.. Sizlerle tanışalım..' Sonra öğrendik ki bu üç dinleyici de yerel radyolarda çalışan DJ'lermiş. 'Biz sizin plaklarınızı çalarız hep..' dediler.. Seyircinizi asla küçümsememek lazım, anlıyorsunuz değil mi?"

"Every Breath You Take şarkım en başarılı olduğum ve en çok gurur duyduğum şarkıdır. Berbat günler yaşıyordum bu şarkıyı yazarken, dünya omuzlarıma yıkılıyordu sanki. O sırada Jamaika'da, bir zamanlar Ian Fleming'in oturduğu banktaydım ve bu şarkıyı yazdım. Başarılı olacağını hemen anladım. Amerikan müzik listeleri tarihinde en uzun süre bir numara kalan şarkıdır bu."

(11 Eylül tarihinde düzenlediği özel konser parti hakkında)
"Toskana'daki evimde bir parti verecektim ve 200 kişiye zaten davetiyeler gitmişti, herşey hazirdi. Sonra New York ve Washington'dan o korkunç haberler geldi. Hepimiz altüst olmuştuk. 'Ne yapalim?' diye sordum oradakilere.. 'Sen çalmaya devam et' dediler. Herkes üzgündü. Düşündügüm konser bu degildi tabii ki. Ve Fragile şarkisini söyledim.. Günün anlamina da uydu. Bu şarki aslinda John Lennon'un ölümü üzerine yazilmişti. Ölüm karşisinda ne kadar zayif ve kirilgan oldugumuzu bir kere daha hatirladik. Ama herşeye ragmen müzige devam etmeliydik. Terörizmin amaci da zaten bizi hayata baglayan güzel şeylerden koparmak, öldürmek degil mi? Hayata bagli kalmak, terörizm karşisinda takinmamiz gereken tavirdi."

"Ben çok şansliydim her zaman. Benden daha iyi müzisyenlerle çaliştim.Onlarin yeteneklerini zorlayacak şarkilar yaziyordum ve onlar coşkuyla çaliyorlardi. Ben de onlardan bir şeyler ögrenmeye çalişiyordum. Zaten hayat gizemli bir yolculuktur, ögreneceginiz şeyler hiç bitmez. 50 yaşima geldim ve bir elli yil daha ögrenmeye devam edebilirim yani..."

Eh, yazinin anlamina uysun diye, üstadin 'Nothing Like the Sun' albümünden iki şarkisini da kisaca irdeleyelim bari..


Bu iki şarkı NOSTALGIC WIND serisinin
2. ve 3.CD'lerinde yer almaktadır.

ENGLISHMAN IN NEW YORK

I don't drink coffee I take tea my dear
I like my toast done on one side
You can hear it in my accent when I talk
I'm an Englishman in New York

See me walking down the Fifth Avenue
A walking cane here at my side
I take it everywhere I walk
I'm an Englishman in New York

I'm an alien I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York
I'm an alien I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York

If "manners maketh man" as someone said
Then he's the hero of the day
It takes a man to suffer ignorance and smile
Be yourself no matter what they say

I'm an alien I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York
I'm an alien I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York

Modesty, propriety can lead to notoriety
You could end up as the only one
Gentleness, sobriety are rare in this society
At night a candle's brighter than the sun

Takes more than combat gear to make a man
Takes more than license for a gun
Confront your enemies
Avoid them when you can
A gentleman will walk but never run

If "manners maketh man" as someone said
Then he's the hero of the day
It takes a man to suffer ignorance and smile
Be yourself no matter what they say

I'm an alien I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York
I'm an alien I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York

NEW YORK'TA BİR İNGİLİZ

Ben kahve içmem, çay alirim azizim
Ekmegimi tek yüzü kizartilmiş severim
Aksanimdan duyabilirsin ben konuşurken
Ben New York'ta bir İngilizim

Beşinci Caddeden aşağı yürürken görün beni
Bir yanımda bastonum
Her gittiğim yere götürürüm onu
Ben New York'ta bir İngilizim

Ben bir yabancıyım, yasal bir yabancı
Ben New York'ta bir İngilizim

Eğer 'tavırlar belli ederse adamı'
Birilerinin dediği gibi
O zaman günün kahramanı odur
Adam olmak gerek
Vurdumduymazlığa (ve cehalete) katlanıp
(Gene de) gülümsemek için
Sen kendin ol, başkaları ne derse desin

Tevazu ve efendilik
Adamın adını kötüye çıkartabilir
Bir de bakmışsın tek kişi kalıvermişsin
Nezaket ve ciddiyet az bulunur bu toplumda
Geceleyin bir mum güneşten daha parlaktır (oysa)

Adam olmak için dövüş takımından fazlası gerek
Silah ruhsatından fazlası gerek
Düşmanlarınla yüzleş
(Ama) kaçın onlardan eğer mümkünse
Bir centilmen yürür ama asla koşmaz

Eğer 'tavırlar belli ederse adamı'
Birilerinin dediği gibi
O zaman günün kahramanı odur
Adam olmak gerek
Vurdumduymazlığa (ve cehalete) katlanıp
(Gene de) gülümsemek için
Sen kendin ol, başkaları ne derse desin

Ben bir yabancıyım, yasal bir yabancı
Ben New York'ta bir İngilizim


Bu iki şarkı NOSTALGIC WIND serisinin
2. ve 3.CD'lerinde yer almaktadır.

FRAGILE

If blood will flow when flesh and steel are one
Drying in the colour of the evening sun
Tomorrow's rain will wash the stains away
But something in our minds will always stay

Perhaps this final act was meant
To clinch a lifetime's argument
That nothing comes from violence
And nothing ever could
For all those born beneath an angry star
Lest we forget how fragile we are

On and on the rain will fall
Like tears from a star like tears from a star
On and on the rain will say
How fragile we are how fragile we are

KIRILGAN

Et ve çelik birleştiğinde kan akacaksa
Akşam güneşinin renginde kuruyup
Yarınki yağmur kalan lekeleri yıkar götürür
Ama aklımızda birşeyler hep kalacak

Belki bu son sahnenin amacı
Bir ömür boyu süren davayı perçinlemekti
Şiddetten hiçbir şey kazanılmaz
Hiçbir şey kazanılamazdı
Kızgın bir yıldızın altında doğanlar için
Unutmayalım ne kadar kırılgan olduğumuzu..

Tekrar tekrar yağmur yağacak
Bir yıldızın gözyaşları gibi
Yağmur tekrar tekrar söyleyecek
Ne kadar kırılgan olduğumuzu

  MÜZIK
Barbra Streisand
Money for Nothing
Still Loving You
  EDEBIYAT
Çevreciler ve
Körlerle Sağırlar
Renaud Mon Héro
  YAŞAM
Çok Düşünmeyeceksin
Başarıyorum Nasıl Olsa
Danışmanlık Şirketleri

  SİNEMA
Türk Sinemasının Bittiği
Kill Bill
Vizontele Tuuba
  CİNSELLİK
Aşk, Arkadaşlık,
Koca Arayan Kadınlara
Ona Öyle Demezler

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Sezen Aksu - SERÇE

Beş Yıl Önce

Best of STYX

The Beach Boys

BoneyM

Edith Piaf - SELECTION

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Gökben

Nil Burak - Tatlı Tatlı

20. Sanat Yılı