ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Mizahın da Suyu Çıktı
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

The Beach Boys

BoneyM

Edith Piaf - SELECTION

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Gökben

Nil Burak - Tatlı Tatlı

20. Sanat Yılı

Chris de Burgh

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir

Enrico Macias

Charles Aznavour'dan

Ajda Pekkan

Al Bano-Romina Power

Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
İSTİKAMET GÖKÇEADA

Tamam dedik yahu, madem Büyükada'nın hastasıyız, o halde en büyük adaya niye gitmeyelim? İstikamet Gökçeada!

Bu fikre varana kadar kaç kadeh ve kaç saatlik muhabbet geçtiğini hatırlamıyorum.

Haritaya bir bakınca farkettim ki, Gökçeada aynı zamanda Türkiye'nin en batı ucuydu ve adanın en batısına kadar gidip güneş batışını seyretmek 'özgürlük ve maceranın' gerçek tadı olabilirdi. (Bak bu son fikir benimdi, iyi hatırlıyorum.)

Şurada ne kaldı Marduk gezegeninin gelip dünyaya çarpmasına?
Daha kaç defa gün batımı seyredebileceğinizi sanıyorsunuz?

Vakit varken tadını çıkarmalı. Çünkü yaşadığımız her an, SON olabilir.
(Konuyla ilgili olarak bakınız Troy filminde Brad Pitt'in 'Tanrılar insanları neden kıskanır?' başlıklı argümanı)


Gökçeada'nın, kalabalıklardan kaçıp huzuru ve nirvanayı arayanlar için ideal bir yer olduğunu söylemeliyim.

Aslında fazla reklam yapmak da istemem! Orası da keşfedilirse bir dahaki gidişimde o fiyatlara balık yiyip şarap içememek riski var çünkü. Sokakları dolduracak arsız turist güruhu da huzurumu bozar üstüne üstlük!

Kimseye aktarmamanız ricasıyla anlatıyorum size bunları. Lütfen yaymayalım etrafa...

İstanbul'dan yola çıkmışsanız, Tekirdağ-Malkara-Keşan-Gelibolu güzergahını izleyip, Eceabat'a varmanıza dakikalar kala sağa kıvrılıyorsunuz. Kabatepe diyorlar oraya. Gökçeada'ya kalkan arabalı vapur iskelesi. Sonrası bir saat kırk beş dakikalık bir deniz yolculuğu. Ve eğer siz de adanın en batısındaki Uğurlu köyüne gitmeye niyetlenmişseniz, Kuzulimanı'nda adaya çıktıktan sonra 30 km. daha yolunuz var demektir.

"Benim arabam yok kardeşim!" diyen arkadaşlar, Eceabat'a otobüsle geldikten sonra Kabatepe'ye hababam yolcu taşıyan minibüslere binebilir. Minibüsler sizi iskeleye kadar götürüyor.

Adaya ayak bastığınızda ise Gökçeada belediyesinin midibüsleri sizi adanın neresine istiyorsanız götürmek için bekliyor olacak. Daha ne istiyorsunuz bilmem ki?

Otobüsle gidecekseniz, bileti alırken sorun: "Molayı Namık Kemal tesislerinde mi veriyorsunuz?"
(Şefin tavsiyesi TRUVA Turizmden Eceabat'a bilet almanız yönünde)

Tekirdağ - Malkara arasında NAMIK KEMAL tesisleri var ki anlatmak yetmez, illa görmek lazım!

Tesislerde bir de NAMIK KEMAL heykeli bulunuyor.(Yaa, önüne gelene Namık Kemal fıkrası anlatmakla iş bitiyor mu sanırsınız?)

Leman dergisinde Güneri İçoğlu 'Dumur Detayı' olarak iki defa bahsetmişti bu heykelden ve tesislerden.

Hakikaten de Güneri İçoğlu'nun yazdığı gibi, grotesk bir heykel bu. Karikatüre benzemesi bir yana, elleri -hele sağ eli- kafası kadar büyük.
(Resimde elleri görünmeyen adam benim, bir yanlışlık olmasın yani.)

Ah evet.. Bu macerada benimle birlikte olan üç arkadaş daha vardı.
Özel hayatları zarar görmesin diye kimliklerini açıklamıyorum. Ama yol arkadaşlıkları için çok teşekkür ediyorum onlara.

Kolay iş değildi yaptıkları: Saatler süren yol boyunca Fransızca şarkılar dinlemek zorunda kaldılar. Daha kötüsü, bu şarkıları benim de yüksek sesle söylemem ve yetmiyormuş gibi bir de şarkıların ne anlattığını açıklamamdı.
Dalida'nın altı küsur dakikalık Gigi L'Amoroso şarkısında artık tamamen iptal olmuşlardı ve birisi "Peki noterin karısına ne oldu sonra?" diye soruyordu.

(Şarkıyı bilenler noterin karısını iyi tanırlar. Ama sonra ona ne olduğunu asla söylemem!)

İşte bu kahraman ve cefakar üç arkadaşımı arabalı vapurda görüyorsunuz.
(Ve hayır! Önümdeki arabanın tamponuna değdirmedim tabii ki. Fortçu muyum ben?)

Adaya adım atınca tabelacılık yaptım gene...

Maksat nereye vasıl olduğumuzu siz dostlara şekil üzerinde izah etmek!

Arkadaşım Kemal (tüh, birinin kimliğini açık ettik işte) Barbo Şirin'den öğrendiği şekilde Gökçeada'nın nüfus rakkamını tashih ediyor, gördüğünüz gibi.

Barbo Şirin'in konumuzla başkaca bir alakası yoktur. Kendisi Kumkapı'da seyyar müzisyenlik yapan esmer bir vatandaşımız olup Kemal'le derin bir muhabbeti olmuştur vakti zamanında...

Sahile ayak basar basmaz adanın yerlileriyle karşılaştık!

Şef Hotanto Mugambe dilimizi biraz biliyordu. "Beyaz adam hoş geldi. Ama bize ters yapmasın, aklını alırım.." dedi.

Sonra da Rafet El Roman'dan bir şarkı mırıldanarak yanımızdan uzaklaştı.

Takıntılı bir adamım ya.. Kafaya takmışım ya.. illa ki Türkiye'nin batıdaki en uç noktasına gideceğim.

Uğurlu köyünden bir kaç kilometre daha uzakta İnceburun oluyor orası...

Resimde gördüğünüz yer, Türkiye'de arabayla varabileceğiniz batıdaki SON nokta.

Yolun gerisini katırlarla devam etmeniz gerekecek.

Efendim? Katır bulamazsanız ne mi olacak?

Benim gibi yapacaksınız: Kendiniz çıkacaksınız. Tabanlara kuvvet!
Tırmanmanız gereken yer aha sağınızda!

İşte İnceburun kayalıkları, Türkiye'nin EN BATI ucu.

Türkiye'nin en batı ucundaydım, bir an için en batıdaki bendim!

Oturup bir pipo yaktım orada..
Neden mi pipo?
Ömürsünüz vallahi, ta oraya nargile çıkaracak halim yoktu ya.
Hadi çıkardık diyelim, nargileyi nasıl yakacaktım?

Tırmanmaya niyetliyseniz benim gibi tokyo terlik giymeyin. Hem tırmanması zor oluyor, hem de dikenler ve çalılar ayağınızı kesiyor. Orada güneş batırmanın bir riski de, karanlıkta dönüş yolu zor bulunuyor.

Adanın kuzeydoğusundaki Kaleköy'den bakıldığında da şahane bir günbatımı seyretmek mümkün. Çay bahçesinin yanındaki büfeden evyapımı ada şarabınızı kapın, mendireğin batı yanındaki kayalıklara yayılın. Güneşi batırınca da derhal oradaki lokantalardan birine giriyorsunuz, afiyetle balığınızı yiyorsunuz. Hesap şaşırtıcı derecede ucuz geliyor.

Güneşin batışını görmek yeter miydi hiç? Ay'ı da batırmak gerekiyordu.
Bunun resmini maalesef size gösteremiyorum.
O sırada mest olmuş vaziyetteydim.

29 Temmuz 2004 günü (dolunaya iki gün kala) Ay, Gökçeada'nın güneybatı yönünden saat 03:45'te sulara gömüldü, arkadaşlar.

Kıpkırmızı bir renkteydi! Enfes bir manzaraydı!

Resim kalitesi kötü olduğu için göremiyorsunuz ama elimde bir olta var. Uğurlu mendireğinde akşam üstü balık tutuyorum. (Dostum Sinan'a selamlar buradan)

Kısmetime 'Dragonya' denen bir cins balık düştü. Rengarenk bir şeydi, ama yenmiyormuş! Bundan ne gibi bir mesaj çıkarmalıyım acaba?
(Oğlum Alper, renkli ve fiyakalı bir takım işler görüyorsun ama.. Kime ne faydası var ki bunların?)

Tamam, ben çenemi kısıyorum...
Siz de önemli ve faydalı işlerinize kaldığınız yerden devam edin..
.. Marduk dünyaya çarpana kadar...

  CİNSELLİK
Kadınlar ve Kocaları
Everything I Do
Kocan Olsun
  YAŞAM
Depremi Beklerken
Aa Türk Müsünüz?
Ürkütmeyin Vakvakları

  EDEBIYAT
Mutluluğun Formülü
Roland Kara Kule'ye
Teori Nasıl Yazılır?
  SİNEMA
Ayşecik ve
Turkish E.T. - Badi
Karamurat
  MÜZIK
Eurythmics
Another Brick
Joe Dassin

Ferdi Özbeğen

Ajda Pekkan'dan

Semiramis Pekkan

Samime Sanay

Neşe Karaböcek

Arif Susam

Başrolde Emel Sayın

Ümit Besen

Zeki Müren

The Best of MFÖ

Fecri Ebcioğlu Sunar

Fransızca & İtalyanca

Edip Akbayram

Yıldırım Gürses

Best Memories

Enrico Macias &
Ajda Pekkan