ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Sakın Beni Yanlış
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV


Al Bano-Romina Power
Mireille Mathieu - En Güzel Albümleri
Mireille Mathieu

En Güzel Albümleri
Ayten Alpman
Eski 45'likler

Bu CD 12 TL

Asu Maralman 45'likleri
Özel Koleksiyon

Bu CD 12 TL

Gönül Yazar - En İyileriyle 1966-1974
Bu CD 12 TL

Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
SOSYAL GÜVENLİK NEDEN ÖZELLEŞTİRİLİMEZ?

Emeklilik ve sosyal güvenlik sistemleri, endüstrileşmeye paralel olarak Batı Avrupa'da ortaya çıkmaya başladı. Daha önceleri böyle kavramlara ihtiyaç duyulmuyordu çünkü tarım toplumunda emeklilik yoktu.

Siz çalışamayacak kadar yaşlanınca veya hastalanınca geniş aileniz
-ki içinde yeter sayıda genç nüfus olurdu- size bakmaya ve beslemeye devam ederdi.

Kaza, doğal afet vs nedenlerle sağlığınız bozulursa veya sakatlanırsanız, ailenin elindeki mali imkanlar nispetinde bunun çaresine bakılırdı. Maddi imkanlar elvermiyorsa, elden başka bir şey gelmezdi.

Endüstri toplumunda ise oyunun kuralları değişti.
Demokratikleşme ve halkın yönetime katılımı neticesinde, hükümetlerden 'insani konulara duyarlılık' talep edilir oldu.

Devletler, artık hangi rejimle yönetiliyorlarsa, ona uygun şekilde; 'çalışamayacak kadar hasta ve yaşlı' vatandaşlarına destek olmaya başladılar.

Komünist rejimlerin sosyal güvenlik modeli farklıydı, Batı Avrupa'nınki ABD'ninkinden farklıydı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerinki farklıydı vs.. vs..

Ama temel esas 'zayıf ve güçsüz' vatandaşların devlet eliyle korunması ve bakılması fikriydi.

Halihazırda sosyal güvenlik sistemleri dünyanın pek çok ülkesinde iflasın eşiğinde. Buna çare olacağı umulan 'özel sigorta yoluyla emeklilik' meselesi ise çetrefilli bir konu ve esas itibarıyla içinde derin çelişkiler barındırıyor.

Basit örneklerle açıklamaya çalışayım:

Belli bir prim ödersiniz. Bu para karşılığında sigorta şirketi (veya sosyal güvenlik kurumu) hastalandığınızda veya kaza geçirdiğinizde sizin ilaç ve tedavi masraflarınızı üstlenmeyi ve sizin ödediğiniz prim miktarı ve süresi belli bir limiti aştığında da, artık sizden herhangi bir prim ödemesi beklemeksizin size 'ömür boyu' düzenli ödeme yapmayı taahhüt eder.
(Buraya kadar güzel)

Sigorta şirketininse (sosyal güvenlik kurumlarından farklı olarak) 'kar etme' zorunluluğu vardır. Yoksa varlığını devam ettiremez.

Sigorta şirketinin bu işten kar etmediği durumda ya iflas etmesi ya da bu işten çekilmesi gerekir.

Global anlamda, inkar edilmesi mümkün olmayan şu gerçekler karşımızda duruyor:

1- Dünya nüfusu hızla artıyor ama bu artış geri kalmış / yoksul ülkelerde meydana geliyor.

2- Global anlamda işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik de giderek artıyor.

Çok sayıda insan, bırakın sigorta primi ödemeyi, o gün karnını doyurabilecek parayı ancak kazanabilmektedir. (Pek çoğu o kadarını bile yapamamaktadır)

3- İşverenler ise daha ucuz olduğu gerekçesiyle sigortasız (ve hatta kaçak göçmen) işçi çalıştırma; bu kendi ülkelerinde mümkün olamıyorsa, bunun mümkün olduğu geri kalmış ülkelerdeki ucuz işgücünü kullanma eğilimindedirler. Bu eğilim giderek ve önlenemez şekilde artmaktadır.

4- Bu sürecin doğal sonucu ise, global boyutta artan işsizlik ve fakirlik, herhangi bir sosyal güvenceye sahip olmayan bir sürü insan demektir.

5- Bu insanların 'prim' ödeyecek imkanları bile olmadığından, özel sigorta şirketlerine değil 'karlı müşteri', müşteri bile olamıyorlar.

6- Demek ki nüfus artsa da, sigorta primlerini düzenli ödeyebilecek insan sayısı (sigorta şirketlerinin potansiyel pazarı) pek o kadar artmıyor.

7- Öte yandan, insan ömrü de giderek uzuyor. Prim ödemesini tamamlamış sigortalıların sayısı (ve dolayısıyla sigorta şirketlerinin yapması beklenen ödeme miktarı) giderek artma eğiliminde.

Sonuç kaçınılmaz olarak hüsrandır. Topladığınız primler asla ve asla yapacağınız sosyal güvenlik harcamalarını karşılamaya yetmez. Bu işin bilançosunu 'işletme defteri hesabı'na göre tutarsanız, meseleye bu gözle bakarsanız, durum her zaman böyle olacaktır.

Varoluşunu 'kar etmek' esasına dayandıran her sistem er veya geç insani değerleri de paraya tahvil etmenin yolunu arar. Başka bir nedenle olmasa bile, işte sırf bu yüzden iflasa mahkumdur.

Hala derinlerde bir yerde inanıyor ve düşünüyorum ki insan denen varlık 'insana bırakılamayacak kadar' değerlidir. Hal böyleyken 'insanı' kapitalizmin insafına bırakmakla büsbütün insanlıktan çıkmıyor muyuz aslında?!

  MÜZİK
I Like Chopin
Dertler Benim Olsun
Charles Aznavour
  EDEBİYAT
Yapma Bana Numara
Hayatı Kitaplardan
Modern Bilmin Dönüm
  YAŞAM
Siz Anlamadığınız İçin
Ufo Mufo
Modern Muhafazakar
  SİNEMA
Türk Sinemasının Bittiği
Sinemada En Beğenilen
James Bond'un
  CİNSELLİK
Uçkurunuz Batsın
Böyle Kutlanırmış
Evlilik, Sadakat
  VİDEO

Santa Esmeralda: You're My Everything (1977)
Gülden Karaböcek:

The Hollies: BUS STOP

Ferdi Özbeğen

Chris de Burgh