ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Modern Muhafazakar
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Çeşitli Albümlerden

Ajda Pekkan

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Enrico Macias

Fransızca & İtalyanca

Edith Piaf - SELECTION

Sezen Aksu - SERÇE
Sebahattin TEZEL logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
SIRLAR VE RUHLAR ALEMİ

Kimisi der ki bizim milletimiz saftır. Halbuki işin aslı başka türlü.
Doğrudur, memleketimizde çok sayıda saf adam vardır. Ama safları kandırmaya çalışan bir sürü de çakal var. Onları ne yapacağız?

Sülün Osman bizim memleketin insanı değil miydi?
Galata Köprüsünü satmaya kalkan uyanıklar hangi millettendi?

İnsanoğlunun tabiatı kandırılmaya müsaittir. İlla ki bunu suistimal edecek birileri çıkar. Yalnız bizim memlekette değil, her yerde böyle.

Bilhassa enteller ve gazeteciler arasında çok var böyle.
Daha önce de söylediydim: Gazeteci ve medyacı milletine güvenmem!

Önce bir hurafe atarlar ortaya sonra kendileri de inanır. Yetmez, vatandaşı da kandırıp buna inandırmanın yolunu ararlar. Sonra da kandırılan vatandaşı rezil, maskara ederler. Haber yaptık derler.

Bugün televizyonlarda gösteriyorlar ya işte ruhlar dünyası, sırlar kapısı, ebesinin penceresi falan. Böyle hurafe yayanların hepsine de YUH OLSUN!

Kutuplara gittim namaz kıldım falan diye maval okuyanları ise kutup ayılarına havale ediyorum.

Hayalet Görünce Ne Yapmalı?

Bir de eski gazeteciler var, bunlar da az yılan değildir hani. Bunlar diyor ki "Bizim zamanımızda basın daha şerefliydi. Yalancılık, hırtlık yoktu..." Hepsi yalan.

İnsanda biraz insaf olur yahu! Genç gazetecilerin medyacıların ellerinde daha fazla imkan olduğu için daha çok üçkağıtçılık yalancılık yapıyorlar. Ama bunların abileri, amcaları da aynıydı. Gazeteci milleti eskiden de çakaldı.

Geçmiş zamanlardan biriydi. Zamanın gazetelerinden biri, Son Havadis miydi neyse artık, karar almış: Nereden icap ettiyse, Demirel'in köyüne, yani Isparta'nın İslamköy'üne uzaylıların indiğine dair haber yapacaklar. Ortada haber falan yok ama yazı işleri müdürü emir vermiş, haber yapılacak. Bu maksatla en fırlamasından bir muhabirle, en yırtığından bir fotoğrafçı görevlendirmiş bile.

Yanlış olmasın, geçmiş zaman, Ankara'dan telefon gelmiş bunlara. Memleketin siyasi gündemi itibarıyla milletin dikkatini başka yere çekecekler. Rüşvet olarak ne teklif ettiler hiç bilmiyorum. Haber yapmak lüzumu oradan hasıl oldu sanıyorum.

Fakat öyle bir şey ki, İstanbul'daki gazetecilerin en fırlaması bile Anadolu'ya çıkınca muhallebi çocuğu. Elif görseler mertek sanıyorlar. Anadolu ahalisini hiç tanımıyorlar. Yazı işleri müdürü, bizim Mustafa abiye telefon açmış "Bu adamları tek başına bırakırsak ya yollarını kaybederler, ya da densizlik ederler. Başlarını belaya sokarlar. Güvendiğin sağlam birini ver, bunların yanına katayım. Göz-kulak olsun bu haytalara, yol yordam göstersin..." diyerek.

Mustafa abi de beni buldurdu. Vazifemizi izah etti. Beni bunların yanına kattı. Bir muhabir, bir fotoğrafçı, bir şoför, bir de ben.. Dört kişi atladık arabaya, düştük yola.

İşte yukarıdaki resimde dördümüzü görüyorsunuz. Adapazarı'nda mola verdiğimiz esnada. Yedek fotoğraf makinasını orada tezgah açmış bir köylüye verip de çektirdik bunu. Sağ baştaki adam muhabir. Onun yanında ben, benim yanımda şoför var.

Neyse efendim, uzatmayalım. Yol boyunca muhabbet olsun diye anlattıkları hikayeleri dinledikçe tiksindim. Merd-i kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş, misali.. Yedikleri her türlü haltı anlatıyorlar. Kah kah gülüyorlar bir de..

Akılları habire fırlamalık yapmakta, çakallık etmekte.. Isparta'da vazifeye gidiyoruz, "Antalya'da denize girelim. Abi sen bizi idare et.." diyorlar bana. Utanmasalar bir de "Bize karı bul" diyecekler.

Afyon'un Sandıklı ilçesini yeni geçmişiz. Dedim şoföre sağa çek. Şoför aynen çekti sağa. Bu ikisini indirdim aşağı, birer tokat çaktım. Çakallar, karşılarında harbi bir kurt, bir Anadolu kaplanı görünce nasıl tırstılar. Anlatmaya kelime yetmez. Öyle şaşırdı herifler.

"Bu millet, okumuş yazmış adamlarsınız diye size itimat ediyor. Para verip sizin gazetenizi alıyor. Siz ne yapıyorsunuz? Yalancılık, üçkağıtçılık, çakallık yapıyorsunuz. Utanın ulan!" diye bağırdım.

Nasıl titriyorlar korkudan. Hatta bir tanesi altına kaçırdı hafiften, pis pis kokuttu ortalığı.

Dedim beni yormayın. Ben size Dur! diyene kadar sırayla birbirinizi tokatlayacaksınız. Şoför arkamdan "Aferin abi, helal olsun abi.. Acımamak lazım bu deyyuslara.." diye gaz veriyor. On dakika aralıksız birbirlerini dövdürdüm bunlara.

Yolun geri kalan kısmında çenelerini açamadılar bir daha. İslamköy'de resimler çektiler, ahaliyle konuştular. Artık ne haberi uyduracaklarsa, orasına karışmadım. İstanbul'a dönünce ne uydurdular, ne saçmaladılar bilmiyorum. Okumadım, okumam!

Fakat yazı işleri müdürü bilahare Mustafa abiye telefon etmiş
"Bizim çocuklara şerbet mi içirdiniz ne yaptınız? Döneli beri pek bir efendi oldular.." diyerek.

Sır kapısı ha? Ruhlar alemi ha?
Al işte, gazeteci milletinin kapısı, penceresi, sırları, ruhu hep böyle...
Kırk yıl önce de böyleydi, şimdi de böyle...

  SİNEMA
Clint Eastwood
Türk Sineması Nereye?
Sinemanın
  YAŞAM
Geçmiş Olsun!
Edeb Ya Hu
Ufo Mufo
  MÜZİK
Dalida - Parle Plus Bas
Barbra Streisand
Money for Nothing
  CİNSELLİK
Nikahta Keramet
Şu Zavallı Erkekler
Sen Çok İyi Birisin
  EDEBİYAT
Yapma Bana Numara
Oku Baban Gibi
Hayatı Kitaplardan

Beş Yıl Önce

Gülden Karaböcek

BoneyM

The Beach Boys

Best of STYX

Gökben

Nil Burak - Tatlı Tatlı