ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Demokrasi ve Muasır
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Fransızca & İtalyanca

Edip Akbayram

Yıldırım Gürses

Çeşitli Albümlerden
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
İNSANOĞLUNUN GÜÇ TUTKUSU

İnsanoğlunda 'güç tutkusu' denilen bir özellik vardır. İnsan, daha güçlü olmak ister, daha fazla insanı ve eşyayı kontrol altında tutuyor olmak ister. İnsan daha fazla iktidar ister.

Yüzbinlerce yıllık evrim süresince insanoğlunun geliştirdiği bir haslettir bu. Genlerine işlemiştir. Eğer dedelerimiz bu özelliğe sahip olmasalardı, evrimsel süreçte yok olup gideceklerdi ve biz de hiç var olmayacaktık.

Bunun 'tedavi edilmesi gereken psikolojik bir hastalık' olduğunu düşünenler fena halde yanılmakta.

Bu tıpkı "İnsanın iki gözü vardır varken sadece bir burna sahip olması hastalıklı bir durumdur. Dengenin sağlanması için gözlerden birinin çıkarılması gerekir.." demek gibi bir şeydir.

İnsanın yapısında, genlerinde bulunan ve onu insan yapan özelliklerden biri olan 'güç tutkusu'nu reddedemezsiniz. İnsanı bu özellikten soyutlamak, eşyanın tabiatına aykırıdır.

İnsanlık tarihi de aslında bu güç tutkusunun öyküsüdür. Tarihte olmuş bitmiş, ve halen devam etmekte olan bütün savaşların nedeni de budur.

Ve savaştan her kim galip çıkarsa, tarih onun istediği gibi yazılır.


Savaşları 'haklı-haksız' veya 'hukuki-hukuksuz' diye kategorize etmek mantıksal olarak tutarlı sayılmaz. Hak ve hukuk diye tanımlanagelen kavramlar, aslında daha önce yapılmış ve bitmiş savaşlardan artakalan sübjektif değerlerdir ve ömürleri bir sonraki savaşa kadardır.


Kimi zaman etik kaygılarımız, bireysel komplekslerimiz ve şiirsel tutkularımız nedeniyle yanılgıya düşüyoruz. Şu ya da bu sebeple 'onaylamadığımız' gerçekleri, ahlaken ve objektif olarak 'yanlış' zannediyoruz.

Kendi yanılgı ve hatalarımız, dünyayı görme ve algılamamızda bir takım bozuklukların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Şiirsel betimlemelerle insanlık tarihini ve siyasetini özümsemiş bir şeker oğlan gene lafını yumurtlamış: Hasan Tahsin terörist miydi?

Amerika Birleşik Devletleri'nin, işgalci olarak bulunduğu Irak'ta karşılaştığı direnişi 'terör' olarak nitelendirmesi etik olarak doğru mudur, değil midir?

Kavramları böyle birbirine karıştırmak, imparatorluk mirasçısı bir ülkenin çocuklarını bazen fena halde ofsaytta bırakabiliyor.

Şimdi oradan bir Bulgar çıkıp "Vasil Levski terörist miydi peki?" diye sorsa bu şeker oğlan ne cevap verecek?

Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza'sını bir kez daha okumasını tavsiye ederim ona. Raskolnikov'un sözlerinden 'sıradan insanlarla olağanüstü insanlar arasındaki karşılaştırmayı' tekrar gözden geçirmekte fayda var.

  EDEBIYAT
Mekan Adabı
Belki Yollarımız Kesişir
Meşhur Olma Sevdası
  YAŞAM
Lahmacun Nasıl Yapılır?
Tabiat Aşıklarını
Dizi Dizi İnciyim

  MÜZIK
The House of
Joe Dassin
Sandra
  SİNEMA
Son Osmanlı
Irreversible
Dünyayı Kurtaran
  CİNSELLİK
Aşkınızı Sokun
Kadınlar Ne İster?
Uçkurunuz Batsın

Samime Sanay

Neşe Karaböcek

Arif Susam

Başrolde Emel Sayın

Ümit Besen