|
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Blackwater adlı Amerikan şirketinin "özel güvenlik hizmeti sunmak" adına Irak'ta ayrı bir işgal gücü davranmaya başlaması ve sivil halkı öldürmesi geçtiğimiz döneme damgasını vuran bir gelişme oldu. Bunun 'etik boyutu' ve olası siyasi sonuçları tartışmaya açıldı. Bkz. http://bbc.co.uk
Paralı askerlik, yani para karşılığı bir savaşa aktif olarak katılmak, insanlık tarihi kadar eski bir konu. Kimileri 'fahişelik' mesleğini dünyanın en eski mesleği olarak addeder. Oysa paralı askerlik de en az onun kadar eskidir.
Kadınların aşkları için seviştiğini, erkeklerin inançları için savaştığını düşünmeye alışmışız. Tersini görünce garipsiyoruz.
Para için sevişen kadınlar ve para için savaşan erkekler arasında ahlaki açıdan pek de bir fark olmasa gerektir o yüzden...
Fransızların Afrika'da kullandığı yabancılar lejyonu bu konuda ilk modern örnekti sanırım. Vietnam savaşı sonrası ABD'de askerliğin zorunlu olmaktan çıkarılıp, orduya katılanlara da maaş veriliyor oluşu (buna profesyonel ordu diyorlar ya hani) genel anlamda ulus devletlerin ordularının da 'paralı askerler'den oluşturulabileceği kavramını yerleştirdi. Zaman zaman Türkiye'de de zorunlu askerliğin kaldırılarak 'profesyonel orduya' geçilmesi gerektiği seslendiriliyor. Ama Blackwater olayı, 'paralı askerlik' kavramının kapitalist dünya görüşü tarafından dizayn edilmiş en modern halidir ve pek çok etik tartışmayı beraberinde getirmekte... Aslında kapitalizm açısından ortada şaşılacak bir durum yok:
Kapitalist mantık (ki pek çok açıdan rasyonel olduğunu kabul etmek lazım) şu algoritmayla çalışıyor:
Kapitalist 'sorun çözme' ve bunu 'profesyonel bir iş ilişkisi' içinde değerlendirme yöntemi, kendi içinde ciddi riskler barındırıyor oysa... Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus şu:
Nedeni basit: Eğer 'sorun çözmek' işinden para alıyorsanız, iş hayatınızın devam edebilmesi için 'sorun' olarak tanımladığınız 'şey'in devam etmesini arzu edersiniz. Savaş biterse artık size ihtiyaç kalmayacak ve para alamayacaksınız çünkü... Hatta öyle olur ki, 'sorun' ortadan kalkacak gibi bir hava olur da sizin ödenekleriniz/ücretiniz tehlikye girerse, sorunu tekrar canlandırmanın yollarını ararsınız. Business as usual - yani işlerin tıkırında olması bunun gerektirir çünkü Irak'taki savaşın giderek yayılıyor olmasının etkileri bir yana, Türkiye'nin bu tür 'asayiş ve güvenlik hizmetlerinin özelleştirilmesi' işine girdikçe ne türden sıkıntılar çekeceğini de aklımızda bulundurmalıyız. 1984'ten beri aralıklarla -yer yer çok yüksek yoğunluklarda- cereyan eden çatışma ortamında KORUCU sisteminin de yukarıda işaret ettiğimiz türden bir etkisi olduğunu unutmamak gerekiyor. Korucu sisteminin işleyişi ve yarattığı sorunların büyüklüğü hakkında, bilhassa önümüzdeki yıllarda çok daha ayrıntılı araştırmalar da ortaya konacaktır diye tahmin ediyorum. Diğer yandan, globalleşen Türkiye'de sağlık ve eğitim hizmetleri gibi güvenlik ve asayiş hizmetleri de özelleştiriliyor.
Amaca ve ihtiyaca göre 'güvenlik çözümleri' üretebileceklerini söylüyorlar. Aslında bizim de Blackwater'larımız oluşmaya başladı ama bunların Türkiye'de yaratacağı sorunları ayırdedecek toplumsal bilinç henüz ortaya çıkmadı. Özel güvenlik şirketleri var olduğu sürece 'asayiş sorunu' bitmeyecek, tersine artarak devam edecektir. Çünkü sistemin arzuladığı budur. Parası olan insanlar giderek daha 'güvenlikli' rezidanslarda izole bir hayat sürmeye çekilirken, özel güvenlik şirketleri -kendilerinin ne kadar önemli bir ihtiyaca cevap verdiğini vurgulamak ve tonla para kazanmak adına- 'asayiş sorunu'nun giderek arttığını vurgulamaya devam edecek. Hatta 'kendilerine talep yaratmak' adına asayiş sorunlarının çıkmasını teşvik edeceklerini de düşünüyorum. Bu açıdan bakınca insan düşünmeden edemiyor:
Bu uğurda insanlar ölmüş, inançlarımızı ve ahlakımızı yitirmişiz ne gam?
|