Bu yaştan sonra yalan söyleyecek, kıvırtacak halimiz yok ya.. Ben bu şair milletini sevmem. Harbi ve samimi olunması gereken delikanlılık ortamlarında şairlik taslayanlara, nasıl böyle, daha bir sinir olurum.
Bakın izah edeyim niçinini, nasılını..
Bir kere, lafı kıvırtıp duran adamlardan uzak duracaksın, onlara güven olmaz! Şairden dostun olacağına, en ağır adamdan düşmanın olsun.. Hiç olmazsa ne dediğini anlarsın.
İkincisi...
Şimdi bu şair tayfasına soracak olsan duygulu ve hassas adamlardır hesapta.
Külliyen yalan! Kandırmaca.
Bu şair milleti eğer hötöröf değilse, abazanın şahikasıdır kesin.. Karıyı kızı "Bak ben ne kadar duyarlıklı ve ince bir kişiyim" şeklinde kafaya almak üzere bir sürü süslü laflar etmeyi maharet edinmişlerdir. Emellerine nail olurlarsa sonrası malum tabii.
Ha, bunların iyi bildiği bir şey varsa o da lafları ayaküstü güzelce yuvarlamaktır. Zaten daha başka bir şey beceremediklerinden olsa gerek ki kendilerine 'şair' derler.
Niçin bunlar kendilerini mühendis, doktor, avukat; ne bileyim mobilyacı veya kuruyemişçi olarak değil de 'şair' olarak tanıtır?
Bunların hiç birini olamamışlardır da ondan...
Eskiden bir aşık geleneği vardı bizde. Elinde sazıyla hem kafiyeli hem de durumun manasına münasip maniler döktürürülerdi. Hatta bazen iki aşık karşı karşıya gelip sidik yarışına tutuşursa buna da 'aşık atışması' denirdi.
Binaenaleyh bunların da ayarı bozuldu. Geçen sene miydi, evvelki sene mi.. Unutmuşum tarihini. Nargile kahvesinde oturuyoruz, etrafta gençler ve üniversiteli kızlar falan da var. Elinde sazıyla biri geldi, saçına sakalına baksan hiç ihtimal vermezsin, yaşını başını almış adam. Kızlara yanaştı "Aşık sazsız, güzel nazsız olmaz.. Kızlar size bir türkü söyleyim mi?" diyerek yanlarına oturdu. Kart zampara!
Normalde sazını elinden alıp önce adamın kafasında kırmalarını, bilahare elde kalan sapını da adamın uygun yerlerine yerleştirmesini bekledim kızların. Ne gezer? Bunlar herife hüsn-ü kabul gösterdi, çay ısmarladı. Üstelik bir de üstüne adama para verdiler, iyi mi?
(Delikanlı kızın orada çekeceği hareket buydu işte! Yoksa muayyen gününde bilmemnerene taktığın bezi uluorta istiyor olmak kız çocuklarının delikanlılık karinesi olamaz! Olsa olsa densizlik olur o!)
Saz aşıkları da niyeti bozmuşsa, bar şairleri geri mi duracaktı yani.
İmam ve cemaat meselesi, malum..
Beyoğlu'nda mesela böyle bir şair vardır, müptezelliği o raddeye varmıştır ki gelen geçen hanımlara "Güzelliğinize şiir yazayım..." diyerek alenen asılır. Geçenlerde bunu bir temiz dövmüşler. Haberi gazetelerde okuyunca millet göya şaşırıyor, Allah Allah niye acaba? Niyesi var mı? "Güzelliğine şiir yazayım.." diye sırnaştığın kadının abisi veya kocası "Dur önce ben seni bir güzelleştireyim de sıfatın şiir gibi olsun!" demiş ve girişmiştir buna. Odur yani!
Muhabbet ortamlarında yahut delikanlı meclislerinde bu cins adamları görünce benim lafım hazır:
|
Yağdı yağmur, çaktı şimşek..
Sen de mi şair oldun a güzel evladım? |
Bu lafı işitince fiyakaları bozuluyor zibidilerin.
Sonra da işte duyarlılık, incelik kem küm gevelemeye başlıyorlar.
Delikanlı adamda laf biter mi? Anında çakıyorum cevabı:
O lafların yan gelir, benim lafım sana tam gelir..
İbikleri düşüyor artık, kalkıp gidiyorlar.
Ee, bizde böyle.. İlla ki lafımızı koyarız, uysa da uymasa da...