|
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Attila İlhan çok yönlü bir yazar ve şairdi. Şiir okuyucusu olmadığım için onun şairliği hakkında fikir yürütemem ama; romanlarının, hikayelerinin ve denemelerinin hemen hepsini okudum. (Okuyamadığım tek düz yazı kitabı: 'Faşizmin Ayak Sesleri')
Bu romanda ÇOK FAZLA virgül ve noktalı virgül kullanmasını boşversek bile, epeyce zorlama yerler de yok değil. Mesela şöyle: Bilenler bilir, Attila İlhan romanlarında kahramanlarına o günlerin dilini konuşturur. 1920'de İstanbul'un işgal günlerinde geçen bu romanda da, kahramanlar Osmanlıca konuşmaktadırlar. Hadi burası tamam da.. Romanın bir yerinde mesela Pera Palas'ın lobisinde karşılaşan Amerikalı gazeteciyle İngiliz gazeteci arasındaki konuşmalar da, o zamanın Türkçesiyle geçiyor. Bu da bana biraz komik geliyor. Sanıyorum bu iki şahıs kendi aralarında İngilizce konuşmaktadır (yani başka türlüsü nasıl olabilir?) Aralarındaki İngilizce konuşmayı İngilizce yazamıyorsan, 2002 tarihinde basılan bir kitapta bugünkü Türkçe'yle yazmak çok mu garip olurdu?
Bakın mesela kitabın 146. Sayfasında İngiliz gazeteci Edd'Jay, Amerikalı Jimmy Fowler'a şöyle diyor: "..tavsiyeye şayan, emin bir yol olamaz ki: Şeyhülislam'ın fetvası sarih, Hünkar'ın iradesi kat'i..."
Aynı şekilde, bu gazeteciler kendi aralarında konuşurken İstanbul'dan 'Dersaadet' diye bahsediyorlar ki (bkz. aynı kitabın 147. Sayfası), bu ismi yabancılar kullanmazlardı. O yıllarda eğer İstanbul'a 'İstanbul' demiyorlarsa, 'Constantinople' diyorlardı.
Söz konusu romanı da okudum. O romanın son derece yetersiz, bağlantıları kopuk, olay örgüsünden yoksun ve dili itibarıyla Atila İlhan'a hiç yakışmayan bir üslupta olduğunu belirtmek gerek.
Türkiye'deki sosyopolitik konjonktür itibarıyla ve Atila İlhan'ın anısına bir vefa olarak alınıp okunan söz konusu roman, ne yazık ki Türk edebiyatında hatırı sayılır bir yer almayacak.
Engin Ardıç bir keresinde Attila İlhan'ın romanları için
Sokaktaki Adam'ın kahramanı Hasan, nihilist bir gençtir. Herşeye ve herkese olan inancını yitirmiş biridir. Ticari gemilerde çalışır. 'Sokaktaki adam'la temsil edilen günlük ve gerçek hayatla bağlarının kopmuş olması, Hasan'ın da kendi varlığının anlamını boşuna sorgulamasına neden olmuştur. Kendi deyimiyle 'ne istemediğini bilen fakat ne istediğini bilemeyen' Hasan, giriştiği bir kaçakçılık hadisesiyle kendi mahvoluşunu hızlandıracaktır.
Bu romanın kurgusu, farklı naratörlerin olayları kendi açılarından anlatmasıyla kurulmuştur. Bu tarz, o zamanlar için Türk romanında YEPYENİ bir denemeydi. Çağdaş 'roman okurunun', aynı zamanda bir 'sinema seyircisi' de olduğunun bilincinde olan Attila İlhan, 'sinematografik roman' diliyle; imajları, olayları ve kişileri olağanüstü bir beceriyle harmanlar.
Bu ikinci romanından sonra Attila İlhan, ilk iki romanının kahramanları Hasan ve Mehmet Ali'yi karşılaştırır. Hasan için, 'kendini tüketmiş bir tip' nitelemesinde bulunurken, Mehmet Ali için "yarısı kemirilmiş bir tip. Hala umudu var onun. Arıyor, ama yanlış yerde arıyor" şeklinde bir açıklama getirir. Sonra da "bir sonraki romanımda da, olumlu ve kişisel bütünlüğünü sağlamış kahramanı anlatacağım" demişti.
Romanın 'olumlu ve kişisel bütünlüğü sağlam' kahramanı gazeteci Mahmut Ersoy, romanın ortalarında bir yerde ölür. Ancak, bu roman bize 1950'ler Türkiye'sinin eşsiz bir sosyal panoramasını çizer, daha yıllarca Attila İlhan'ın romanlarında boy gösterecek çok sayıda karakteri bize tanıtır. Nitekim, Attila İlhan'ın ilerki yıllarda yazmaya girişeceği 'Aynanın İçindekiler' roman serisinin hemen tamamında Kurtlar Sofrası romanındaki kahramanların öyküleri ve bu öykülerle birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş süreci, Cumhuriyetin kuruluş yılları, daha sonra tek parti dönemi ve Demokrat Parti iktidarında olanlar anlatılır. Attila İlhan ve Aynanın İçindekiler başlıklı yazımda ise "Bu roman serisinin adı nereden gelir ve Bu romanlarda neler anlatılmaktadır?" sorularının cevaplarını bulacaksınız. |