![]()
KUNG FU SİNEMASININ DOĞUŞU VE TARİHÇESİ
1920'li yılların sonu ve 1930'lu yılların başında Çin'de popülerliğe ulaşan fantastik Uzak Doğu dövüş filmlerinin, o dnemlerde ulaştığı popülerlik fakat aynı zamanda karşılaştıkları eleştirilerle; 1970'li yılların sonu ve 80'li yılların başında Türkiye'deki arabesk furyası veya günümüzdeki TV dizilerinin durumu arasında paralellikler kurmak mümkün. ![]() Çin sinemayla tanışıyor Kung Fu filmlerinin 20.Yüzyılın sonlarına doğru yaygınlaştığı düşünülür. Oysa Çin'de daha ilk film stüdyoları kurulduğu zamanlardan itibaren bu filmler çekilmeye başlanmıştı. Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemde Çin'de çekilen kısa filmlerin hemen hepsi yabancı girişimcilerin yardımlarıyla gerçekleştirilmişti. Çinlilerin kendi filmlerini çekmeye başlayıp Asya'ya geniş ölçüde pazarlamaya başlaması ise Birinci Dünya Savaşı sonrasına rastlar. Özellikle Şanghay'ın kozmopolitan yapısı ve özel konumu nedeniyle Batı'dan ithal edilen "gölge oyunları" için ideal bir piyasa oluşturduğunu söyleyebiliriz. Müzik ve dans açısından büyük bir zenginlik sunan eğlence kompleksleri, Çin operasi ve akrobatik gösterileri, kukla oyunları, kumar ve her türlü egzotik 'rahatlama' imkanlarının yanısıra Batıdan gelen 'sinema'yı da Çinliler Şanghay'da tanımaya başladı. Çin'deki Sosyo-politik değişimin etkisi
O atmosfer içinde gazetecilik ve tiyatro gibi 'yazılı dil iletişiminin' hayatla içiçe olduğu alanlarda Avrupalıların ve Amerikalıların bu alanlardaki örnekleri model alındı. Şanghay'daki gazeteler, dergiler ve yayınevleri artık en son trendleri izleyerek manşetler atmaya başlamışlardı. Yenilikleri takip etme konusunda öncülük görevini üstlenen yayıncılar bu çerçevede film yapımcılığı işine de girdiler. Commercial Press yayınevi tarafından yeni kurulan 'sinema bölümü'nde çalışmak üzere atanan genç bir şirket elemanı Ren Pengnian 1919'dan itibaren bir seri kısa metrajlı filmin yönetmenliğini yaparak sinema dünyasına adım atmış oldu. Onun yönettiği ilk filmlerden biri olan TRENDE SOYGUN dünyada çekilen ilk dövüş sanatları filmi sayılabilir. Daha önceki filmler, opera sahnelerinin filme alınması şeklindeydi. Oysa TRENDE SOYGUN filminde dövüş sanatları sergilenmiş ve üstelik bunu yaparken belli bir koreografi içinde filmin akışına entegre edilmişlerdi. Karlı bir sinema tarzı keşfediliyor
Uzak Doğu dövüş filmlerinin çoğu küçük şirketler tarafından gerçekleştirilen düşük bütçeli filmlerdi ama etkin ve yaygın bir dağıtım ağının kurulmasıyla bu girişimin verimli sonuçlar verdiği kısa sürede anlaşıldı. Şanghay'da yapılan filmler Çin'in kırsal kesimlerine ve hatta denizaşırı ülkelere ulaştırıldıkça karlılık artıyordu. Sinema seyicilerinin özel ve belirgin bir şekilde ilgi gösterdiği filmler ise uçan cengaverlerin kılıçla savaştıkları ve senaryonun içinde sihirli ruhların ve diğer doğaüstü unsurların yer aldığı filmlerdi -ki o zamanlar buna wuxia shenguai tarzı deniyordu. Entellektüel kesimler halkın bu filmlere ilgisini şaşkınlıkla karşıladı Şanghay'daki entellektüel kesimlerin bu durumu şaşkınlık ve hayretle karşıladıklarını belirtmek gerek. Herhalde bu entellektüel kesim sinemanın 'öncelikle bir eğitim aracı' olduğunu düşünmüştü. Toplumun modernleştirilmesinde çok faydalı işler görebilecek bir eğitim aracı... Oysa halkın sinemayı 'bir eğlence aracı' olarak kabul etmesi ve üstelik hiç umulmadık basitlikte bir eğlence anlayışını benimsemesi karşısında entellektüel ve elit kesimlerin karamsarlık ve hayalkırıklığı yaşadıkları söylenebilir. (Bugünkü televizyon programlarının düzeyi ve halkın bu tür programlara gösterdiği ilgi karşısında bizim ülkemizdeki entellektüellerin duygu ve düşünceleri de pek farklı değildir herhalde) 1925'e gelindiğinde Şanghay'da 40-50 kadar film şirketi vardı ve artık bu sinema kendi star oyuncularını yaratmaya başlamıştı. Zhang Huichong gibi kılıç sahnelerinin aranan aktörlerinden başka, Wu Suxin ve Chin Tse-ang gibi pek çok kadın oyuncu da 'dövüş sanatları'nda gösterdikleri üstün performansla dikkatleri çekiyorlardı. O zamana kadar 'dar gelirli halkın eğlencesi' olarak bakılan ve çoğu da düşük bütçeyle çekildiği için 'ucuz filmler' olarak nitelendirilen wuxia tarzı filmlerin bir anlamda 1970'li yılların sonu ve 80'li yılların başında Türkiye'de yaygınlaşan arabesk furyasına benzediği söylenebilir. 1928 yılında Şanghay'ın en prestijli film şirketlerinden biri olan Mingxing Film Company THE BURNING OF RED LOTUS TEMPLE (Kızıl Lotus Tapınağında Yangın) filmini çekip vizyona koyduğunda bu film öyle bir ilgiyle karşılandı ki 23 gün üstüste kapalı gişe oynayıp hasılat rekoru kırmakla kalmadı, daha sonra çekilecek 17 devam filminin de ilham kaynağı oldu. Kadın Oyuncuların yükselişi
Bunlara Nu xia (kılıç kullanan kadın) denirdi ve hem kahraman hem de kötü karakteri canlandırıyor olabilirlerdi. Oysa geleneksel Çin operasında kadın oyuncu olmazdı. Kadın rollerine bile erkek oyuncular çıkardı. Modern dönemle birlikte bu alışkanlık da kaybolmaya başlamıştı ki, wuxia tarzı filmlerin kadın oyuncuların önünü açmakta büyük bir payı olduğunu da belirtmek gerekir. Dikkat çeken bir örnek: Wuxia tarzına hep bağlı kalmış kadın oyuncu Chin Tsi-ang (ki kendisi ünlü Hong Kong'lu film yıldızı Sammo Hung'un büyükannesidir) 1909 yılında varlıklı bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmişti. Henüz küçük bir çocukken ailesinin görüştüğü bir falcı "Eğer bir erkek çocuğu gibi yetiştirilmezse, bu kızın gelecekte bahtı çok kötü olacak" diye bir kehanette bulununca Chin Tsi-ang daha çocuk yaşta dövüş dersleri almaya başladı. 1925'te SWORDSWOMAN OF JIANGNAN adlı filmde başrol aldığında henüz 16 yaşındaydı. Bu filmin başarısı genç kıza yeni roller için fırsat kapılarını açacak ve kısa zaman sonra da genç film yönetmeni Hung Chung-ho ile evlenecekti. Bu çift daha sonra kendi film şirketlerini kurdular. Yapımcılıklarını üstlendikleri filmlerde oyuncu ve yönetmen olarak çalıştılar. Dövüş filmlerine yönelik eleştiriler 1911'de Qing hanedanının yıkılmasından 1949'daki Komünist devrime kadar olan süreçte Çin'in politik yapısı pek çok karmaşık unsur içeriyordu. Modernizme karşı olanlar, iktidardaki milliyetçiler, komünist muhalif entellektüeller vs. Söz konusu dönemde entellektüel ve politik açıdan toplumun üst kesimlerini oluşturan eğitimli ve elit kesimler, wuxia sinemasına bir tür aşağılmayla bakıyor ve onu 'eğitimsiz lumpenlerin sineması' olarak görüyordu. Yine aynı dönemde Çin sinemasında herhangi bir sansürün henüz uygulanmadığını, bu nedenle filmlerde cinsellik ve şiddet unsurunun bolca kullanıldığını not etmemiz gerekiyor. Mesela kötü karakterin ne kadar 'kötü' olduğunu iyice göstermek için bu karakterin her filmde kadınlara tecavüz etmesi, onları seks kölesi olarak kullanması gibi sahneler gösterilirdi. O sahnelerin bugünkü ölçülerde bile kabul edilemeyecek bir "açıklıkta" olduğu kabul edilir. Filmdeki iyi karakterler, en sonunda kötü adamların dersini en acımasız şekilde verse de, eleştirmenleri tatmin edemiyorlardı. Komünist entellektüellerin ve milliyetçi iktidarın wuxia filmlerinden şikayetçi oldukları bir diğer husus da bu filmlerde batıl inançların ve feodal fikirlerin çokça ve 'övülerek' işlenmesiydi. Çünkü feodal değerler, Çin'in modernleşmesi yolunda bu tür engel olarak görülüyordu. Feodalizm, bağnazlığı ve batıl inançları simgeliyordu. (Bugünlerde ülkemizde rağbet gören TV dizilerinin de hurafeler ve özellikle Doğu Anadolu'daki aşiret düzenlerini çokça önplana çıkardığını ve bu durumun aydın çevrelerde rahatsızlık yarattığını hatırlayalım.) Kung Fu filmlerinin etkisi o boyutlara varmıştı ki, büyük bir usta bulup onun yanında dövüş sanatları öğrenmek isteyen pek çok gencin evlerini terkettikleri söyleniyordu. Taoistler ise filmlerde gördükleri kötü ruhları kovmak için sinema salonlarında tütsüler yakmaya başlamışlardı. Bu gelişmelerden yola çıkarak milliyetçiler "Batıl İnanç ve Hurafe Karşıtı Kampanya" başlattılar. 1931 yılı sonlarına doğru wuxia filmlerini denetleyecek bir sinema sansür bürosu kuruldu. Dövüş filmlerinin ahlaksızlık ve anarşiyi özendirdiğini söyleyen bir kısım eleştirmenler de bu kampanyaya destek verdiler. Ancak bu çabalar wuxia filmlerinin hayranlarını asla yıldırmadı. Sesli sinemaya geçişte karşılaşılan sorun: Hangi Çince? 1931 yıllarında yaşanan bir diğer gelişme, artık sesli filmler yapılabilmesiydi. Çin'de bu bile tartışma konusu oldu. Milliyetçi kesim çekilecek sesli filmlerin Mandarin Çincesiyle seslendirilmesini istiyordu çünkü bu dil "yeni ulusal dil" olarak ilan edilmişti. Oysa wuxia filmlerinin izleyici kitlesi büyük oranda Kanton Çincesi konuşanlardan oluşmaktaydı. Milliyetçi hükümetin sansür ve dil konusundaki talepleri üzerine küçük ölçekteki film yapımcıları, Çin hükümetinin uzanamayacağı Hong Kong, Singapur ve hatta San Francisco gibi yerlere taşındılar. Ama Şanghay'da wuxia filmlerinin sonunu getiren Çin hükümeti olmadı. 1932 yılının başlarında Şanghay Japonlar tarafından bombalanınca yalnızca film stüdyoları hasar görmekle kalmamış, seyircilerin de fantazi film seyretme arzusu kaybolmuştu. Hükümetin ve komünist muhalefetin ise gündemi artık tamamen değişmişti. Zaman sinemayla uğraşacak zaman değildi. ![]() Yeni merkez Hong Kong Çin dövüş filmlerinin doğum yeri Şanghay'dır. Ama 20. Yüzyıl'ın ortalarına gelindiğinde Kung Fu filmlerinin asıl merkezi Hong Kong olmuştu. Başlarda Kanton Çincesi için verimli bir pazar olduğu için, daha sonraları da İkinci Dünya Savaşı ve Komünist Devrim nedeniyle Çinli film yapımcıları İngilizlerin idaresindeki Hong Kong'a geçtiler. Yukarıda anlatılan nedenlerle wuxia filmleri Şanghay'da artık yaşam alanı bulamıyordu. Film yapımcıları Hong Kong'da bir süreliğine bu filmleri sürdürebildiler. Ancak uzak Doğu dövüş filmlerinin yeni bir tarza oturup tekrar yaygınlaşabilmesi için savaşın sona ermesi ve insanların ekonomik güçlerini tekrar kazanabilmesi gerekecekti. |