Türkçe dilinde müzik yazıları yazacaksın da Sezen Cumhur Önal'dan bahsetmeyeceksin? Adamı döverler valla!
Geçenlerde zaplarken TRT 2'ye takıldım: O da ne? Müzik Yelpazesi!
Sezen Cumhur Önal, karşısına Mehmet Barlas'ı oturtmuş (şu ikilinin ne kadar fantastik olduğuna dikkatinizi çekerim) 'Les Feuilles Mortes' şarkısını irdeliyor.
Sonra bir ara Zeki Müren'in 'Kalbimin Sahibi' filmine takıldım. A-aa, daha önce dikkatimi çekmemişti: Filmde Sezen Cumhur Önal figürasyonda görülüyor.
(Zeki Müren'in Meryemce için evinde verdiği partiye katılan konuklar arasında sakallı olan şahıs)
"Tamam işte, bu bir işaret..." dedim kendi kendime. İlham böyle geldi.
Sezen Cumhur Önal, Türk pop müziğine katkıları inkar edilemeyecek bir şahsiyet. Kimbilir kaç yabancı şarkıya Türkçe söz yazmışlığı var. Sacha Distel'inden Salvatore Adamo'suna kadar o devirlerin bir sürü meşhur şarkıcılarıyla dost oldu. Kendi yazdığı Türkçe sözlerle onlara şarkılar okuttu.
Benim aklım erip de radyodan Müzik Yelpazesi'ni dinlemeye başladığımda ise (1980'lerin ortaları oluyor) Sezen Cumhur Önal'ın program sunuculuğuna pek ısınamadım.
Yavuz Aydar ile Şebnem Savaşçı'nın sundukları 'Stüdyo FM' daha çok hoşuma giderdi. Onlar çalacakları şarkıları kısaca tanıtır, sonra da şarkıyla dinleyiciyi başbaşa bırakırlardı. Araya girmezlerdi. Radyo başında kaset kaydeden benim gibi çaylaklar için tabii ki böylesi daha cazipti.
Sezen Cumhur Önal'da ise iflah olmaz bir romantizm.
"Evet sevgili diğnleyeğnler.. Şimdi heğr yeğrde disko şağkılağ vağ.. Onlağın altın çağı.. Bakın Bon Jovi ne diyoğ? Beğn guğuğumla oynuyoğum sense oyununu oynuyoğsun.. Sevğgilim, seğn aşka kötü bir ağd veğiyoğsun..."
Sonra da gümbür gümbür bir sound'la Bon Jovi girerdi.
(İlk dizeyi o zamanlar ben "Shock to the heart and you're to blame.." diye anlardım.)
Aslında Bon Jovi disko değil rock söylermiş, "I play my pride.." değil
"I play my part.." dermiş ne gam? Sezen Cumhur Önal'ın sunuşu biter bitmez RECORD düğmesine basıyorum ama heyhat, şarkının girişi çoktan geçti. (Yavuz Aydar'ı nasıl aramazsın?)
O kaset hala çekmecemde durur. 1987 kaydı. "..Darling you give love... A Bad name..." diye başlıyor söz konusu şarkı. Sezen Cumhur Önal'ın susmasını beklerken ilk dizeler uçtu gitti. Nasıl kızmıştım ama!
2005 yılında televizyon seyrederken, 1969 yapımı bir filmde Sezen Cumhur Önal'ı görünce hala 1987'deki bu olayı hatırlıyorsam, hafızamdaki izlerin derinliğini siz takdir edin artık.
John Francis Bongiovi, New Jersey'in harbi çocuğudur.
1962'de doğmuş, 1983'te Bon Jovi grubunu kurmuştur.
You Give Love a Bad Name Bon Jovi'nin 1986 tarihli
Slippery When Wet (Islakken Kaygan) adlı albümünde yer alır.
|
YOU GIVE LOVE A BAD NAME
Shot through the heart
And you're to blame
You give love a bad name
I play my part and you play your game
You give love a bad name
An angel's smile is what you sell
You promise me heaven
Then put me through hell
Chains of love got a hold on me
When passion's a prison,
You can't break free
You're a loaded gun
There's nowhere to run
No one can save me
The damage is done
Paint your smile on your lips
Blood red nails on your fingertips
A school boy's dream, you act so shy
Your very first kiss was
Your first kiss goodbye
|
Utangaç pozlarına yatan bir manita, okul çocuğu Bon Jovi'nin aklını başından almış, ona epey kuyruk sallamış ve sonra bir kere bile .. öhhö öhö.. yatay pozisyona geçmeden kaçıp gitmiştir. (Muhtemelen esas sevdiği çocuğu kıskandırmak için bizim oğlanı kullanmıştır.)
Jon Bon Jovi ise söz konusu manitaya "Aşkın adını boka çıkarıyorsun.. Elimiz şeyimizde kaldı, ulan kitapsız.." şeklinde sitemini ve öfkesini dile getirmektedir.
Şarkıda anlatılan budur.
Peki mesajımız nedir?
Şudur: Aşkın adını boka çıkarmayalım arkadaşlar!
(Bayan arkadaşlar, bu lafım size) Vermeyeceksek, göstermeyelim. Malum, alet ıslakken kaygandır, olmadık yerlere kaçmasın sonra.