Necip Türk milletinin kadim şiarıdır: At-Avrat-Pusat.
Pusat da silah demek oluyor işte...
Artık yollarda at değil araba sürüyoruz.
Bugünkü lisanla 'araba-kadın-delikli demir' demek münasip düşer.
Yanında kadın veya silah bulunduran delikanlının icabet etmesi gereken kaideler nelerdir? Velhasıl bunun raconu nasıldır? Efendim şimdilik bu mevzuulara girmeyelim. Maazallah derindir, boğuluruz.
Fakat araba konusu mühim.
(Okumuş-yazmış adamlar bir türlü akıl erdiremiyor gençlerin bu Formula bir veyahut ralli merakına.. Yahu onların kanında var be!)
Eskiden 'şoförlük' bir zenaatti. Araba denilen aletin dilinden anlamak, hal ve gidişat babında hem efendiliği muhafaza edip hem de trafiğin seyrine saygı o zamanların ince meselesiydi.
Ağır beyefendiler otomobillerini kendileri sürmez, bu iş için hususi şoför vazifelendirilirdi.
Şimdi öyle mi ya?
Kendi köyünde öküz arabasını idare edemeyecek adam geçiyor şehirde direksiyonun başına. Ondan sonra efendim kaza oldu.
Geçtiğimiz pazar Pendik - Tuzla sahilyolunda bir arkadaşla gidiyoruz, süratimiz gayet düşük. Önümüzde giden reno dokuz haşırt diye bir fren koydu, önü de bomboş halbuki. Biz de arkadan buna bir dokundurmuşuz, gitti öntakım komple.
İnmiş aşağı papazın oğlu bir de babalanıyor, yok efendim arkadan sert vurmuşuz şeklinde. Ulan biz kalleş miyiz, kulampara mıyız arkadan vuralım?
Olan oldu, trafik ekibi geldi, rapor tuttu vesaire. Papazın oğlunu da yok ettiler, yoksa elimden bir kaza çıkacaktı vesselam.
İşin sonraki kısmı ayrı hikaye. Aracı sanayiiye çektirdik. Tanıdık usta vardı, gereğini yaptırdık.
Gelgelelim kasko su koyverdi. Bu sigortacıların var ya, alayı üçkağıtçı.
İş reklam yapmaya gelince en kralı bunlar. Paranı almak için kırk takla atarlar, kaza olunca ara ki bulasın. Buldun diyelim, paranı geç öderler, eksik öderler. Kırk dereden su getirirler, adamı süründürürler.
Velhasıl siz siz olun, aracınızı efendi gibi sürün. Ne milleti uğraştırın ne sizin ananız ağlasın.
Hadi cümleten selametle....