Spor bir kültürdür.. Yaşam biçimidir.. Süreklilik ister.. Disiplin ister.. Profesyonellik ister.. Sporcusundan masörüne, federasyonundan malzemecisine, bakanından medyasına, antrenöründen menejerine ve hatta antrenman salonunun bekçisine kadar, her kademede ve her koşulda profesyonel insanlara ihtiyaç vardır.
Sporda duygusallığa ve entipüften bahanelere yer yoktur.. "Ay moralim bozuldu, vay eleştirileri kaldıramadım, ay regl oldum, vay başım ağrıdı, ay rüzgar esti, vay yerim dardı" gibi sebeplerle başarısızlığınızı açıklayamazsınız. Açıklarsınız da, bunu sadece Türk halkının "bir kısmı"na yutturursunuz!
Yılın en iyi dereceli ve rekortmen atleti Elvan Abeylegesse, 5000 metrede babaannemin tabiriyle "küle gaz çıkardıktan" sonra, 1500 metrede de rakiplerinin nallarını topladı. Bahane olarak da 5000 metre yarışındaki başarısızlığı yüzünden uyku uyuyamadığını ve moralinin kötü olduğunu ileri sürdü. Utanmasa 'çişim geldi' diyecekti.
"Özrü kabahatinden büyük" diye buna derler. Ne yani sana antrenör, masör vs. gibi teknik heyet yanında, bir de geceleri masal anlatıp nini söyleyen bir "pışpışçı" mı tutacağız?
Süreyya Ayhan'ın durumu zaten akıllara zarar bir muamma... Beceriksizlik mi desem, sorumsuzluk mu desem, amatörlük mü desem, rezalet mi desem bilemedim! Kısaca "yazıklar olsun sana" desem, haksızlık mı ederim? Sanmam!
Sen dalında dünyanın en iyi atleti ol.. Sadece 4 yılda bir düzenlenen bir organizasyonda koca bir milletin umudu ol.. Ondan sonra da yok dopingti, yok sakatlıktı, yok gebelikti, yok hocaydı, yok kocaydı gibi halen ne olduğu açıklan(a)mayan bir sebeple olimpiyatlardan çekil ya da diskalifiye edil!
Almazlığın ve işbilmezliğin böylesine; amatörlüğün ve sorumsuzluğun bu kadarına ne desem az değil mi şimdi?
Okçuluk müsabakalarını izliyorum. Gene "madalya umudumuz" olan bir okçumuz rakibine yeniliyor..
Antrenörün açıklaması içler acısı:
"İyi gidiyordu, kazanacaktı ancak rüzgar çıkınca... kem küm, gek gük, kıl tüy, estek köstek..."
Bre seni izleyenleri salak yerine koyan salak! Bahsi geçen okçumuzun rakibi 1 metre ötede yarışıyor.. Bu rüzgar denen meret 1 metre ötede başka hızla mı esiyor?
Vakti zamanında uluslararası şampiyonalarda 5'den aşağı gol yemeyen ve hep farklı skorlarla yenilen futbol takımlarımızın açıklaması da: "Saha çamurlu ve çok ağırdı, o yüzden yenildik" şeklinde olurdu. Sanki karşı takım başka sahada oynadı! (Bu arada bizim takımlar kendi liglerinde oynadıkları maçların çoğunu çamurlu sahada oynarken, yabancı rakipleri belki de ilk kez böylesi kötü sahalarda oynuyordu ama kimin unurumda? Çamur mamur bahane, spor anlayışımız şahane!)
Sporcularımız ve antrenörlerimiz saçmalarken, spor basını da boş durmuyor tabii! Televole mantalitesiyle olimpiyatları izleyen spor yazarlarımızın dedikodudan öteye geçmeyen haberleri, bini bir para ile rekora koşuyor.
"X sporcusu hocasına kaçtı, Y sporcusu hamile kaldı, Z sporcusunun şeyi kalkmıyor..." gibi belden aşağı veriler dururken; sporcuların başarısızlıklarının altında yatan teknik ve taktik verileri araştırmak kimin umurunda? Hem zaten okur bunu istiyor değil mi?
Peki tüm bunlar olurken seyircimiz ne yapıyor dersiniz?
Futboldan başka spor tanımayan Türk seyircisi, sadece Türk sporcuların katıldığı müsabakaları izleyip; kazanırsak Viyana'yı kuşatma hayallerine dalıyor; yenilirsek de dedikoduya başlıyor.
Diğer ülkelerin sporcularını izleyip, onlar hakkında bilgi edinmeyi düşünen yok! Halter, güreş ve atletizm dışındaki müsabakaları izleyip, onlar hakkında fikir sahibi olmaya heveslenen yok! Bizim sporcu müsabakayı bitirdi mi; hemen zapla diğer kanaldaki saçma sapan diziye..
Soh tahlilde, her şeyi yanlış yapıyoruz! Ancak her yanlış için de bir bahanemiz var! Sadece sporda değil yaşamın her alanında, yapamadığımız şeyler için bahaneler uydurmaya meraklı bir milletiz vesselam.
Kitap okuyamıyoruz çünkü vaktimiz yok; sinemaya gidemiyoruz çünkü hayat pahalı; sigarayı bırakamıyoruz çünkü işimiz çok stresli...
Peki yapanlar nasıl yapıyor?