ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Çeşitli Albümlerden

Ajda Pekkan

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Enrico Macias

Fransızca & İtalyanca

Edith Piaf - SELECTION

The Beach Boys

BoneyM

Her Dem Yeni Türkü

Beş Yıl Önce

Best of STYX

Gülden Karaböcek

Gökben

Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın

YERİM SENİN ŞİFRENİ

DİKKAT: Bu yazı, 'kitaplardan falan' bahsetmektedir.
Yani Türk halkının yüzde doksanının ilgi alanı dışındadır.

Hasbelkader bu sayfaya gelmiş arkadaşlardan özür dilerim!
Vaktinizi boşa harcamayın, başka bir yere TIK'layın.

'Hayatın anlamı nedir?' ve 'Ne olacak bu memleketin hali?' gibi önemli konulara şimdilik değinemiyorum. Daha sonra, inşallah!


Genel bir kural olarak şunu kabul ederim:
Eğer bir film, bir şarkıcı veya bir kitaptan HERKES övgüyle bahsediyorsa, KESİN BİR SAKATLIK vardır!

Dan Brown'ın Da Vinci Şifresi kitabını herkes okuduktan en az bir yıl sonra okumaya karar vermiştim o yüzden.. Gündemden iyice düşsün ki etki altında kalmadan okuyayım diye.

Ama bazen kitap geliyor sizi en olmayacak yerde yakalıyor. Benim örneğimde de aynen böyle oldu. Bunun da ayrı bir hikayesi var ama kısaca şöyle diyelim:
Öküzün sevmediği ot, burnunun dibinde bitermiş!

Malumatfuruş bir yazar bana meydan okudu.
Bir Amerikalı, bana Paris ve Fransa konusunda ukalalık yapacak?

Yer mi Anadolu çocuğu?!


Şimdi farzedin ben bir roman yazmış olayım. Diyelim romanın konusu Türkiye'de geçsin.. Arada Yunanistan ve Irak gibi komşu ülkelere de uzansın...

Romanda bir de Türk başkomiser var, adı Lobo Lumo olsun..
Efendim? Ne dediniz? Böyle saçma isim mi olur?

Valla haklısınız. Lobo Lumo diye bir Türk adı olmaz!
Böyle bir isim uyduran roman yazarına en hafif deyimle SALAK denir.

Bezu Fache diye bir Fransız adı da olmaz! Ama Dan Brown'a kimse SALAK demiyor?!

Durun daha bitmedi!
Şimdi ben roman yazıyorum ya, fasulyeden yani.. Ukalalık damarım iyice kabarmış olsun bu romanda.. O kadar ki, romanın geçtiği mekanı ÇOK İYİ bildiğimi gösterip okura hava atmak için şöyle yazayım mesela:
"Taksim'den Galata Kulesi'ne gitmek için Tarlabaşı'na döndüler ve Şişhane istikametine ilerlemeye başladılar. Sağ tarafta Haliç görünüyordu..."

İstanbul'u bilen bilmeyen burada "Helal olsun lan herife! Detaylara ne kadar hakim.." diyebilir.

Bu gazla ben saçmalamaya devam etsem ve desem ki:
"Unkapanı köprüsünü geçince Saraçhane göründü... Arabayı kullanan Afitap, Murtaza'ya döndü ve 'Galata Kulesine kadar daha bir buçuk kilometre yolumuz var..' dedi."

Benim yazacağım böyle bir zırvayı okuduğunuzda herhalde şöyle düşünürsüz:
- Kimi kandırıyorsun oğlum sen? Taksim'den gelirken Şişhane'den sapman lazımken, sen Unkapanı köprüsünü geçmişsin ve Galata Kulesi'ne gitmekten bahsediyorsun?
Hayır, İstanbul'u bilmediğin belli oluyor da.. Ukalalık yapmak uğruna cehaletini bu kadar sergilemesen olmaz mıydı?

Bu söylediklerinizin hepsi de haklı olur!

Ama yazarın adı Dan Brown olup, romanın konusu Paris'te geçiyorsa, bu saçmalıklar karşısında "BÜYÜK BİR YAZAR BU ADAM.. Aman efendim NE GÜZEL BİR KİTAP OLMUŞ BU!" dersiniz.
(En azından böyle düşünen çok kişi var!)

Kitabın 157. sayfasında, Louvre'dan kaçan Robert Langdon ve Sophie Neveu, Rue de Rivoli'den geçip Champs Elysées bulvarına çıkıyorlar. O sırada Amerikan Büyükelçiliği'nin daha hala bir buçuk kilometre ötede olduğunu söyleniyor.

YUH BE!
Arada geçtiğin Gabriel Bulvarının iki numaralı konutu zaten Paris'teki Amerikan Büyükelçiliği!


Rue de Rivoli'den Champs Elysées bulvarına doğru giderken, CONCORDE meydanına gelirsiniz ve meydanın sağ ilersinde Amerikan Büyükelçiliği vardır. Champs Elysées bulvarı DAHA DA ötededir. Oraya çıkmışsan, Amerikan Büyükelçiliği'ni pas geçmişsin demektir.

(Alper, ukala herif! Herkes Paris'i bilecek diye bir kural yok ya!
Alt tarafı bir roman bu!)

Eh iyi de... Stephen King mesela, Wastelands romanının sonunda "New York şehir planında bazı değişiklikler yaptığım dikkatli okurlarımın gözünden kaçmamıştır herhalde. New York'lulardan özür dilerim.." diyordu?

Louvre'daki piramidin cam segment sayısını 666 diye bildirecek kadar detay yazıyorsun (doğrusu 673'tür), okurlara hava atmak için Paris'in caddelerini tarif ediyorsun..

Şu işi doğru yapsana Dan Brown! Kendini rezil etmek zorunda mısın, soytarı?

Yandaki resimlerde yazarınızı Paris'te Louvre müzesi piramidinin önünde ve müze içinde TERS piramidin yanında görüyorsunuz.
(Kitabın 494. sayfasında bahsedilen yer işte orası!)

Louvre nedir, neresidir, nasıl bir yerdir? Biliyoruz herhalde...

Gerekirse, siz sevgili okurlarıma Paris şehrinin özelliklerini ve güzelliklerini memnuniyetle anlatırım. Şekil üzerinde izah ederim sabaha kadar.. Ama Amerikalının biri bu şehir hakkında saçmalamaya kalkarsa, isterse Best Seller yazarı olsun farketmez, lafımı korum!


Biz dönelim benim yazdığım romana...
Hikayenin bir yerinde, Çorlu havaalanından kalkan bir uçak Yunanistan'ın Selanik şehrine doğru yol alıyor. Bu durumu çakan Türk komiser Lobo Lumo emir veriyor: "Derhal Selanik polisine bildirin, ben oraya gelene kadar uçağı bekletsinler. Kimseyi indirmesinler. Atina'dakileri de bu işe hiç karıştırmasınlar!"

OHA! dediniz değil mi?
Yunanistan'a şüpheli bir uçak girecek. Yerel polis bunu kendi makamlarına bildirmeden, Türk polisi istedi diye, operasyon için Türk polisini bekleyecek. Dahası, Türk komiser gidip orada operasyonu yönetecek?

(Böyle saçma şeyler yazan adamı, en başta editörlerin temiz bir sopadan geçirmesi gerekir)

Oysa 'büyük yazar' Dan Brown için bunda garip bir durum yok!
Fransız Komiser Bezu Fache istedi diye, İngiliz polisi aynen böyle yapıyor.

(Büyük yazar olmak başka bir şey canım. Uydur uydur söyle..)

* * *

Ben gene kendi yazdığım abuk romana devam edeyim ve şöyle yazayım:
"Mustafa çok zor bir çocukluk geçirdi. İskenderun limanında bir gemiden mal çalarken polise yakalandı. Polis de onu Bağdat cezaevine koydu..."

Manyak mısın oğlum? Bağdat, Irak'ta.. İskenderun'da bir suçluyu yakalayan Türk polisi, niye suçluyu Irak'ta bir hapishaneye koysun ki? Olamaz böyle bir şey!

BRAVO! Doğru saptama...

Eh peki Toulon'da Silas'ı yakalayan Fransız polisi onu niye Andorra'da bir hapishaneye koyuyor?

(Yaa Alper, amma uzattın ha! Fantezi ürünü bir roman bu. Trevanian'ın ŞİBUMİ'si değil ki? Fransız polisi istediğini Andorra'ya hapseder. İsterse gider İngiliz polisine "Siz kenara çekilin" deyip Londra'da operasyon yapar.)

Tamam! Son bir şey söyleyeceğim...

Romanın 86.sayfasından öğreniyoruz ki: Silas'ı Andorra'ya GEMİYLE götürmüşler...

Andorra, denize kıyısı olmayan ve Pirene dağları üzerinde yer alan bir ülke olduğuna göre; Fatih Sultan Mehmet misali, o gemiyi kızaklar üstünden geçirip de mi Pirene dağlarına çıkarmışlar?

Madem kafaya koydular, adamı oraya araba veya trenle götürselerdi daha kolay olmaz mıydı?

Zahmet olmuş yani, o bakımdan diyorum...

* * *
KORSAN KİTAP ÜZERİNE

Korsan kitap nedir, duymuşsunuzdur herhalde.. Kaçak ve bandrolsüz olarak basılan, yazarların emeğini çaldığı gibi devletten vergi de kaçıran, sokak tezgahlarında satılan kitaplar.. Hırsızlık, üçkağıtçılık, yüzsüzlük, pervasızlık örneği...

Ama bakın ne diyorum:
Bandrollü korsan kitaplar da var!

Şöyle oluyor: Diyelim sağda solda, INTERNET'te falan mesela, bir takım yazılar görüyorsunuz, buluyorsunuz. Bu yazıların altında KAPI GİBİ yazarın imzası da var üstelik...

Bu yazıları derleyip toplayıp; yazarlarının izni, onayı ve hatta bilgisi bile olmadan ARAKLAYIP bir kitaba alırsanız... kitabın üstüne at nalı gibi harflerle kendi adınızı yazarsanız... kitabın üstündeki bandrole ve ödediğiniz vergilere RAĞMEN bu kitap KORSAN bir kitaptır ve siz de HIRSIZSINIZ demektir.
(İtirazınız varsa lütfen bildirin, aksi fikirde olan arkadaşları merak ediyorum.)

Bizim INTERNET'te yazdığımız yazılar, e.mailler yoluyla oraya buraya iletilir. Bunu iltifattan sayarız. Okur, bizim yazdığımız yazıyı beğenmiştir, arkadaşlarıyla paylaşmak istemiştir. Eyvallah!

Gerçi yazarın adı belirtilirse, yazının nereden alındığı altta bir yerlerde işaret edilirse... daha çok memnun oluruz.

Yazılarımızı kaynak göstermeden ARAKLAYAN websiteleri de oldu, olmadı değil...

Fakat daha da kötüsü var!
INTERNET'te yayınlanmış yazılarımı -daha önce bunu yapmayacağını KESİN olarak ifade etmesine rağmen- benden izin almadan, bana haber bile vermeden bir kitapta basan.. ve üstelik o kitabın üstüne de kendi adını yazacak kadar alçalan gazeteci-yazarlar(!?) var bu memlekette!

Yetmemiş, korsan kitabı tanıtmak için hazırlanan basın bültenlerinde, kitaptan ÖRNEK olarak gösterilen bölüm BİZZAT BENİM YAZDIĞIM satırlardan seçilmiş.

Kör parmağım gözüne, misali!

Bkz.
http://www.kitap-net.com
http://www.pandora.com.tr
http://www.yenisayfa.com

Kitabın tanıtım metinlerinde görülen 'Samimiyet ve Dürüstlük' (kitabın 155-156. Sayfalarında yer alıyor) başlıklı yazı, benim üç yıl önce (Ekim 2001) başka bir websitesinde yayınlanmış yazımdır! 'İdeal Bey' deyimini icad edip ilk defa kullanan da benim!

Başta CİNİUS yayınları olmak üzere, o korsan kitabı oluşturan, editörlüğünü yapan, basan, dağıtan, kitabevindeki raflarda ona yer açan veya INTERNET üzerinden satmaya kalkan... kısacası bu HIRSIZLIĞA ORTAK olan herkesi kınıyorum!

Benim emeğimi ÇALIP bundan para kazanmaya heveslenenlere diyorum ki:
İnşallah en kısa zamanda sizin cenaze namazınızı kılmak nasip olur. Ama sizin için "Merhumu iyi bilirdik.." demeyeceğim.
Hakkımı da helal etmiyorum!

Da Vinci Şifresi adlı kitapta bulunan ve burada bahsedemediğim SÜRÜYLE hata için

http://www.lisashea.com/hobbies/ art/davincicode.html

http://ramon_k_jusino.tripod.com/ davincicode.htm

adreslerine bakabilirsiniz.


Allo! Les Lécteurs français! Dormez-vous?
Ce Dan Brown se trompe de VOUS plus qu'il se moque de l'église catholique. Et CELA me dérange surtout comme un lécteur...
Fallait-il un turc de remarquer tout ça? Dommage!

  YAŞAM
Mahallenin Delikanlıları
Lafın Bittiği Yer
Haçlı Zihniyeti
  MÜZİK
Şarkıların Tanrıçası
Moody Blues (1967)
Shape of My Heart
  CİNSELLİK
Gelin Adaylarının
Ona Öyle Demezler
Abazalara Müjde:
  VİDEO
Duran Duran
Britney Spears
ABBA:The Day Before
  EDEBİYAT
Okur Yazar ilişkileri
Aziz Nesin - O. Pamuk
Efendiliğinizi Bozmayın
  SİNEMA
James Bond'un
Film Seyrederken
Kill Bill

Zeki Müren

Ajda Pekkan'dan

Ajda Pekkan &

Semiramis Pekkan

Yıldırım Gürses

Başrolde Emel Sayın

Samime Sanay

Neşe Karaböcek

Arif Susam

Ümit Besen

The Best of MFÖ

Fecri Ebcioğlu Sunar

Edip Akbayram

Best Memories

A Glimpse of