ANA SAYFA
| ![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın YERİM SENİN ŞİFRENİ
Hasbelkader bu sayfaya gelmiş arkadaşlardan özür dilerim! 'Hayatın anlamı nedir?' ve 'Ne olacak bu memleketin hali?' gibi önemli konulara şimdilik değinemiyorum. Daha sonra, inşallah!
Dan Brown'ın Da Vinci Şifresi kitabını herkes okuduktan en az bir yıl sonra okumaya karar vermiştim o yüzden.. Gündemden iyice düşsün ki etki altında kalmadan okuyayım diye.
Ama bazen kitap geliyor sizi en olmayacak yerde yakalıyor. Benim örneğimde de aynen böyle oldu. Bunun da ayrı bir hikayesi var ama kısaca şöyle diyelim:
Malumatfuruş bir yazar bana meydan okudu.
Yer mi Anadolu çocuğu?!
Şimdi farzedin ben bir roman yazmış olayım. Diyelim romanın konusu Türkiye'de geçsin.. Arada Yunanistan ve Irak gibi komşu ülkelere de uzansın...
Romanda bir de Türk başkomiser var, adı Lobo Lumo olsun..
Valla haklısınız. Lobo Lumo diye bir Türk adı olmaz!
Bezu Fache diye bir Fransız adı da olmaz! Ama Dan Brown'a kimse SALAK demiyor?!
Durun daha bitmedi!
İstanbul'u bilen bilmeyen burada "Helal olsun lan herife! Detaylara ne kadar hakim.." diyebilir.
Bu gazla ben saçmalamaya devam etsem ve desem ki:
Benim yazacağım böyle bir zırvayı okuduğunuzda herhalde şöyle düşünürsüz:
Bu söylediklerinizin hepsi de haklı olur!
Ama yazarın adı Dan Brown olup, romanın konusu Paris'te geçiyorsa, bu saçmalıklar karşısında "BÜYÜK BİR YAZAR BU ADAM.. Aman efendim NE GÜZEL BİR KİTAP OLMUŞ BU!" dersiniz.
Kitabın 157. sayfasında, Louvre'dan kaçan Robert Langdon ve Sophie Neveu, Rue de Rivoli'den geçip Champs Elysées bulvarına çıkıyorlar. O sırada Amerikan Büyükelçiliği'nin daha hala bir buçuk kilometre ötede olduğunu söyleniyor.
YUH BE! (Alper, ukala herif! Herkes Paris'i bilecek diye bir kural yok ya! Eh iyi de... Stephen King mesela, Wastelands romanının sonunda "New York şehir planında bazı değişiklikler yaptığım dikkatli okurlarımın gözünden kaçmamıştır herhalde. New York'lulardan özür dilerim.." diyordu?
Louvre'daki piramidin cam segment sayısını 666 diye bildirecek kadar detay yazıyorsun (doğrusu 673'tür), okurlara hava atmak için Paris'in caddelerini tarif ediyorsun..
Şu işi doğru yapsana Dan Brown! Kendini rezil etmek zorunda mısın, soytarı?
Yandaki resimlerde yazarınızı Paris'te Louvre müzesi piramidinin önünde ve müze içinde TERS piramidin yanında görüyorsunuz.
Louvre nedir, neresidir, nasıl bir yerdir? Biliyoruz herhalde...
Gerekirse, siz sevgili okurlarıma Paris şehrinin özelliklerini ve güzelliklerini memnuniyetle anlatırım. Şekil üzerinde izah ederim sabaha kadar.. Ama Amerikalının biri bu şehir hakkında saçmalamaya kalkarsa, isterse Best Seller yazarı olsun farketmez, lafımı korum!
OHA! dediniz değil mi?
(Böyle saçma şeyler yazan adamı, en başta editörlerin temiz bir sopadan geçirmesi gerekir)
Oysa 'büyük yazar' Dan Brown için bunda garip bir durum yok!
(Büyük yazar olmak başka bir şey canım. Uydur uydur söyle..)
Ben gene kendi yazdığım abuk romana devam edeyim ve şöyle yazayım:
Manyak mısın oğlum? Bağdat, Irak'ta.. İskenderun'da bir suçluyu yakalayan Türk polisi, niye suçluyu Irak'ta bir hapishaneye koysun ki? Olamaz böyle bir şey!
BRAVO! Doğru saptama...
Eh peki Toulon'da Silas'ı yakalayan Fransız polisi onu niye Andorra'da bir hapishaneye koyuyor?
(Yaa Alper, amma uzattın ha! Fantezi ürünü bir roman bu. Trevanian'ın ŞİBUMİ'si değil ki? Fransız polisi istediğini Andorra'ya hapseder. İsterse gider İngiliz polisine "Siz kenara çekilin" deyip Londra'da operasyon yapar.)
Tamam! Son bir şey söyleyeceğim...
Romanın 86.sayfasından öğreniyoruz ki: Silas'ı Andorra'ya GEMİYLE götürmüşler...
Andorra, denize kıyısı olmayan ve Pirene dağları üzerinde yer alan bir ülke olduğuna göre; Fatih Sultan Mehmet misali, o gemiyi kızaklar üstünden geçirip de mi Pirene dağlarına çıkarmışlar?
Madem kafaya koydular, adamı oraya araba veya trenle götürselerdi daha kolay olmaz mıydı?
Zahmet olmuş yani, o bakımdan diyorum...
Korsan kitap nedir, duymuşsunuzdur herhalde.. Kaçak ve bandrolsüz olarak basılan, yazarların emeğini çaldığı gibi devletten vergi de kaçıran, sokak tezgahlarında satılan kitaplar.. Hırsızlık, üçkağıtçılık, yüzsüzlük, pervasızlık örneği...
Ama bakın ne diyorum:
Şöyle oluyor: Diyelim sağda solda, INTERNET'te falan mesela, bir takım yazılar görüyorsunuz, buluyorsunuz. Bu yazıların altında KAPI GİBİ yazarın imzası da var üstelik...
Bu yazıları derleyip toplayıp; yazarlarının izni, onayı ve hatta bilgisi bile olmadan ARAKLAYIP bir kitaba alırsanız... kitabın üstüne at nalı gibi harflerle kendi adınızı yazarsanız... kitabın üstündeki bandrole ve ödediğiniz vergilere RAĞMEN bu kitap KORSAN bir kitaptır ve siz de HIRSIZSINIZ demektir.
Bizim INTERNET'te yazdığımız yazılar, e.mailler yoluyla oraya buraya iletilir. Bunu iltifattan sayarız. Okur, bizim yazdığımız yazıyı beğenmiştir, arkadaşlarıyla paylaşmak istemiştir. Eyvallah!
Gerçi yazarın adı belirtilirse, yazının nereden alındığı altta bir yerlerde işaret edilirse... daha çok memnun oluruz.
Yazılarımızı kaynak göstermeden ARAKLAYAN websiteleri de oldu, olmadı değil...
Fakat daha da kötüsü var!
Yetmemiş, korsan kitabı tanıtmak için hazırlanan basın bültenlerinde, kitaptan ÖRNEK olarak gösterilen bölüm BİZZAT BENİM YAZDIĞIM satırlardan seçilmiş.
Kör parmağım gözüne, misali!
Bkz.
Kitabın tanıtım metinlerinde görülen 'Samimiyet ve Dürüstlük' (kitabın 155-156. Sayfalarında yer alıyor) başlıklı yazı, benim üç yıl önce (Ekim 2001) başka bir websitesinde yayınlanmış yazımdır! 'İdeal Bey' deyimini icad edip ilk defa kullanan da benim!
Başta CİNİUS yayınları olmak üzere, o korsan kitabı oluşturan, editörlüğünü yapan, basan, dağıtan, kitabevindeki raflarda ona yer açan veya INTERNET üzerinden satmaya kalkan... kısacası bu HIRSIZLIĞA ORTAK olan herkesi kınıyorum!
Benim emeğimi ÇALIP bundan para kazanmaya heveslenenlere diyorum ki:
Da Vinci Şifresi adlı kitapta bulunan ve burada bahsedemediğim SÜRÜYLE hata için
http://www.lisashea.com/hobbies/ art/davincicode.html
http://ramon_k_jusino.tripod.com/ davincicode.htm
adreslerine bakabilirsiniz.
|
|