ANA SAYFA
|
CHRIS DE BURGH: THE TRAVELLER
Her şarkısı ayrı bir hikaye anlatır. Kimi zaman romantik bir aşk hikayesi (mesela A Rainy Night in Paris) kimi zaman mistik bir masal (The Girl with April in her eyes, the Feather) bazen fantastik bir öykü (The Risen Lord, Getaway) bazen tarihsel bir olay (The Crusader) ve bazen de bir korku hikayesi (Spanish Train)
Chris de Burgh, 15 Ekim 1948'de Arjantin'de dünyaya geldi.
Babasının işi nedeniyle Malta, Nijerya, Zaire gibi ülkelerde yaşamış, daha sonra ailesiyle birlikte İrlanda'ya yerleşmiştir. Annesiyle babasının İrlanda'ya yerleşmesinin ardından otel olarak işletmeye başladıkları 12. Yüzyıldan kalma bir şatoda gitar çalmayı öğrendi ve müzisyenliği kariyer olarak seçmeden önce orada konuklara yüzlerce amatör konser verdi.
Mezun olunca bir de bakıyor ki, iş bulup çalışması lazım. (Hayatın gerçekleri) Şarkıcılığa başlaması bu yüzdendir. Gerçek bir orkestrayla küçük bir müzikholde sahne almadan önce epeyce bir zaman hamburger restoranı, kuaför salonu gibi yerlerde şarkı söyledi. Bu işi kıvırabileceğini aklı kesince Londra'ya gitti ve kendisine plak yapacak bir şirket aramaya koyuldu. 1974'te A&M Records şirketiyle anlaşma imzaladığında, plak şirketi arayışı iki yılı geçmişti. Kıta Avrupası ve Güney Amerika ülkeleri dışında Chris de Burgh'ün pek de takdir edildiği söylenemez. 1986 tarihli Flying Colours albümüne kadar, Amerika'da pek tanınmıyordu zaten. Bu albümün klasikleşmiş baladı Lady in Red, Amerika listelerinde belli bir başarı elde etmiş ve 1988 tarihli Into the Light albümü İngiliz listelerinde şöyle bir boy göstermişti. Ama Amerikan ve İngiliz müzikseverler Chris de Burgh'ü pek de sevemediler. Chris de Burgh'un Traveller şarkısı Türkiye'de Orijinal Aksu Müziği diye de bilinir. 1980 tarihli Eastern Wind albümünde yer alır. Konumuz kovboylar devrinde geçmektedir. Gizemli bir yolcu kasabaya gelir ve bara girer. Eski bir davanın intikamını almak için geldiğini ve istediğini almadan gitmeyeceğini anlarız... In from the coast, riding like the wind and racing the moon,
Sahil taraflarından, rüzgar gibi ata binerek ve adeta Ay'la yarışarak bir adam gelmektedir. Adamın ayışığından yola vuran gölgesi sanki çılgınca dans etmektedir. Gelen atlının kalbinde ölüm vardır ve bir randevuya yetişmektedir. Kimse bu yolcunun nereden gelip nereye gitmekte olduğunu bilmez.
A candle in the night, fear on every face when he goes inside,
Tıpkı karanlıkta bir mum gibidir, o içeri girdiğinde yüzlerdeki korkuyu seçeriz. (Adam kaçak mıdır yoksa?) Hey, geri çekilin bardan, bilmiyor musunuz ki kasabada bir yabancı aslında tehlikeli bir manzaradır.
There is something in his eyes, something in his hands,
Adamın gözlerinde bir şeyler vardır, ellerinde bir şeyler.. Adamın intikamını adeta koklayabiliyorsun. Ve bu adam her kimin peşindeyse, sonu felaket olacak.. Bu adam onu en sonuna kadar götürecektir.
Well the landlord he trembled
Barmen titremektedir, daha önce bir yerlerde görmüş olduğu yüze bakarken.
(Buradan da anlıyoruz ki, aslında bu adam daha önce buralarda görünmüştü - ah sen onu yere sermiştin.)
Barmende birden jeton düşer, evet.. uzun yıllar önce işlenen bir cinayet (evet, sendin onu vuran)
Ve sürpriz.. aradığı adamı bulmuştur: Chris de Burgh'tür bu adam!
There is something in his eyes, something in his hands,
Gözlerinde bir şeyler var, ellerinde bir şeyler. Adeta kokusunu alıyorum adamın intikamının. Ve peşinde olduğu adam BENİM.. Ooh, bu bir felaket olacak... (İntikam almak istediği adam ve esrarengiz yolcu) bardan çıkarlar ve bir daha kimse o ikisini görmez... Şarkının finalinde saksofonla gitarın karşılıklı düeti, esrarengiz yolcuyla adamımız arasındaki hesaplaşmayı mı anlatmaktadır yoksa? Kimbilir... |