Blog yazarlığı Amerika'da gelir getiren bir işkoluna dönüşmekle kalmadı, çok yoğun bir iş stresini de beraberinde getirdi. Hatta geçtiğimiz aylarda bu strese dayanamayan iki blogcu 'görevleri başında' öldüler.
On yıl kadar önce çok neşeli haberler veriyordu fütüristler: Teknolojik gelişmeler sayesinde artı evden çıkıp ofise gelmenize gerek kalmayacak. Evdeki bilgisayarınız sayesinde eviniz aynı zamanda işyeriniz olacak.
Ne kadar da sevinmiştik bu habere!
Madalyonun karanlık yüzünü yeni yeni farkediyoruz: Evden çalışmak demek, özellikle de stresli ve rekabetin yoğun yaşandığı bir sektördeyseniz, günde 20 saat ve hatta bazen daha da fazla çalışmak anlamına geliyor. Ofisten kaçıp eve gidemiyorsunuz çünkü zaten ofisiniz orası.
The New York Times gazetesinde çıkan 'Web dünyasının 24/7 stresli çalışma ortamında yazarlar ölene dek çalışıyor' başlıklı haber, pek çok gazetenin sayfalarında yer bulamasa da İngiliz ve Amerikalı blogcuların dikkatinden kaçmadı. Çünkü haberde anlatılan onların hayatıydı.
Türkiye için henüz uzak bir gündem
Türkiye'deki blog yazarları(?) henüz ciddiye alınacak kıvama gelmediler. Hatta bu çocukların düştüğü traji-komik halleri Blog Çocukları Ağlıyor başlıklı yazımda irdelemiştim.
Türkiye'de blog yazarlığından para kazanmak ciddi anlamda henüz gündeme gelmiş değil. İnsanlarımızın yazmak ve okumakla olan ilgisinin hangi derecede olduğunu hepimiz biliyoruz. İmla yanlışı veya mantık hatası barındırmayan Türkçe bir blog görmüşseniz lütfen onu koruma altına alın. Çünkü çok nadir bulunan bir hazineye rastlamışsınız demektir.
Amerika'da ise blog yazarlığı ciddi bir meslek kolu olmuş görünüyor ama rekabet çok çetin ve çok yoğun. Giderek artan sayıda insan evlerini bir ofise çevirmiş, evde iş üretiyor. Modern teknolojinin son nimetleri olan bilgisayarlar ve akıllı telefonlarla donanmış bu insanlar, 24 saat aralıksız süren bir çalışma ortamında çok derin stres girdaplarına yakalanmış durumdalar. Internet ekonomisi sürekli bilgi ve haber akışını zorunlu kılıyor çünkü.
Bu blogcuların işlerini çok sevdiklerini belirtmek gerek ama geçtiğimiz ay ABD'de iki arkadaşlarını kaybettiler. Bunlardan ilki Florida North Lauderdale'de oturan 60 yaşındaki Russell Shaw idi. Bir diğer teknoloji blogcusu Marc Orchant is koroner yetmezliğinden öldü. 50 yaşındaydı. Bir üçüncü blogcu, 41 yaşındaki Om Malik daha şanslıydı. Geçtiğimiz Aralık ayında kalp kirizi geçirmiş ama hayatta kalmıştı.
Enformasyon emekçilerinin sayısı kaç?
Tam olarak kaç kişinin para için blog yazarlığı yaptığını söylemek güç. Amerika genelinde 10.000 civarında ücretli blog yazarı olduğu tahmin ediliyor. Bu tarz 'enformasyon emekçilerinin' ortaya çıkışı online ekonominin gelişmesiyle oldu. Yayıncılık Internet ortamına kaydıkça, ilanlar da bu trendi izledi.
Internet, kurumsallaşmış şirketlerin bile çalışma sistemlerini değiştirdi ve evden çalışma ilkesiyle birlikte iş yükü ve stresini de evlere taşıdı. Takıntılı enformasyon emekçileri için bunun anlamı artık asla evden çıkamamak demekti.
Blog yazarlığı bazıları için karlı olabilir. Bazıları ise yazdıkları makale başına 10 dolar gibi ufak bir ücretle yetiniyor. Fakat genellikle 'bonus ödeme' veya 'ödül' olarak lanse edilen ilave imkanlar blog yazarlarının giderek artan oranlarda vakit ve enerji harcamasını zorunlu kılıyor.
"Bu iş çok kolaymış, ben de yapabilirim" diye hemen heyecanlanmayın!
Bu işi 'sürekli' yapmak zorunda kalmanın stresini yaşayan biri böyle bir yaklaşımı traji-komik bulacaktır çünkü.
Giderek artan sayıdaki blogcular; spordan magazine, teknolojiden politikaya kadar pek çok konulardsa bilgi ve yorum aktarıyorlar okurlarına. Kimisi eğlence olsun diye yazıyor, binlercesi bazı web yayıncılarından alacakları ödemeler için yazıyor, bazıları da ilan veya sponsor geliri beklentisi içinde kendi kurdukları sitelerinde yazıyorlar.
Blogcuların sağlık sorunları var
Diğer blogcuların da çok ciddi sağlık sorunları var. Internet bağımlısı insanalrda görülen türden rahatsızlıklar bunlar: Aşırı kilo kaybı veya aşırı kilolanma, uyku bozuklukları, sürekli yorgunluk ve dikkat kaybı.
İşin adını doğru koyalım: Blog yazmak, resmi ölüm nedeni değil. İki insanın oldukça erken bir yaşta kaybedilmiş olması bir tür kronik ve salgın hastalığa işaret etmiyor. İşlerindne kaynaklanan stresin ölüne neden olan süreci başlattığını belirten resmi bir bulgu da yok. Ama vefat eden bu iki kişinin yakınları ve meslektaşları bu ölümlerin, 'çalışma tarxzlarından kaynaklanan' ölümler olduğundan endişeleniyorlar.
"Ben henüz ölmedim" diyor Michael Arrington. Kendisi, popüler bir tekno-blog olan TechCrunch'ın kurucusu ve editörlerinden biri. Çok yüksek reklam gelirine sahip bu sitenin getirdiği yoğun bir çalışma yükü var: Arrington son üç yıl içinde 15 kilo aldığını söylüyor. Uyku bozukluğu sorunu o kadar ciddi boyutlarda ki "Bir gün bir sinir krizi geçireceğim ve beni hastaneye kaldıracaklar. Bu durum böyle devam edemez" diye ekliyor Arrington.
En çok rağbet gören bloglar ve yaşanan amansız rekabet
En çok teknoloji konusundaki bloglar rağbet görüyor. 24 saat aralıksız süren bu rekabette yeni çıkan bir ürünü sizden önce başka bir blogcunun yazmış olması sizin için kötü bir haber sayılabilir. Gawker Media gibi kimi websiteleri ise bazı limitler koyarak, söz gelişi sizin yazdığınız makale ayda 100.000'den fazla hit alırsa, bonus ödemeler vaadediyorlar. Tıpkı satış komisyonlarında olduğu gibi hedef beklentisi yükseldikçe 'daha fazla yaz, daha fazla kazan' uygulaması devreye girmiş oluyor.
Bütün bu rekabet içinde daha fazla ayakta kalmak ve daha az uyumak dürtüsü gelişiyor blogcularda. Yaptıkları işleri ne kadar sevseler de son derece yorucu bir tempoda çalıştıklarının hepsi farkında. Aralarında henüz genç olanlar "Bu ölümlerin benim hayatımla ne ilgisi var?" diye merak ediyor olabilir. Ne de olsa onlar 'hayatın gerçeklerini' henüz tam olarak kavrayamamış gençler…
60 yaşındaki Russell Shaw, bir teknoloji konferansını takip etmek için gittiği San Jose, Kaliforniya'da bir otel odasında öldü. ZDNet'teki editörüne gönderdiği son e.maili'inde "Bir şey yakaladım. Şimdi yazıyı hazırlıyorum. Günün ilerleyen saatlerinde veya yarın göndereceğim" demişti.
New York Times'ta yer alan haberin İngiltere'deki yansımaları
Yukarıda bahsettiğimiz haber The New York Times'ta yer aldıktan sonra İngiliz gazetelerinden yalnızca The Telegraph'ta kendine yer bulabildi. The Telegraph'ta yer alan yorumda ise "En başarılı blogcular, bizim toplum hayatımızı yeniden yapılandırıyorlar. Okurlarının ilgilerini doyurmak için gece gündüz çalışan bu insanlar sağlıklarını ve hayaatlarını 'haklı bir dava uğruna' kaybetmiş oluyorlar" deniyordu.
Bu yorumu dehşet ve hayalkırıklığıyla karşılayan bir İngiliz blogcu ise şöyle yazmıştı cevap olarak: "Hop, dur orada Telegraph! Kendi online ekibini ölüme yollamadan önce bize söyle: New York Times'ın yazdıkları doğru mu? Ya siz blogcular, internet bağlantınız bir günlüğüne kesilecek olsa bununla nasıl başedeceksiniz?"