'Ekonomik ve Sosyal Konsey İstihdam Çalışma Kurulu'nun 23 Mart 2004'te yayınlanan raporundan haberiniz oldu mu?
(Olmadıysa bir zahmet BURAYI tık'lamanızı rica ediyorum.)
İşçi ve işveren konfederasyonlarının üyesi olduğu söz konusu konsey tarafından hazırlanan raporda, istihdam artışının nüfus artışına yetişemediği, işsizlik oranının 1997'den bu yana sürekli arttığı kaydedildikten sonra; her 3 kadından 2'sinin işgücü dışında bulunduğu ve kadın işsizlik oranının çok yüksek olduğu belirtilerek, her 3 eğitimli gençten birinin de işsiz olduğu bildiriliyor.
Gelecek 10 yılda işgücü piyasasının yapısal değişiminin, işsizlik baskısını artıracağı belirtilen raporda, "2010 yılında işsizlik oranı bugüne göre iki kata kadar yükselebilecektir" sonucuna varılıyor.
Engin Ardıç ise 26 Mart 2004 tarihli yazısında bu habere değiniyor ve bu sorunun hem Türkiye'nin mevcut yapısı ve örgütlenmesi nedeniyle hem de dünyadaki konjonktür nedeniyle NEDEN 'çözülemez' olduğunu altını çize çize anlatıyor.
Açıkçası ben, işsizlik ve ekonomik daralma olgusunun dünyadaki mevcut politik ve ekonomik örgütlenmenin (kapitalist düzenin, diye okuyun) yapısından kaynaklandığını ve bu sistem içinde bu soruna çözüm bulunamayacağını zaten öngörüyordum.
(Bkz. Geçtiğimiz dönemde ekonomik göstergelerden sosyal güvenlik meselesine kadar değindiğim konular.)
Ha pardon, siz ciddi yazı okumuyordunuz değil mi?
Ama dünyadaki durumun süratle kaosa gitmekte olduğuna ve bunun 'biz sıradan ölümlüleri çok çok aşan' bir mantık ve strateji uyarınca BİLİNÇLİ olarak gerçekleştirildiğine aymam için Serdar Turgut'un üç yazısını okumam gerekti.
http://www.aksam.com.tr/arsiv/2004/03/24/yazarlar210.html
http://www.aksam.com.tr/arsiv/2004/03/25/yazarlar210.html
http://www.aksam.com.tr/arsiv/2004/03/26/yazarlar210.html
Hele bu sonuncusunu mutlaka bir TIK'layın ve 2012 yılında dünyayı bekleyen felaketi siz de öğrenin!
Mevcut sosyal ve ekonomik gerçeklik veri olarak alındığında, maalesef durumumuz giderek kötüleşmekte. Ve bunun ileride düzeleceğine dair bir umut ya da emare de yok.
Bir elimiz yağda bir elimiz balda yaşasaydık bile, siyaset ve ekonominin çok ötesinde gerçek bir tehlikeyle karşı karşıyayız! Bilim-kurgu filmi falan değil bu!
Geçen yazımın bir yerinde "Yarın öbür gün bilgisayarların ve iletişim sistemlerinin devre dışı kaldığı olağanüstü bir kaos ortamı husule gelirse, hayatınızı devam ettirmek için elinizde ne var? Bilgisayarınız ve cep telefonunuz olmadan birey olabilmeniz ne kadar mümkün?" diye sormuştum.
(Benim hangi yazıma dikkat ettiniz de bunu hatırlayacaksınız ki?)
Arkadaşlar, işin şaka kaldırır yanı kalmadı!
'Üç günlük yalancı dünya' deriz ya lafa gelince.. Onun da dibi göründü! İnkıtaları oynamaktayız.
Burcunuzun ne olduğu farketmez, astrologunuz uzun vadeli planlar yapmamanızı öneriyor size! Mümkünse, hayatın tadını alabildiğine çıkarın bugünlerde. Yarın hiç olmayacakmış gibi yaşayın.
Çünkü yarının 'hiç olmaması' ihtimali ciddi olarak ufukta belirdi.
(Bu aralar çocuk yapmayı düşünüyorsanız, ayrıyeten aklınıza şaşayım)
Yazarınızın hissiyatını sual edecek olursanız...
Zeki Müren'in Dünya Yansa Yorganım Yok İçinde şarkısına benzer bir ruh haleti içersindeyim.
Sahi yahu: Kıyamet hakikaten de kutsal kitaplarda tarif edildiği şekilde geliyormuş haa... Ne kadar enteresan değil mi?