![]() Amerikan film endüstrisi ne zaman özgün senaryoya sıkışsa çizgi-roman kahramanlarını beyazperdeye aktarma projelerini hayata geçirir. Bunlardan kimi o kadar başarılı olur ki, arkadan üç ya da dört devam filmi gelir. Bu kategoriye giren iki çizgi-roman kahramanını anlatacağım bu sefer.. BATMAN: Sinema için çevrilen 1989 tarihli Batman: Kara Şövalye Dönüyor, filmini seyredene kadar ben hiç Batman okumamıştım... Ve filmi ilk seyrettiğimde "Aaa, Batman uçamıyor!.. demiştim. (Onun Superman gibi uçabildiğini sanıyordum önceleri) 1934 yılında Bob Kane adlı çizer tarafından yaratıldı. Batman'in asıl adı Bruce Wayne'dir. Kendisi aslında zengin bir mirasyedidir. Yaşadığı Gotham City (bu isim de bana Goddam City'nin kasıtlı değiştirilmiş hali gibi gelir) aslında New York'a çok benzeyen bir şehir olup, kötülüklerle çepeçevre kuşatılmıştır. Zavallı iyi insanlar, başları sıkışınca projektörleri yakarak gökyüzüne Batman'in amblemini yansıtarak Batman'i çağırmaktadırlar. Bunu gören Bruce, malikanesinin (ki adı Bat Cave: Yarasa Mağarası'dır) gizli kısımlarında kostümünü giyer, artık duruma göre Batmobil'e veya yarasa şeklindeki uçağına atlayarak olay yerine intikal eder... Bumerang gibi (fakat Batman'in amblemi şekli verilmiş) Baterang fırlatarak... Tekme ve yumrukla rakiplerini alteder. Ateşli silah kullanmaz. Madem kendine yarasa şekli yapmışsın (eyvallah) o kostümü giy hadi... de ... O pelerin (sırf yarasanın kanatları gibi görünsün... iniş ve kalkışlarda saf çizgi-roman okurlarını büyüleyecek resimler versin diye icat edilmiştir aslında) senin yakın dövüş manevralarını etkilemiyor mu be adam? Batman'in malikanesindeki İngiliz uşağı Alfred Pennyworth, sadık arkadaşı Robin'i ve ezeli düşmanları: iflah olmaz kötü adam Joker, Penguen ve Riddler'ı da burada andıktan sonra, iki noktanın altını çizelim: 1- Batman'in bir macerasında, Amerikan bayrağının arkasından seçtiğimiz (Beyaz Saray veya Kongre Binası) olduğunu tahmin ettiğimiz bir resmi yetkili (Başkan mı?) belki de Bruce'a (resmi yetkilinin kim olduğunu ve kiminle konuştuğunu bilemeyiz) "Demokratik bir hukuk devletinde kahramanlara gerek yok! Onlar iyi niyetli bile olsalar tehlikeli olabilirler... Bir düşünsene, herkes kahramanlara özenip kendi adaletini kendi sağlamak isterse, durum nasıl içinden çıkılmaz olurdu..." demektedir. AMAN ALLAH! Şu ironinin güzelliğine bak! Ya Batman'in yaratıcısı demokrasiye inanmıyor ya da "politikacılar hep böyle konuşur, ama siz onlara bakmayın.. Demokrasi bir safsatadır ve Amerika'nın kahramanlara ihtiyacı vardır..." demeye getiriyor. Veya resmen Batman ve diğer bütün süper kahramanlarla inceden dalga geçiyor... 2- Batman'in bir diğer macerasında ise, kötü adamlar (artık çevreciler midir, anti-globalizasyoncular mıdır nedir?) bizzat Bruce'un hissedar olduğu bir şirketin tesislerine karşı sabotaja girişiyorlar... Ve hoop, Batman olaya el koyup kötü adamları marizleyip yatırımını kurtarıyor... (Yorum yok)
Aslında Conan, Robert Erwin Howard (1906-1936) tarafından 1932 yılında yaratılan bir hikaye kahramanıdır. (Yazar, annesinin komadan çıkamayacağını öğrendiği için 1936'da intihar etti. Daha 30 yaşındaydı ve önceleri bir sürü fantastik hikaye yazmış, ancak yayınevleri bunların çoğunu reddetmişti.) Yıllar sonra Robert Erwin Howard'ın basılı veya müsvette halindeki yazıları 1950'lerde derlenip toparlanmaya ve 1967'den itibaren tekrar basılmaya başlandı. Bu işleri götüren kişi Roy Thomas, bazı hikayeleri tekrar yazmıştır. (Bazı okuyucular, Thomas'ın bu yeniden yazım sırasında Robert Erwin Howard'ın orijinal yazılarını bozduğu kanaatindedir.) İlk Conan çizgi-romanı Ekim 1970'te basıldı. Robert Erwin Howard'ın eserinden uyarlanarak Roy Thomas tarafından yazılan öyküyü genç bir İngiliz Barry Windsor-Smith çizdi. Sonraları John Buscema ve Gil Kane adlı çizerler görevi devraldılar ve yetenekleriyle Conan'a çok şey kattılar. Conan 1981 civarında Alfa Yayıncılık tarafından Türkiye'de basılmaya başlandı. 1990'da Amerika'daki orijinal yayınevi Marvel Comics, Conan'ın yayınına son verdi. "Know, O Prince, that between the years when the oceans drank Atlantis and the gleaming cities, and the rise of the Sons of Aryas, there was an Age undreamed of, when shining kingdoms lay spread across the world like blue mantles beneath the stars - Nemedia, Ophir, Brythunia,Hyperborea, Zamora with its dark-haired women and towers of spider-haunted mystery, Zingara with its chivalry, Koth that bordered the pastoral lands of Shem, Stygia with its shadow-guarded tombs, Hyrkania whose riders wore steel and silk and gold. But the proudest kingdom of the world was Aquilonia, reigning supreme in the dreaming west. Hither came Conan the Cimmerian, black-haired, sullen-eyed, sword in hand, a thief, a reaver, a slayer, with gigantic melancholies and gigantic mirth, to tread the jeweled thrones of the earth under his sandled feet."
Bu metnin biraz kısaltılmışı, 'Bir Nemedya Efsanesinden' alıntı olarak Türkçe basılan Conan ciltlerinde yer alırdı:
Sözgelişi Mithra diye bir Tanrı, Zerdüşt ve Mazdeizm dinlerinde gerçekten vardır. Gene Seth adlı tanrı, bir Eski Mısır tanrısıdır. Britunya ülkesi Britanya'dan alınmadır. Khitai dedikleri yer Çin'dir. (Rusça ve Bulgarca'da Çin ülkesine Khitai denir zaten) Styx nehri Yunan efsanelerine göre cehennemdeki bir ırmaktır vs.vs. Kahramanımız Conan, Kimmeryalıdır. (Bu kavim aslında Mezopotamya, ön Asya ve Ortadoğuda yaşamış Kimmerlilerin yansıması. Voltaire'in ZADİG romanına bakarsak, Kimmer ülkesi şimdiki Rusya'dır. Bu hesapça Conan'ın Rus olması gerekir ama siyah saçlı ve bronz renkli bir Rus da bana pek inandırıcı gelmiyor.) Çizgi-romanda ve Conan filmlerinde ise Kimmerya, karlarla kaplı, taygalarla çevrili, insanların kürklü elbiseler giydiği soğuk bir kuzey ülkesidir. Finlandiya veya İsveç'e benzetilebilir. Uygar ülkelerde(?) veya Zambula'nın güneyindeki çöllerde (ki buraları da Arap çöllerine benzemekte, ahalisi de Araplar ve Berberiler gibi giyinmektedir) dolaşan Conan, duruma göre paralı askerlik, hırsızlık ve yağmacılık yapmaktadır. Bunu gizleme ya da bundan gocunma gereği de duymaz zaten. Zaten o devirlerde "iyiler ve kötüler" diye bir ayrım yapmak da saçma olurdu. Bu şekilde bakıldığında Conan klasik çizgi-roman kriterlerine pek uymaz. İlla bir ayrım yapılacaksa zayıflar ve güçlüler; Conan'ın düşmanları veya dostları diye bir ayrım yapılabilir. Gerçi Conan'ın pek dostu da yoktur ya... Büyülerin, büyücülerin, mistik ve doğaüstü güçlerin egemen olduğu karanlık ve dehşet dolu bir dünyada yaşayan Barbar Conan'ın iki emeli vardır: Bileğinin ve kılıcının gücüyle bir gün kendi krallığını kurmak, ve ölüm kendisini almaya geldiğinde onu elinde kılıçla dimdik ayakta karşılayabilmek.. Conan; uzun siyah saçları omuzlarına dökülen, korkunç bakışlı, iriyarı, bronz tenli bir adamdır. Tanrılara inanır ama onlardan birisi karşısına dikilecek olursa üstüne yürümekten çekinmez. Çünkü o, kılıcının kesemeyeceği hiçbir şey olmadığını çok önce öğrenmiştir. Hatta bir macerada kale komutanı arkadaşının "Tanrılara inanmayan askerlerim bile dışarıda olup bitenden dehşete kapılmışken sen cesaretini nasıl koruyabiliyorsun?" sorusuna "Ben kılıcımın kesemeyeceği hiçbir şey olmadığını çok önce öğrendim" diye cevap verirken, adeta Yunan mitolojisindeki Prometheus'tan ateşin sırrını almış gibidir. Kendini dünya nimetlerinin hiç birinden alıkoyma gereği duymadan (kadınlar, içki, kumar, sefahat vs.), Tanrılara inanmasına rağmen onlara kafa tutarak ve herhangi bir ahlak anlayışını benimsemeksizin sadece kendi çıkarları için yağmacılık, vurgunculuk, hırsızlık yapan Conan; düşmanlarına karşı merhametsiz ve zalimdir de... Ama gene de kahramandır işte.. Okuyucular kendilerini onunla özdeşleştirmekten tarifsiz bir keyif alırlar. Galiba bilinçaltımızın en karanlık köşelerindeki seslendirmekten çekindiğimiz ve korktuğumuz yanlarımızı ve egomuzun en yapmacıksız ifadesini Conan'da bulduğumuz için onu çok sevdik ve hayran olduk. Ya da ben sadece kendi adıma konuşmuş olayım.. ANTOLOJİNİN BİR SONRAKİ SAYFASI İÇİN TIKLAYINIZ |