1960'ların sonuna doğru Londra ve New York duvarlarında en çok rastlanan grafiti "Clapton is God" diyordu. Otuz yıldan daha uzun bir süredir Eric Clapton hayranlarını peşinden sürüklüyor. Düşünün ki, hayranların büyük bir kısmı o grafitiler yazıldığında daha doğmamıştı bile. Çalkantılı müzik kariyeri olağanüstü kişisel zorluklar ve trajediler arasında akıp giderken, Eric kendi müziğinin duygusal gerçekliğinde bazen alkolden veya uyuşturucudan kaçış, bazen de ters giden kişisel ilişkilerinden veya sevdiklerinin ölümünden duyduğu acılardan kurtuluşu aradı.
Eric Patrick Clapton 30 Mart 1945'te Surrey'de (İngiltere) Patricia Molly Clapton ve Edward Fryer'ın gayrimeşru çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası görev için İngiltere'de bulunan Kanadalı bir askerdi ve İkinci Dünya Savaşı sonra erince Eric ve annesini İngiltere'de bırakıp Kanada'da kendisini beklemekte olan karısına döndü. Annesi ise onun velayetini kendi anne ve babası Rose ve Jack Clapp'a bıraktı. (Clapton soyadı Rose'un ilk eşi Reginald Cecil Clapton'dan gelmektedir.)
Nasıl? Daha en baştan kafa karıştıran karmaşık aile ilişkileri değil mi? Eric, anneanne ve dedesini kendi anababası ve gerçek annesini de kızkardeşi sanıyordu. Gayrimeşru bir çocuk olmanın zorluklarını yaşamaması için ona böyle söylenmişti. Gerçeği öğrendiğinde dokuz yaşındaydı. Sonradan gerçek annesiyle tanıştıktan sonra da ilişkileri abla kardeş gibi devam etti.
Freud'vari bir açıdan ilginç olabilecek bir saptama: Bizzat kendisinin bir röportajda söylediği gibi, annesinden (ve belki de onun şahsında bütün kadınlardan) intikam almak için Eric Clapton hayatı boyunca 1000'den (yazıyla BİN) fazla kadınla birlikte oldu. (Nasıl? Bu yazı giderek ilginçleşmiyor mu, ne dersiniz?
Ortalamanın üstünde bir öğrenciydi ama ders sırasında gitar çalmakta ısrar ettiği için on yedi yaşında 'Kingston College of Art'tan atıldı. Kafasını Blues müziğe takmıştı. Çeşitli gruplarda çaldı ve Blues ağırlıklı rock müzik yapan Yardbirds grubunda adını gitar virtüözü olarak duyurdu. Gitar çalarken tellerine öyle güçlü asılıyordu ki konser sırasında gitarının tellerini koparıyordu. Hatta sahnede gitarın tellerini değiştirirken dinleyiciler de yavaş ritimle el çırparlardı. Bu yüzden ona "Slowhand" lakabını taktılar.
1965'te Yardbirds grubundan ayrıldı ve önce Bluesbreakers grubuna katıldı, sonra da 1966 ortalarında kendi grubu Cream'i kurmak üzere basçı Jack Bruce ve davulcu Ginger Baker ile oradan da ayrıldı. Grup üyelerinin aşırı uyuşturucu kullanması ve çatışan egoları kısa sürede Cream'in sonunu getirdi. 1968'de bir veda turnesi, sonra da Goodbye albümünü yapıp dağıldılar. 1969 başlarında Eric Clapton; Baker'le birlikte basçı Rick Grech, ve Traffic topluluğundan Steve Winwood'u yanına alarak Blind Faith albümünü kaydetti. Albümün satışları çok iyiydi ve yirmi dört şehri kapsayan başarılı bir Amerika turnesi de yapmalarına rağmen, Rock'ın bu ilk süper grubu bir yıldan daha kısa ömürlü oldu.
Ne yazık ki kişisel çekişmeler ve mesleki baskılar dostumuzu eroin bağımlılığına sürükledi. Eric Clapton 1971'de iki yıl kadar sahnelerden çekildi ve rehabilitasyon sürecinden geçti.
İki yıl aradan sonra yaptığı müzik çalışmaları, reggae tarzı '461 Ocean Boulevard' albümü ve bu albümde yer alan Bob Marley şarkisi "I Shot the
Sheriff" listelerde başari elde etmesine ragmen bazi eleştirmenler ve hayranlari, rehabilitasyon sonrasi Clapton performansini begenmediler. Gitar agirlikli
tarzini birakmiş ve vokali önplana çikaran bir müzik yapmaya başlamişti.
1980 tarihli 'Just One Night' albümü o eski gitar kahramanını tekrar hatırlatmıştı ama Eric Clapton bu sefer de alkolizm batağına saplandı.
(Hayranlarının istediği müziği yapabilmesi için uyuşturucu veya alkol gerekiyordu anlaşılan.) 1981'de bu yüzden bir süre hastanede yatması gerekti. Sonrasında
başarılı albümler çıkarsa da - Another Ticket (1981), Money and Cigarettes (1983), Behind the Sun (1985), August (1986), Journeyman (1989) - bazıları
onun eroin günlerindeki müziksel başarısına asla ulaşamadığını söylerler.
1990'lı yıllar Clapton'a felaketler getirdi. Yakın arkadaşları gitarist
Stevie Ray Vaughan ile Colin Smythe ve Nigel Browne bir helikopter kazasında öldüler. Birkaç ay sonra, İtalyan fotomodel Lori Del Santo'dan olma oğlu
Conor Manhattan'daki gökdelenin penceresinden düşerek öldü. Ölen oglu için yazdigi 'Tears in Heaven' şarkisi 1992 Grammy müzik ödülü aldi ama bugün
bile eleştirmenler onu 'hayatındaki en büyük acıları bile paraya çevirmek'le suçlarlar.
Neyse, biz şarkimiza gelelim. Şarkinin adi Leyla ile Mecnun hikayesinden alinmadir. 1970 tarihli "Layla And Other Assorted Love Songs" albümünde yer alan Layla şarkisi, karşiliksiz bir aşkin acili ifadesidir ve gerçekten zorlu bir aşk üçgeninden ilham almiştir. Eric Clapton yakin arkadaşi ve Beatles üyesi George Harrison'ın karısı Patti Boyd Harrison'a aşik olmuştu. O siralarda eroin batagina iyice batmiş oldugunu ve kisa bir süre sonra rehabilitasyona girip iki yil kadar sahnelerden çekilecegini not edelim.
Bu arada meraklisi için bir de küçük not: Patti ve Eric daha sonra 1979'da evlendiler ve 1988'de boşandilar. Acılı aşkların ve uzun bekleyişlerin ardından gelen kavuşmalar da hayalkırıklığına dönüşebiliyormuş demek ki. Yoksa suçu Eric Clapton'a mı atmalı?
Eric Clapton 1988'deki bir BBC röportajında Layla hakkında şöyle demişti: "Dürüst olmak gerekirse, bir şarkı olarak pek de bir özelliği olduğunu sanmıyorum Yani bir yapısı ve melodisi var tabii ama 1960'ların sonlarında ortaya çıkan gruplar, o zamanlar yapılan müziğin değişmekte oluşu, o zamanlar yaşanan hayat öyküleri, bilirsiniz işte, ben, George ve Patti'yi düşünecek olursaniz, bu şarkinin da kendine özgü bir hayati var işte.."
Unplugged albümünde Eric Clapton bu şarkiya yeni bir tarz ve soluk getirdi. Haziran 1993 tarihli bir röportajda ise bu yeni versiyonu anlatırken "Bunun Layla'yı başka bir tarza oturtmak için büyük bir fırsat olduğunu düşündüm. Nakaratları atıp akustik hale getirince sanırım daha bir caz havası kazandı. Şarkının tamamını bir oktav düşük söyledim ve bu da hoş bir hava verdi. Andy Fairweather-Low ve ben evde önprova yapıyorduk. Gitarı kaptım ve "Peki buna ne dersin?" dedim. Oluverdi işte. Şarkı böyle çıktı." dedi.
| LAYLA
What'll you do when you get lonely
And nobody's waiting by your side?
You've been running and hiding much too long.
You know it's just your foolish pride.
Layla, you've got me on my knees.
Layla, I'm begging, darling please.
Layla, darling won't you ease my worried mind.
I tried to give you consolation
When your old man had let you down.
Like a fool, I fell in love with you,
Turned my whole world upside down.
Let's make the best of the situation
Before I finally go insane.
Please don't say we'll never find a way
And tell me all my love's in vain. Layla |
LEYLA
Ne yapacaksin yalnız kalınca
Ve kimse olmayınca yanında?
Kaçıp saklanıyorsun çok uzun zamandır
Biliyorsun bu senin aptalca gururun sadece
Leyla, bana diz çöktürdün
Leyla, yalvarıyorum, sevgilim lütfen
Leyla sevgilim rahatlatmayacak mısın
Telaşlanmış aklımı
Seni teselli etmeye çalıştım
Senin ihtiyar seni üzdügünde.
Bir aptal gibi sana aşık oldum
Tüm dünyamı altüst ettim
En iyisini yapalım
Ben delirmeden en sonunda.
Lütfen bir yolunu bulamayacağız deme
Bütün aşkımın boşuna oldugunu söyle
Leyla |