ANA SAYFA
|
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Bugünkü durumdan şikayet edip duruyorsak, illa ki "Geçmişte işler daha iyi gidiyordu.." demek anlamına gelmez bu.
İyi niyetli bir yaklaşımla "İşler şimdikinden daha iyi olmalıydı" anlamını çıkarmak lazım.
Bu süreç doğrusal ve kesintisiz bir şekilde ilerlemiyor elbette. Bazen sendeliyoruz, tökezliyoruz, geri dönüyoruz. Fakat neticede ilerleme devam ediyor.
Gelgelelim bu ilerleme ve toplumsal gelişmeyi sağlamak için ödediğimiz bedel, elde edilen sonuçlara değiyor mu?
Sorun budur!
Daha az toplumsal fedakarlıkla daha hızlı toplumsal ilerleme sağlanabilir mi? Nasıl? İşte aklıbaşında tartışmaların ana ekseni burası...
Kapitalist gelişme modellerinin ana amacı, maddi refahın sağlanması ve arttırılmasıdır. Bunun üstyapısı 'liberal demokrasi' ise, bireyin önündeki engellerin kaldırılması ve böylece elverir ki 'İnsanların kendi hayatlarını daha özgürce yaşamalarını ve kendilerini geliştirebilecek ortamlara kavuşmalarını' hedefler. Oysa... Bu amaç tek başına ele alındığında, toplumsal gelişimin yönünü ve motorunu belirlemeye ve harekete geçirmeye yeterli değildir. İnsanların mutlu ve anlamlı hayatlar yaşayabilmesi, ait oldukları toplumla ilişkilerini 'olumlu' yönde değerlendirebilmeleri için bundan daha fazlasına ihtiyaç var. Hayır! Bu noktada 'insanın manevi hayatının kuvvetlendirilmesi' gerektiği argümanlarına girecek değilim. Manevi değerler de görecelidir, zaman içinde zaten kendiliklerinden değişirler. Sosyolojik olarak bu böyledir.
Şehirleşmeyle kırsallık arasında sıkışıp kalmış, kapitalistleşmeyi zaten beceremeyecek; zevk ve estetik duygularına sahip olmayı bir kenara bırakın, cehaletle özdeşleşmiş ve cehaletiyle gurur duyan bir kitle.. Lümpenlik işte budur. Ve bugün Türkiye'nin dominant kültürü lümpenliktir. Avamlıktır, bayağılıktır. Varoş veya gecekondu kültürü de diyebilirsiniz buna... ki bugün Türkiye'nin medyası, politikası ve iş alemi, bu kitleye bakarak kendini programlamaktadır. Hani hep der dururuz ya "Türkiye'yi iyi tanıtamıyoruz..." falan.
İşin doğrusu şudur: Görece serbestliğe kavuşmuş ve politik hesaplar nedeniyle (ne de olsa birer oy hakkı var onların da.. ve sayıca çoğunlukturlar) sırtı sıvazlanan lümpenler, Türk toplumunun hakim sınıfı oldu. Her ne kadar "İtiliyoruz, kakılıyoruz, perişanız.. Biz insan değil miyiz?" diye sızlansalar da, bu güruh, görece refaha da kavuştu.
Lümpen de olsalar, değil mi ki para harcama güçleri vardır; o halde 'para kazanma' amacından ötesini gözetmeyen medya ve sermaye sahipleri de bu güruhun türküsünü söyleyip duracaklardır... hem de halkçılık adına! Anlamsızlığın, bayağılığın ve cehaletin övüldüğü, yüceltildiği, örnek alındığı ve hayatlarımıza hükmettiği bir ülkede yaşıyoruz. Özlediğimiz, hayalini kurduğumuz ve bir gün elele yaratmayı amaçladığımız ülke bu değildi! Biz bunu hak edecek ne yaptık? Uzun yıllar boyunca hor gördüğümüz, aşağıladığımız, hayatlarını kararttığımız aydın ve okumuş insanlarımızın ahı mı tuttu yoksa? |
|