|
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Korku filmleri çeşit çeşittir de, ta Yaşayan Ölülerin Gecesi filminden beri dikkatimi çekmiş bir şablon vardır:
Korku objesi artık her neyse (kötü bir ruh, bir hayalet, dev bir anakonda, piranhalar veya ne bileyim bir tarantula sürüsü, sapık bir katil ya da zombiler) kahramanlarımızı sıkıştırdığı yerde teker teker avlamaya başlar. Biz de filmin seyircileri olarak, sanki korku objesinin yarattığı terör yetmezmiş gibi, bir de bu 'köşeye kıstırılmış' grubun kendi aralarındaki saçma sapan konuşmaları ve hareketleri izler, ekstradan kızar ve geriliriz. (Yönetmenin kullandığı ilave 'seyirciyi germe' trikleri) Mesela grubun içinden biraz akıllıca olan temiz yüzlü bir oğlan
Bunun üzerine çıkıntılık yapan karakterli(?) biri de
Sonra bu uyumsuz figür tek başına dışarı çıkınca, kurbanını beklemekte olan kötü adam, sapık katil, vahşi hayvan, manyak uzaylı veya işte her neyse, bu asi genci aynen temize havale eder! Biz de film seyircisi olarak bu salağa acımaktan çok kızarız yani... Aklıbaşında laflar eden temiz yüzlü oğlanı dinlememiş, sırf inat olsun diye girdiği tripler onun hayatına mal olmuştur. Oh olsun'dur ona! Sonra bir de kendini kaybederek histeri krizlerine kapılan zayıf karakterli tipler olur grubun içinde. Bunlar genelde kadın olur. Tehlike gelmiş kapıya dayanmışken bu isterik figür ya kontrolünü kaybedip çığlıklar atar ya da içine düşülen durumdan ötürü gruptan başka birini suçlar: "Senin aklına uyup buraya geldik de bunlar oldu... Lambayı okşamasaydın cin çıkmayacaktı.. vs vs." Bu panik tiplerin böyle anlarda ağlayarak "Ölmek istemiyorum" demesi de beni güldürür. Salak, sen ölmek istemiyorsun da ötekiler ölmek için can mı atıyor yani? Nispeten aklıbaşındaki kahramanlar bir de bu isterik tipleri teselli etmek zorunda kalır: "Tamam canım, topla kendini.. Herşey düzelecek, söz veriyorum.. vs. vs..." Şimdi biz film seyircisi olarak dışarıdan bakıyoruz ya.. Aslında tehlikenin nereden geldiğini de biliriz, böyle bir avantajımız vardır. Ama bu avantajımızın film kahramanlarına bir faydası olmayacaktır ne yazık ki.. Kendi adıma konuşmam gerekirse, 'tehlike gelip kapıya dayanmışken' birlik beraberlik içinde olacak yerde çıkıntılık yapan ve aklıbaşında adamlara karakter atan (ve sonra cezasını bulan) veya histeri krizinde kontrolünü kaybettiği için 'çözümün bir parçası olacak yerde sorunun bir parçası haline gelen' tiplere sinir oluyorum. Yaşadığımız hayatın da emprovize oynanan bir korku filmine dönüştüğünü düşünüyorum bazen. Dışarıda bir yerde bariz ve büyük bir tehlike var sanki. (Yani belki de ben paranoyak biriyimdir. Hayatı bir 'korku filmi gibi' algılayabildiğime göre?) Oysa biz tehlikenin ne olduğu ve nereden geldiğinde bile ortak görüş geliştirememiş tipler, birbirimize poz atmakla meşgulüz. Kimisi de isteri krizine kapılmış, ne kendisine ne de başkasına faydası olmayacak çığlıklar atıp duruyor.
Ortaya çıkan kakafoni ise işleri büsbütün karmaşık hale getiriyor. Ya da ne bileyim,
|