Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
NASIL OLURDU?
Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete. Freni patlamış bir kamyon misali memleket yokuş aşağı gidedursun, bir takım gafiller "Oh oh, herşey çok güzel oluyor, herşey şahane" diye zil takıp oynuyor.
O gafillere bakınca, insanın akılsız ve vicdansız olmasının da iyi bir yanı olduğunu düşünüyorum. Dünya yansa farkında değiller, rahatsız olmuyorlar bundan.
İnanın memleketin halleri şimdikinden daha kötü olmazdı. Hatta Edi ile Büdü ikilisinin hiç olmazsa mizah duygusu olduğu için belki biraz daha eğlenceli olurdu.
İş entelektüel birikim, olayları kavrama yeteneği ve insan kaynaklarının doğru kullanılması gibi ciddi konulara geldiğinde bile şimdiki yöneticilerimizin Edi ile Büdü'den daha fazla bir derinliğe sahip olduğunu söylemek çok zor.
Entellektüel birikim ve kültür yoksunu olmaları bir yana, bizi idare eden kadroların sanat ve estetik konusunda ne kadar sığ olduğunu görmek için; bugünkü iktidara yalakalık yapmaya soyunan -ve bu sefil çaba içinde kendilerini büsbütün rezil etmekten başka bir marifet gösteremeyen- sanatçı(?) müsvettelerini bir düşünün:
Seda Sayan'ın zavallı hallerini zaten yazmıştım.
Fazıl Say'a laf yetiştirmek uğraşırken ne kadar içi boş bir kişi olduğunu cümle aleme gösteren Osman Yağmurdereli ise bunun üstüne tuz-biber ekti. Oray Eğin'in Osman abim evde mi? başlıklı yazısı
Ne demiş Cervantes? Fazıl Say gibi uluslararası bir perspektife ve evrensel geçerlikte normlara sahip sanatçılarımıza kulak verip onları kazanmak yerine; kendi çapsızlıklarını sergileyen idarecilerimiz ve bu çapsız yöneticileri destekleme gayreti içine girip menfaat peşinde koşan içler acısı durumda sanatçılarımız(?) var.
Bu konuda memleketin içine düştüğü durumu Kültürel Çölleşme: İşte Modern Türkiye başlıklı yazımda ayrıca anlatmıştım.
Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, maalesef sanat ve estetik gibi değerlerin yanından-yakınından geçebilecek birikime sahip değiller. Orası çok belli!
Fakat iş bu kadarla da bitmiyor: Memleketin mali kaynaklarını da, insan kaynaklarını da o kadar akılsızca kullanıyorlar ki böylesi bir iklimde beyinsel yaratıcılığın yaşamasına imkan yok.
Ellerine fırsat geçtiğinde, dünyaca ünlü megastarımız Tarkan'ı bile yozlaştırıp sıradanlaştırabiliyorlar mesela.
Bu vesileyle ayrıca öğreniyoruz ki, yeteri kadar para verilirse Tarkan da ününü ve kariyerini satabilirmiş demek ki. Tıpkı Oscar Wilde'ın dediği gibi
Tarkan'ın bir sonraki durağı Seda Sayan veya Osman Yağmurdereli gibi kendisini komik durumlara düşürmek olabilir mi?
Televizyondaki kılığına bakanlar onun ucuz bir kabadayı veya AKP gençlik kolları başkanı gibi göründüğünü söylemiş, baksanıza...
Gözleri gören, vicdanı hür ve aklıbaşında insanlar zaten farkında: Türkiye'de hemen her gün bu söylediklerimizi teyit edecek facialar yaşanıyor.
İşte buyurun bir gazete haberi:
Şaka gibi, değil mi? Bütün bunlar olurken, bir değil birkaç yabancı dil bilen yetenekli ve donanımlı insanlarımız işsiz dolaşıyor oysa... Neden? Çünkü onların partiden veya herhangi bir dini cemaatten, tarikattan torpilleri yok.
Geçtiğimiz dönemde Milli Eğitim bakanı Çin halk cumhuriyetine yaptığı geziden sonra okullarımızda Çince dersi de verileceğini söylemişti.
Oysa şimdi daha iyi anlıyorum: Bu devrin Türkiye'sinde donanım ve birikim gibi şeylere gerek yok. Partiden veya cemaatten, tarikattan torpiliniz varsa İngilizce bilmeden İngilizce öğretmeni olabilirsiniz. Çince bilmeden Çince öğretmeni de olursunuz, yeter ki tarikatınızın şeyhi sizin için bir yerlere telefon etsin, ricacı olsun.
Bir ülkenin insan kaynakları daha kötü nasıl yönetilebilirdi?
Edi başbakan, Büdü cumhurbaşkanı... ve hatta bütün Susam Sokağı ahalisi milletvekili olsa... hiç olmazsa bu milletin yüzü gülmez miydi?
Kurabiye Canavarı'nın entellektüel seviyesi bizim idarecilerimizden daha mı düşüktür sizce?
Minik Kuş'un kendi çocuklarına avanta sağlayabileceğine veya meclis kürsüsünden muhalefete küfür edebileceğini aklınıza getirir misiniz?
Söyleyin rica ederim:
Susam Sokağı sakinleri yönetse, bu memleket şimdikinden daha kötü olabilir miydi?
|